Mekke devrinde nazil
olmuş, yirmibir ayettir.
Kendinizi 1400 sene
öncesine götürün. Mekke çöllerinin, ot bitmeyen vadilerinde, güneşin altında
kavrulmuş kayaların arasında, yalnız zemzem suyuyla ciğerlerin söndürüldüğü,
gündüzleri 60 °C dereceye kadar varan güneşin sıcaklığı altında, kumların aleve
dönüşmesi ve o ortam içerisinde hayat mücadelesi veren dünyanın en bedevi
insanları.
Bunların arasından,
Allah (c.c), bütün kainata örnek olsun ve o günden bu yana tüm insanları
yönlendirsin, annenin ve babanın çocuğu sevdiği ve terbiye ettiği gibi değil!,
daha ileri bir seviyede topyekün insanlığa yön
versin ve onların dünyadaki hayatlarını cennete döndürsün, ahiretlerini
de cennet eylesin diye, vede onlara kendilerinden bir
örnek olsun için Peygamber Efendimiz (s.a.v)'ı gönderdiğini düşünün.
Efendimizin içinde
bulunduğu şartların zorluğunu düşünün. İnsan Öldürmenin tavuk öldürmekten daha
kolay olduğu, çocuğunu diri diri gömmenin bir
fazilet sayıldığı, insanların en değerlisinin, öldürdüğü adama göre hesab edildiği bir ortamda, Efendimiz (s.a.v)'in Peygamber
olarak gönderiliyor. Ve bu insanlar eğitilecek. İlk önce ilk muhatab olunan insanlar eğitilecek.
Kendimizi ve
insanımızı o dönemin insanıyla mukayese ettiğimizde, o dönemin imansızıyla
günümüz imansızının arasında düşünce açısından fark olmadığını görüyoruz. Her
ne kadar deveden trene, gemiye ve uçağa geçilmiş ise
de vasıtalar değişmiş ama düşünceler değişmemiştir.
Onun içindirki, Allah'ın bu ayetleri 1400 sene öncesinin insanın
gönlünü aydınlattığı gibi, günümüz insanın da gönlünü aydınlatıyor. Bundan 1000
sene sonra gelecek olan insanların da gönlünü aydınlatmaya yetecektir.
İnsanların dış dünyası
değişiyor, iç dünyasında ise küfür değişmiyor. Firavun'un küfrü ne ise, Nemrud'un küfrü ne ise Haman'ın
küfrü ne ise, şeytanın inkarı ve küfrü ne ise, günümüz imansızın da küfrü aynı
şeydir. Bunlar aynı madendendir, aynı küftendir.
Allah (c.c) bu
insanların gönüllerinde küf bağlamış olan, pas bağlamış olan kirlerini
gidermek, iman eden insanların da gönül ufuklarını daha geniş tutmak üzere, ard arda surelerini indiriyor.
Tefsirini yapacağımız
surenin adı "leyi" dir. Leyi
"gece" demektir. Bu sureden sonra nazil olan surelere baktığımızda
şunu görüyoruz. Fecr Suresi, sonra Duna Süresi. Yani
geceden sonra sabah, sabahtan sonra kuşluk.
Müslümanlar bir gece
yaşıyorlar. Kafirler mü'minlerin gönüllerine giren
iman ışığım söndürmeye çalışıyorlar. Allah (c.c); "Onlar Allah'ın nurunu
söndürmek istiyorlar. Allah, kafirler istemese de nurunu tamamlayacaktır."
buyuruyor. [1]
O dönemdeki Mekke
müşrikleri mü'minlerin gönüllerindeki iman nurunu
söndürmeye çalışıyorlar, fakat onların söndürmek için üflemeleri, daha çok
alevlendirmiştir. Onlar üfledikçe İslâmın ışığı daha
çok yayılmış ve dünyanın bir çok ülkesine de sirayet etmiştir.[2]
1- Andolsun! bürüdüğü zaman geceye,
2- Açıldığı
zaman gündüze,
3- Erkeği ve
dişiyi yaratana (yemin olsunki)
4- Şüphesiz
sizin çalışmalarınız dağınıktır.
Mekke'de nazil olan ayetler
ve cümleler kısa kısadır. Yani anlamı insanların gönüllerine yerleştirebilmek
için cümleler kısa tutulmuştur. Mekke insanı ilk defa Kur'ân'la
muhatap oluyor. Allah (c.c) de, karşı tarafa mesajını yanlışsız, eksiksiz
ulaşması için cümleleri kısa tutmuştur.
Bu ayetlerde, bir mâna
güzelliği var, bir de lafız güzelliği var. Lafızla mana güzelliğinin birbirine
uyumu, çiçeğin yapraklarıyla birbirine uyumu gibidir. Çekirdek de kabukla
içindekinin birbirine uyumu gibidir.
İman edenler bir çok
zorluğa katlanarak iman ediyorlar. Candan olmak, maldan olmak, makam ve
mevkiden olmak var işin ucunda. İşte Hz. Ebu Bekir, işte Bilal Habeşi ve diğerleri
Karanlık devam etmez.
Her gecenin bir sabahı vardır. Allah (c.c) inşirah suresinde; "Her
zorluğun bir kolayı var" buyurmuştur.
Hiçbir zaman önünüze
çıkan engelleri gözünüzde büyütmeyiniz. Bilinizki,
her zehirin olduğu yerde panzehiri de vardır. Yılanlı
vadilere girecek olsanız bile o vadide yılanların zehirini
yok edecek kadar panzehiri Allah (c.c) orada yaratmıştır. Bunu kesinlikle
bilelim.
Her karanlık gecenin
mutlaka bir sabahının olduğunu gözlerimizle görüp durduğumuz gibi, kafirlerin
de her zulmününde mutlak surette birgün
sona ereceğini, hatta o sona erişle beraber büyük bir ferahlığın ve mutluluğun
da olacağına işaret eder Rabbim.
Gecenin karanlığına
yemin- ettikten sonra gündüzün aydınlığına yemin ediyor Allah (c.c). Küfrün
karabulutları güneşin ışığıyla aydınlığa dönüşüveriyor. Gecenin karanlığı gidip
gündüzün aydınlığının geldiği gibi küfrün de karanlığı gidecek imanın aydınlığı
gelecektir.
Biz ışığımızı
güçlendirmeye, İslama yönelmeye, Kur'ân
ayetlerinden güç almaya, ışığımızı kuvvetlendirmeye, fitilimizi yalnız Kur'ân ve sünnetten ateşlemeye gayret edeceğiz. Başkalarının
küfründen ışık almaya çalışmayacağız. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
"Müşriklerin ışığıyla ışıklanmayınız."[3] Yani
onların görüşleriyle yolunuzu aydınlatmaya kalkmayınız, onların fikirleriyle
dünyanızı yönlendirmeye çalışmayınız diyor Peygamberimiz.
Biz, Allah (c.c)'m
bize bildirdikleriyle dünyamızı algılamaya, dünyamızı Kur'ân
ayetleriyle yorumlamaya, gayret edeceğiz.
İnsan olarak erkeği
de, dişiyi de yaratan O'dur. Erkeğe ve kadına uygun gelecek ve onların hayatını
düzeltecek ve onların ruhi yapılarıyla uyum sağlayacak ayetleri de indiren
Allah (c.c)'dir.
"Herkesin işinin
ayrı ayrı olduğunu" da ifade ediyor Allah (c.c).
Erkeğin kendi bünyesine uygun işleri, kadının kendi bünyesine uygun işleri
vardır. Allah (c.c) şunu istemektedir. Gerek erkek ve gerekse kadın herkes,
yaratılışı doğrultusunda Allah'ın kendilerine verdiği emir ve yasakları yerine
getirsin.
Fıtratlarımızın farklı
oluşları gibi amellerimizde, işlerimizde birbirinden farklıdır. Bu farklılık
dünyayı güzelleştirmektedir.[4]
5- Amma kim
verir ve sakınırsa,
"Veren"
derken herşeyimizi anlıyacağız.
Cebimizdekini, kasamız dakini verirken gönlümüzde
olanı da vereceğiz. Gönlümüzdeki, dünyada bitmeyen, yetişmeyen Allah kelamını
insanlara vereceğiz.
Nasılki, bedenimiz topraktan geldiği için gıdasıda
topraktan geliyor. Ama ruhumuz topraktan gelmemiş, Rabbimizden gelmiş, onun
gıdası
da Rabbimizden
geliyor.
O, gıda olarak bir
zamanlar Tevrat'ı indirmiş, Zebur'u indirmiş, İncil'i indirmiş ve kıyamete
kadar gelecek olan insanlar da ruhi gıdalarını alsınlar diye Kur'ân-ı Kerim'i indirmiştir.[5]
6- Güzeli
(sözü) tasdik ederse,
7- Biz en
kolay olanı ona kolaylaştıracağız.
Müslümanlar daha ilk
yıllarda en güzel kelimelerle eğitiliyorlar. Mü'min
güzel olan herşeyi tasdik eder ve doğrular. Yürekten
o güzele destek verir. Neyin güzeli? Sözün güzeli, özün güzeli, eşyanın güzel
taraflarını görmek ve onu tasdik etmek, her şeyin güzel olmasını istemek.
En güzel söz, bütün
sözleri yaratan Allah'ın sözüdür. Bir başka surede mü'min
anlatılırken; "müslümanlar her sözü duyarlar en
güzeline uyarlar." diyor Allah (c.c).[6] En güzel söz de, Allah'ın sözüdür.[7] Biz
en güzel söze kulak vereceğiz.[8]
8- Amma kim
cimrilik yapar (kendini) yeterli bulursa,
9- Güzeli
(sözü) yalanlarsa,
10- Biz ona
zora düşmesini kolaylaştıracağız.
Mü'minin üç özelliğine karşı, kafirin de üç özelliği veriliyor
bu üç ayet-i kerimede.
-Mü'min
verendir, kafir vermeyendir.
-Mü'min
Allah'tan sakınandır, kendisini her an Allah'a muhtaç kabul eden ve O'ndan hep yardım
isteyendir, kafir ise Allah'a başkaldıran, "benim Allah'a ihtiyacım
yok" diyendir.
-Mü'min
başta Allah'ın kitabı olmak üzere güzel olan her şeyi tasdik edendir, kafir de
güzel olan her şeyi inkar edendir.[9]
11-
Yuvarlandığında malı onu kurtaramaz.
O ancak mal bekçiliği
yapar. Mal bekçiliği ile ömrünü geçirir, dışarıya da hava atar zenginim diye.
Bir gün ölüverdiğinde ve çukura düşü-verdiğinde malı da ona hiçbir fayda
vermez.
Tirilyonlar kazanıyor ama dışarıya hiçbir faydası olmuyor, ömrü
malını beklemekle geçiyor ve bir gün kefensizde bu
dünyadan gidiveriyor. Şansı olan bir kefenle gidiyor.[10]
12- Şüphesiz
bize düşen doğru yolu göstermektir.
13- Şüphesiz
sonda (ahiret) önde (dünya) bize aittir.
Her şeyin evveli
Allah, ahiri Allah, zahiri Allah, batım Allah. Ahirette,
dünyada Allah'a aittir.[11]
14- Ben sizi
alevlenen ateşle uyardım.
15- Oraya
ancak şaki olan yaslanacak.
Allah (c.c) bir
uyarıcı ile ahirette ateşin olduğunu ve yakıcı
bulunduğunu Rabbim bize bildiriyor.
Eşkıyaların, eşkiyası oraya girecektir. Kimdir bu eşkiya?
Allah'a başkaldıran adamdır.
Yani dağların
tepesindeki eşkıyalar akla gelmesin. Kur'ân'm ifadesiyle
eşkiya; Allah'a iman etmeyen kişidir.[12]
16- O ki
yalanladı ve yüz çevirdi.
17- Muttaki
olan o ateşden uzak tutulacak
Biz eşkiyanın karşısında olacağız. Allah'a inkara kalkışan,
Peygamberi ve Kur'ân'ı yalanlayan ve insanların ona
sırt dönmesine sebeb olan insanlar asıl eşkiyadır ve biz bunlara karşı olacağız.
Biz de bunun
karşısında "etka" olacağız. Yani üzerimize
düşeni yapacağız.[13]
18- O ki
malım verir temizlenir.
Malımızı temizlemek
için vereceğiz, kendimizi temizlemek için de malımızı dağıtacağız ve vereceğiz.
19- Hiçbir
kimsenin, onun yanında karşılığı verilecek bir ni'meti
yoktur.
Yaptığınız her işi
yalnız ve yalınız Allah rızası için yapacaksınız. Filanın filanın
gönlünü kazanıp gözüne gireyim diye iş yapmıyacaksınız.
Yapılan bir iş hak için yapılacaktır. Zaten yapılandan, halk yararlanıyor.[14]
20- Ancak
yüce Rabbinin rızasını aramak için (verir).
21- Ve o
yakında, muhakak razı olacaktır.
Hz. Ebubekir (r.a.)
müşriklerden Ümeyye b. Halefin kölesi olan, Bilali Habeşi'yi (r.a.) satın alıp hürriyetine
kavuşturmuştu. Karşılıksız vermenin ne olduğunu bilmeyen o günün müşriğine de, bu günün müş-riğine de anlatmak mümkin değil.
Günümüzde bazı semtlerde, selam verdiğin bir adam, hayretle bakıp"nereden
tanışıyoruz" diyecek kadar yabani, vahşi ve bedevi olmuştur.
Kan bağışı yaptıktan
sonra hasta sahibinin verdiği parayı almayan mü'mini
görünce hastanın sahibi soruyor; "öyle ise niçin verdin" diyor. Biz
yakında Rabbimin rızasına kavuşacağımızı ümit ederek veriyoruz. Onlar ise haram
yollardan geçinmeye çalışıyorlar.[15]
[1] Tevbe
32,Sad8.
[2] Mahmut Toptaş,
Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş
Yayınları: 8/285-286.
[3] Ahmed
müsned3/99, Nesai zinet
8/177.
[4] Mahmut Toptaş,
Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş
Yayınları: 8/287-288.
[5] Mahmut Toptaş,
Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş
Yayınları: 8/288-289.
[6] Zümer
18.
[7] Zümer
23.
[8] Mahmut Toptaş,
Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş
Yayınları: 8/289.
[9] Mahmut Toptaş,
Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş
Yayınları: 8/289-290.
[10] Mahmut Toptaş,
Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş
Yayınları: 8/290.
[11] Mahmut Toptaş,
Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş
Yayınları: 8/290.
[12] Bakara, 11.
Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş
Yayınları: 8/290-291.
[13] Mahmut Toptaş,
Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş
Yayınları: 8/291.
[14] Mahmut Toptaş,
Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş
Yayınları: 8/291.