LEYL SÛRESİ 2


LEYL SÛRESİ

 

Mekke devrinde nazil olmuş, yirmibir ayettir.

Kendinizi 1400 sene öncesine götürün. Mekke çöllerinin, ot bitme­yen vadilerinde, güneşin altında kavrulmuş kayaların arasında, yalnız zemzem suyuyla ciğerlerin söndürüldüğü, gündüzleri 60 °C dereceye kadar varan güneşin sıcaklığı altında, kumların aleve dönüşmesi ve o ortam içerisinde hayat mücadelesi veren dünyanın en bedevi insanları.

Bunların arasından, Allah (c.c), bütün kainata örnek olsun ve o gün­den bu yana tüm insanları yönlendirsin, annenin ve babanın çocuğu sevdiği ve terbiye ettiği gibi değil!, daha ileri bir seviyede topyekün in­sanlığa yön versin ve onların dünyadaki hayatlarını cennete döndürsün, ahiretlerini de cennet eylesin diye, vede onlara kendilerinden bir örnek olsun için Peygamber Efendimiz (s.a.v)'ı gönderdiğini düşünün.

Efendimizin içinde bulunduğu şartların zorluğunu düşünün. İnsan Öl­dürmenin tavuk öldürmekten daha kolay olduğu, çocuğunu diri diri göm­menin bir fazilet sayıldığı, insanların en değerlisinin, öldürdüğü adama göre hesab edildiği bir ortamda, Efendimiz (s.a.v)'in Peygamber olarak gönderiliyor. Ve bu insanlar eğitilecek. İlk önce ilk muhatab olunan in­sanlar eğitilecek.

Kendimizi ve insanımızı o dönemin insanıyla mukayese ettiğimizde, o dönemin imansızıyla günümüz imansızının arasında düşünce açısın­dan fark olmadığını görüyoruz. Her ne kadar deveden trene, gemiye ve uçağa geçilmiş ise de vasıtalar değişmiş ama düşünceler değişmemiş­tir.

Onun içindirki, Allah'ın bu ayetleri 1400 sene öncesinin insanın gönlünü aydınlattığı gibi, günümüz insanın da gönlünü aydınlatıyor. Bundan 1000 sene sonra gelecek olan insanların da gönlünü aydınlat­maya yetecektir.

İnsanların dış dünyası değişiyor, iç dünyasında ise küfür değişmiyor. Firavun'un küfrü ne ise, Nemrud'un küfrü ne ise Haman'ın küfrü ne ise, şeytanın inkarı ve küfrü ne ise, günümüz imansızın da küfrü aynı şey­dir. Bunlar aynı madendendir, aynı küftendir.

Allah (c.c) bu insanların gönüllerinde küf bağlamış olan, pas bağlamış olan kirlerini gidermek, iman eden insanların da gönül ufuklarını daha geniş tutmak üzere, ard arda surelerini indiriyor.

Tefsirini yapacağımız surenin adı "leyi" dir. Leyi "gece" demektir. Bu sureden sonra nazil olan surelere baktığımızda şunu görüyoruz. Fecr Suresi, sonra Duna Süresi. Yani geceden sonra sabah, sabahtan sonra kuşluk.

Müslümanlar bir gece yaşıyorlar. Kafirler mü'minlerin gönüllerine gi­ren iman ışığım söndürmeye çalışıyorlar. Allah (c.c); "Onlar Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Allah, kafirler istemese de nurunu ta­mamlayacaktır." buyuruyor. [1]

O dönemdeki Mekke müşrikleri mü'minlerin gönüllerindeki iman nu­runu söndürmeye çalışıyorlar, fakat onların söndürmek için üflemeleri, daha çok alevlendirmiştir. Onlar üfledikçe İslâmın ışığı daha çok yayılmış ve dünyanın bir çok ülkesine de sirayet etmiştir.[2]

 

1- Andolsun! bürüdüğü zaman geceye,

2- Açıldığı zaman gündüze,

3- Erkeği ve dişiyi yaratana (yemin olsunki)

4- Şüphesiz sizin çalışmalarınız dağınıktır.

Mekke'de nazil olan ayetler ve cümleler kısa kısadır. Yani anlamı insanların gönüllerine yerleştirebilmek için cümleler kısa tutulmuştur. Mekke insanı ilk defa Kur'ân'la muhatap oluyor. Allah (c.c) de, karşı tarafa mesajını yanlışsız, eksiksiz ulaşması için cümleleri kısa tutmuş­tur.

Bu ayetlerde, bir mâna güzelliği var, bir de lafız güzelliği var. Lafızla mana güzelliğinin birbirine uyumu, çiçeğin yapraklarıyla birbirine uyumu gibidir. Çekirdek de kabukla içindekinin birbirine uyumu gibidir.

İman edenler bir çok zorluğa katlanarak iman ediyorlar. Candan ol­mak, maldan olmak, makam ve mevkiden olmak var işin ucunda. İşte Hz. Ebu Bekir, işte Bilal Habeşi ve diğerleri

Karanlık devam etmez. Her gecenin bir sabahı vardır. Allah (c.c) inşirah suresinde; "Her zorluğun bir kolayı var" buyurmuştur.

Hiçbir zaman önünüze çıkan engelleri gözünüzde büyütmeyiniz. Bilinizki, her zehirin olduğu yerde panzehiri de vardır. Yılanlı vadilere girecek olsanız bile o vadide yılanların zehirini yok edecek kadar pan­zehiri Allah (c.c) orada yaratmıştır. Bunu kesinlikle bilelim.

Her karanlık gecenin mutlaka bir sabahının olduğunu gözlerimizle görüp durduğumuz gibi, kafirlerin de her zulmününde mutlak surette birgün sona ereceğini, hatta o sona erişle beraber büyük bir ferahlığın ve mutluluğun da olacağına işaret eder Rabbim.

Gecenin karanlığına yemin- ettikten sonra gündüzün aydınlığına ye­min ediyor Allah (c.c). Küfrün karabulutları güneşin ışığıyla aydınlığa dönüşüveriyor. Gecenin karanlığı gidip gündüzün aydınlığının geldiği gibi küfrün de karanlığı gidecek imanın aydınlığı gelecektir.

Biz ışığımızı güçlendirmeye, İslama yönelmeye, Kur'ân ayetlerinden güç almaya, ışığımızı kuvvetlendirmeye, fitilimizi yalnız Kur'ân ve sün­netten ateşlemeye gayret edeceğiz. Başkalarının küfründen ışık al­maya çalışmayacağız. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Müşriklerin ışığıyla ışıklanmayınız."[3] Yani onların görüşleriyle yolunuzu aydınlatmaya kalkmayınız, onların fikirleriyle dünyanızı yönlendirmeye çalışmayınız diyor Peygamberimiz.

Biz, Allah (c.c)'m bize bildirdikleriyle dünyamızı algılamaya, dün­yamızı Kur'ân ayetleriyle yorumlamaya, gayret edeceğiz.

İnsan olarak erkeği de, dişiyi de yaratan O'dur. Erkeğe ve kadına uygun gelecek ve onların hayatını düzeltecek ve onların ruhi yapılarıyla uyum sağlayacak ayetleri de indiren Allah (c.c)'dir.

"Herkesin işinin ayrı ayrı olduğunu" da ifade ediyor Allah (c.c). Erkeğin kendi bünyesine uygun işleri, kadının kendi bünyesine uygun işleri vardır. Allah (c.c) şunu istemektedir. Gerek erkek ve gerekse kadın herkes, yaratılışı doğrultusunda Allah'ın kendilerine verdiği emir ve yasakları yerine getirsin.

Fıtratlarımızın farklı oluşları gibi amellerimizde, işlerimizde birbirin­den farklıdır. Bu farklılık dünyayı güzelleştirmektedir.[4]

 

5- Amma kim verir ve sakınırsa,

"Veren" derken herşeyimizi anlıyacağız. Cebimizdekini, kasamız dakini verirken gönlümüzde olanı da vereceğiz. Gönlümüzdeki, dün­yada bitmeyen, yetişmeyen Allah kelamını insanlara vereceğiz.

Nasılki, bedenimiz topraktan geldiği için gıdasıda topraktan geliyor. Ama ruhumuz topraktan gelmemiş, Rabbimizden gelmiş, onun gıdası

da Rabbimizden geliyor.

O, gıda olarak bir zamanlar Tevrat'ı indirmiş, Zebur'u indirmiş, İncil'i indirmiş ve kıyamete kadar gelecek olan insanlar da ruhi gıdalarını alsınlar diye Kur'ân-ı Kerim'i indirmiştir.[5]

 

6- Güzeli (sözü) tasdik ederse,

7- Biz en kolay olanı ona kolaylaştıracağız.

Müslümanlar daha ilk yıllarda en güzel kelimelerle eğitiliyorlar. Mü'min güzel olan herşeyi tasdik eder ve doğrular. Yürekten o güzele destek verir. Neyin güzeli? Sözün güzeli, özün güzeli, eşyanın güzel taraflarını görmek ve onu tasdik etmek, her şeyin güzel olmasını iste­mek.

En güzel söz, bütün sözleri yaratan Allah'ın sözüdür. Bir başka su­rede mü'min anlatılırken; "müslümanlar her sözü duyarlar en güzeline uyarlar." diyor Allah (c.c).[6]  En güzel söz de, Allah'ın sözü­dür.[7] Biz en güzel söze kulak vereceğiz.[8]

 

8- Amma kim cimrilik yapar (kendini) yeterli bulursa,

9- Güzeli (sözü) yalanlarsa,

10- Biz ona zora düşmesini kolaylaştıracağız.

Mü'minin üç özelliğine karşı, kafirin de üç özelliği veriliyor bu üç ayet-i kerimede.

-Mü'min verendir, kafir vermeyendir.

-Mü'min Allah'tan sakınandır, kendisini her an Allah'a muhtaç kabul eden ve O'ndan hep yardım isteyendir, kafir ise Allah'a başkaldıran, "benim Allah'a ihtiyacım yok" diyendir.

-Mü'min başta Allah'ın kitabı olmak üzere güzel olan her şeyi tasdik edendir, kafir de güzel olan her şeyi inkar edendir.[9]

 

11- Yuvarlandığında malı onu kurtaramaz.

O ancak mal bekçiliği yapar. Mal bekçiliği ile ömrünü geçirir, dışa­rıya da hava atar zenginim diye. Bir gün ölüverdiğinde ve çukura düşü-verdiğinde malı da ona hiçbir fayda vermez.

Tirilyonlar kazanıyor ama dışarıya hiçbir faydası olmuyor, ömrü ma­lını beklemekle geçiyor ve bir gün kefensizde bu dünyadan gidiveriyor. Şansı olan bir kefenle gidiyor.[10]

 

12- Şüphesiz bize düşen doğru yolu göstermektir.

13- Şüphesiz sonda (ahiret) önde (dünya) bize aittir.

Her şeyin evveli Allah, ahiri Allah, zahiri Allah, batım Allah. Ahirette, dünyada Allah'a aittir.[11]

 

14- Ben sizi alevlenen ateşle uyardım.

15- Oraya ancak şaki olan yaslanacak.

Allah (c.c) bir uyarıcı ile ahirette ateşin olduğunu ve yakıcı bulundu­ğunu Rabbim bize bildiriyor.

Eşkıyaların, eşkiyası oraya girecektir. Kimdir bu eşkiya? Allah'a başkaldıran adamdır.

Yani dağların tepesindeki eşkıyalar akla gelmesin. Kur'ân'm ifade­siyle eşkiya; Allah'a iman etmeyen kişidir.[12]

 

16- O ki yalanladı ve yüz çevirdi.

17- Muttaki olan o ateşden uzak tutulacak

Biz eşkiyanın karşısında olacağız. Allah'a inkara kalkışan, Peygamberi ve Kur'ân'ı yalanlayan ve insanların ona sırt dönmesine sebeb olan insanlar asıl eşkiyadır ve biz bunlara karşı olacağız.

Biz de bunun karşısında "etka" olacağız. Yani üzerimize düşeni ya­pacağız.[13]

 

18- O ki malım verir temizlenir.

Malımızı temizlemek için vereceğiz, kendimizi temizlemek için de malımızı dağıtacağız ve vereceğiz.

19- Hiçbir kimsenin, onun yanında karşılığı verilecek bir ni'meti yoktur.

Yaptığınız her işi yalnız ve yalınız Allah rızası için yapacaksınız. Filanın filanın gönlünü kazanıp gözüne gireyim diye iş yapmıyacaksınız. Yapılan bir iş hak için yapılacaktır. Zaten yapılandan, halk yarar­lanıyor.[14]

 

20- Ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için (verir).

21- Ve o yakında, muhakak razı olacaktır.

Hz. Ebubekir (r.a.) müşriklerden Ümeyye b. Halefin kölesi olan, Bilali Habeşi'yi (r.a.) satın alıp hürriyetine kavuşturmuştu. Karşılıksız vermenin ne olduğunu bilmeyen o günün müşriğine de, bu günün müş-riğine de anlatmak mümkin değil. Günümüzde bazı semtlerde, selam verdiğin bir adam, hayretle bakıp"nereden tanışıyoruz" diyecek kadar yabani, vahşi ve bedevi olmuştur.

Kan bağışı yaptıktan sonra hasta sahibinin verdiği parayı almayan mü'mini görünce hastanın sahibi soruyor; "öyle ise niçin verdin" diyor. Biz yakında Rabbimin rızasına kavuşacağımızı ümit ederek veriyoruz. Onlar ise haram yollardan geçinmeye çalışıyorlar.[15]



[1] Tevbe 32,Sad8.

[2] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/285-286.

[3] Ahmed müsned3/99, Nesai zinet 8/177.

[4] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/287-288.

[5] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/288-289.

[6] Zümer 18.

[7] Zümer 23.

[8] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/289.

[9] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/289-290.

[10] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/290.

[11] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/290.

[12] Bakara, 11.

  Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/290-291.

[13] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/291.

[14] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/291.

[15] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları: 8/291-292.


Önceki Sayfa
Fihrist
Sonraki Sayfa
Ana Sayfa Dön ///