En İyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadet Sağlayan Bilgidir
Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.(Enam Suresi-159-160)
Yer Yüzünün Kayan Yıldızları Ashab-ı Kiramın Kısa Hayat Tarihceleri
Ashâbın ileri gelen fâkihlerinden ve aynı zamanda Abâdile*den
olan sahâbi. Ebu Muhammed veya Ebu Abdurrahman künyesiyle tanınan Abdullah, Amr
b. As'ın oğlu idi. Annesi de Râita (Reyta) binti Münebbih'tir. Abdullah, babası
Amr b. el-As'dan önce müslüman oldu ve onunla birlikte Hicri yedinci yılda
Medîne'ye hicret etti.
Abdullah b. Amr (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.s.)'in meclislerine
devam ederdi. Onun tanındığı özelliklerden biri, Rasûlullah'ın sözlerini
ezberlemek ve kaydetmekti. Ashâb, Abdullah'ın her şeyi yazdığını görerek, onu,
bundan vazgeçirmek istemişler ve ona şöyle demişlerdir: "Sen Rasûlullah'tan
işittiğin her şeyi yazıyorsun. Halbuki Allah Resûlü, gazap ve hoşnutluk
hallerinde de söz söylemektedir. "Bunun üzerine tereddüde düşen Abdullah, durumu
Hz. Peygambere anlatınca Rasûlullah, onu dinledikten sonra şöyle buyurdu: "Yaz,
çünkü canımı kudret elinde tutan yüce Allah'a yemin ederim ki, ağzımdan haktan
başka bir şey çıkmamıştır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 158).
Abdullah b. Amr, gece ve gündüzünü Allah yoluna vakfeden
sahâbelerdendi. Bütün vaktini oruç ve namaza adamıştı. Abdullah bu hâliyle
ilgili olarak şunları anlatır:
"Babam, beni Abdullah b. Abbâs'ın kızı Umre ile evlendirdi.
Fakat ben hep namaz ve oruçla vakit geçirdiğimden eşimle ilgilenememiştim. Bir
gün babam, gelinini ziyarete geldi. Beni nasıl bulduğunu sormuş, eşim ona şu
cevabı vermişti: "Kocam, erkeklerin en şereflilerindendir, fakat bizi arayıp
sorduğu yok..." Babam, zevcemin bu sözlerinden üzülerek, beni arayıp sordu ve
şöyle dedi: "Oğlum, sana, Kureyş'in en şereflilerinden bir kadın aldım. Sen ise
şöyle yaptın, böyle yaptın!.." Daha sonra da, Rasûlullah'a giderek beni şikâyet
etti. Rasûlullah, babamı dinledikten sonra beni çağırdı. Hemen yüce huzurlarına
vardım. Hz. Peygamber (s.a.s.):
- Sen gündüzleri oruç mu tutarsın?
- Evet, ya Rasûlullah!
- Geceleri namaz mı kılarsın?
- Evet, ya Rasûlullah!
Bunun üzerine Rasûlullah şunları söyledi:
"- Fakat ben, oruç tutar ve yerim; namaz kılar ve uyurum,
zevcelerimle de ilgilenirim. Benim sünnetim budur. Benim sünnetimden ayrılan
benden değildir."
Rasûlullah bana:
- Sen Kur'an'ı ayda bir kere hatmet!... dedi. Ben de:
"Fakat ben kendimi daha kuvvetli hissediyorum" dedim.
"O halde on günde bir kere hatmet" buyurdular.
"Fakat ben daha fazla da okuyabilirim" dedim.
"O halde üç günde bir hatmet", buyurdular.
Sonra oruca değinen Hz. Peygamber:
"Ayda üç gün oruç tut!" dedi.
Ben, "Daha fazla tutmaya gücüm yeter." dedim.
Ancak Rasûlullah, daha fazlasına müsâade etmedi. Ben ise daha
fazlasını rica ettim. O zaman müsâade buyurdu. Ne var ki ben daha fazla tutmakta
ısrar ettim. Sonunda Allah Resûlü şöyle buyurdular:
"Orucun en faziletlisi, kardeşim Davud (a.s.)'ın orucudur. O,
bir gün oruç tutar, bir gün yerdi."
Bunu da ilâve ettiler "Her abîdin, ibadet için atılımlar
duyduğu anlar vardır. Fakat bunu bir bezginlik takip eder. O zaman insan ya
sünnete doğru gider, ya bid'ate. Bezginlik anında sünnete doğru giden hidayete
ermiş demektir. Başka bir yola giden ise helâk olur." (Buhâri, Savm, 55, Nikâh,
89, Teheccüd, 20; Müslim, Sıyâm, 192; Nesâi, Sıyâm, 76; İbn Hanbel, II, 194,
198)
Bu hadis-i şerîfin râvisi der ki: Abdullah b. Amr, bütün
hayatını Rasûlullah'ın bu tavsiyeleri çerçevesinde geçirdi. İhtiyarlığında bile,
aynı şekilde hareket etti. Bazen de günlerce oruç tutar, sonra orucunu bozar ve
şöyle derdi: "Rasûlullah'dan bu hâl üzere ayrıldım. Bu hâli bırakıp başka bir
hâle girmek istemem."
Abdullah b. Amr, Hz. Peygamber (s.a.s.) devrinde birçok gazaya
katıldı. Genellikle süvarilerle birlikte hareket ederdi. Son derece cömert, eli
açık bir adam olduğundan, eline geçen her şeyi dağıtır ve herkesi memnun ederdi.
Onun cihada katıldığını gösteren hadîsler pek çoktur. Bunlardan, onun, gazaya
çıkan mücahidleri hazırlama görevini yürüttüğünü de anlıyoruz.
Amr b. Hâris ez-Zebîdi diyor ki: Bir gün Abdullah b. Amr b.
el-Âs'a sordum:
- Ya Eba Muhammed! Biz öyle bir yerdeyiz ki, burada bir dirhem
ve dinar namına para yoktur. Bütün malımız davarlarımızdan ibarettir. Bunları
değiştirerek alış-veriş yapıyoruz.
Bir ineği, bir müddet için koyun karşılığında alıyoruz. Yahut
bir deveyi birkaç inek karşılığında veriyoruz. Deve karşılığında at ve kısrak
alıyoruz. Fakat bunların hepsi zamanla kayıtlıdır. Bunda bir zarar var mı?
-Tam adamını buldun, dedi. "Rasûlullah bir gün yanımda bulunan
develere askerleri bindirerek, bir tarafa sevketmemi emir buyurdu. Develerin
askerlere yetmeyeceğini gördüm. Rasûlullah'a vararak, bazı askerlerin bineksiz
kaldıklarını söyledim. O zaman Rasûlullah, bana şu cevabı verdi: "Sadakalardan
gelen erkek develer karşılığında dişi develer satın al ve askerlere binek temin
et!.. " Ben de bir erkek deve karşılığında üç dişi deve satın alarak, bütün
askere binek sağlamış oldum. Daha sonra Rasûlullah, sadakalara ait olan
develerin bedelini ödedi."
Asr-ı Saadet'ten sonra, Abdullah b. Amr'ın katıldığı en önemli
cihad Yermük'tür. Abdullah'ın babası Amr b. el-Âs, bu cihad hareketinin
kumandanlarından biriydi. Abdullah bu savaşta büyük yararlıklar göstermişti.
(İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Câbe, 111, 234).
Kendisi Amr b. As'ın oğlu olduğundan, tabii olarak babasının
hareket çizgisini takip etmişti. Ne var ki, Abdullah'ın babasının yanında
bulunması, Muâviye'yi körü körüne desteklediği anlamına gelmez. Çünkü o, sonuna
kadar tarafsızlığını koruyan büyüklerdendi. Kendisi babasıyla birlikte
Muâviye'nin tarafında bulunmasına rağmen, Sıffın'da savaşa katılmadı. Hiçbir
müslümanın kanını dökmedi ve hiçbir zaman bir müslümana karşı silah çekmedi.
Sıffın'da Ammâr b. Yâsir'in şehîd olması üzerine, Hz.
Abdullah'dan gelen şu rivayet her şeyi açıklamaktadır:
Hanzala b. Huveylid şöyle anlatır: "Muaviye'nin yanındaydım.
Ammâr'ın kesik başı için birbiriyle tartışan iki adam geldi. Bunlar,
birbirleriyle Ammâr'ı ben öldürdüm, diye çekişiyorlardı. Abdullah, onlara şu
sözleri söyledi: İçinizde onu öldüren kimse sevinsin! Çünkü Rasûlullah: "Ammâr'ı
azgın bir topluluk öldürecektir. " buyurmuştur. (İbn Sa'd, Tabakat, 111, 252).
Abdullah'ın bu hadisi rivayet etmesi Muâviye'yi endişelendirmiş ve Abdullah'a
şöyle demişti:
-O halde, sen niçin bizimle berabersin? Abdullah:
- Babam beni, bir gün Rasûlullah'a şikâyet etti. Rasûlullah da
bana şöyle emretti: "Baban hayatta oldukça ona itaat et ve onu dinlememezlik
etme." İşte bunun için sizinle beraberim. Fakat asla savaşa katılmam! (Ahmed b.
Hanbel, II, 166).
Aynı olayı, Abdullah b. Hâris de naklediyor ve diyor ki: "Ben,
Abdullah b. Amr ve Muâviye ile birlikte yürüyordum. Abdullah, babası Amr b.
el-As'a bakarak dedi ki: Rasûlullah'ın şu sözleri söylediğini duydum: "Ammâr'ı
azgın bir topluluk katledecektir!.. " Bunun üzerine Amr b. el Âs Muâviye'ye
bakarak: "Duydun mu ne dediğini?" dedi. Muâviye hemen durumu kurtarmak için:
"Ammâr'ı biz mi öldürdük ya? Onu buralara getirenler öldürdü!" dedi. (İbn Sa'd,
Tabakat, 111, 252, İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, 111, 311).
Bütün bu sahih rivâyetlerden anlıyoruz ki, Abdullah b. Amr
fitneye karışmayıp, müslüman kanı dökmedi. Hattâ müslümanların birbiriyle
uğraşmasını, birbirlerine saldırmalarını daima üzüntüyle karşılayıp bu
hareketleri kötülemekten geri durmadı. (İbnü'l-Esîr, 111, 234).
Bu iki olay, Abdullah'ın yalnız bir mecliste değil, birçok
topluluklarda bildiğini söylemekte tereddüt etmediğini göstermektedir. Nitekim
bir gün Abdullah ile Ebu Saîd el-Hudrî ve Hz. Hüseyin (r.a.) Mescid-i Nebevî'de
bulundukları sırada, Sıffîn olayı hatırlanmış ve söz konusu edilmişti. Ebu Saîd
Abdullahta, "Sıffin harbinde Şamlılarla bulunmasının ne gibi bir hikmete
dayandığını" sordu. Abdullah'ın verdiği cevap şuydu: Ben Sıffin savasına
katılmadım. Çünkü böyle bir savaşa katılmak bizim Allah Resûlü'nden aldığımız
terbiye ve hidayete aykırıydı. Fakat Rasûlullah bana, "Babana itaatsizlik etme!"
buyurmuştu. İşte bunun için babamın yanından ayrılmadım. Ancak asla savaşa
katılmadım ve hiçbir müslümana silah çekmedim."
Abdullah b. Amr hicrî altmışbeş'inci yılda yetmişiki
yaşındayken Mısır'ın Füstat şehrinde vefat etti ve oraya defnolundu.
Abdullah (r.a.) ashâb arasında ilim ve fazîletiyle tanınırdı.
Arapça'nın yanı sıra İbrâni'ce ve Süryânice bilirdi. Böylece Tevrat ve İncil'i
de okuyup, tetkik etme imkânı bulmuştu. Hz. Ebu Hûreyre (r.a.) Abdullah'tan
bahsederken; Abdullah'ın daha fazla hadis bildiğini, zira onun hadisleri
yazdığını, fakat kendisinin yazmadığını söylemektedir. (Buhâfi, Ilim, 39).
Abdullah Rasûlullah'dan duyduklarını yazarak bu hadisleri bir
arada toplayan bir kitap meydana getirmişti. Bu kitaba "es-Sahifetü's-Sadıka"
adı verilirdi. Kendisine bir şey sorulduğunda buna bakarak cevap verirdi.
Ebu Kubeyl şunu rivâyet ediyor: Abdullah'ın yanında
bulunuyorduk. Kendisine bir soru soruldu: "Hangi şehir daha önce
fetholunacaktır? Kostantiniyye mi, Roma mı?.." Abdullah, soruyu dinledikten
sonra bir sandık getirdi, içinden bir kitap çıkarttı ve ona bakarak şu cevabı
verdi: "Bir gün Rasûlullah'ın çevresinde oturmuş yazı yazıyorduk. Derken
Rasûlullah'a bir soru soruldu: "Şu iki şehirden hangisi daha evvel fetholunacak;
Kostantiniyye mi, Roma mı?" Allah Rasûlü, şu cevabı verdiler: "Önce Herakl'in
şehri (Kostantiniyye yani İstanbul) feth olunacaktır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned,
II, 176).
Abdullah b. Amr Rasûlullah'tan yediyüzyirmiiki hadis rivâyet
etmiştir. Bunlardan on yedisini Buhârî ve Müslim müştereken rivâyet ederler.
Ayrıca ondan Buhâri'de sekiz, Müslim'de yirmi kadar hadîs kaydedilmiştir. Çok
hadîs rivayet ettiği için Muksirundan sayılmaktadır.
Abdullah b. Amr bizzat işiterek Rasûlullah'tan hadis-i şerif
rivayet ettiği gibi, Hz. Ömer'den, Abdurrahman b. Avf'dan, Muaz b. Cebel'den,
Ebû'd-Derdâ, gibi birçok sahâbeden hadis rivâyet etmiştir. Kendisinden de, Enes
b. Mâlik, Ebû Umâme, Sehl b. Hanif, Abdurrahman b. Hâris b. Nevfel, Mesrûk b.
Ecdâ, Sâid b. elMüsevveb, Cübeyr b. Nüfeyr, Sâbit b. İyâd el-Ahnef, Kayseme b.
Abdurrahman el-Ca'fi, Humeyd b. Abdurrahman b. Avf, Zîr b. Hubeys, kendi oğlu
Muhammed, Tâvus, Salih b. Keysân, Âmir b. Surâhil, Sa'bî, İbn Ebi Müleyka, Urve
b. Zübeyr, Abdurrahman b. Cübeyr, İkrime, Ebû Seleme b. Abdurrahman, Ebû Zur'a
b. Amr b. Cerir, Ebu'z-Zübeyr el Mekki, Amr b. Dinâr Hasan-ı Basri ve daha pek
çok âlim hadis rivâyet etmiştir.
Abdullah'ın ders halkaları son derece genişti. Hadis öğrenimi
görmek isteyenler uzak ve yakın diyarlardan gelerek ondan ders okurlardı.
Naha âlimlerinden biri der ki: İlya mescidine giderek, bir
cemaatle birlikte iki rekât namaz kıldım. Derken adamın biri geldi. Bana yakın
bir yerde namaza durdu. Herkes bu adamın yanına koştu. Meğer bu zat, Abdullah b.
Amr b. el-Âs'mış. O, namazdan sonra oturup, halka ders vermek istedi. Fakat
Muâviye'nin oğlu Yezid'in elçisi gelerek onu çağırdı. Bunun üzerine Hz.
Abdullah, cemaate bakarak: "Bu adam (Yezid) benim size Allah Rasûlünün
hadislerini öğretmemi istemiyor. Onun babası da bunu istemezdi. Halbuki ben
Allah Rasûlünden şunu işittim: "Ya Rabbi şu dört husustan sana sığınırım: Fayda
vermeyen ilimden, huşua varmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan
duadan..."(Nesâi, İstiâze, 18, 21, Tirmizî, Deavât, 68; İbn Mâce, Dua, 2; Ahmed
b. Hanbel II, 167, 198, 340).
Abdullah'ın talebeleri, onu son derece sever, etrafında oturup
ders dinlerlerken, birisinin gelip, bu dersi bozmasını istemezlerdi. Bir gün
adamın biri, Abdullah'ı görmek istedi. Bunun için de safları yararak ilerlemesi
gerekti. Talebeleri hemen bu adamı durdurmak istemişlerse de, Abdullah:
"Bırakınız gelsin" deyince adam safları yara yara Hz. Abdullah'ın yanına
varıp;
- Bana, Rasûlullah'dan dinleyerek ezberlediğin bir söz söyle!
dedi. Abdullah b. Amr bu adama şunları söyledi:
- Rasûlullah' (s.a.s.)'ın şöyle buyurduğunu ondan dinledim:
"Müslüman, müslümanların, onun dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir.
Muhâcir, Allah'ın yasakladığı her şeyden uzak olan kişidir." Abdullah (r.a.)'ın
ilminden en çok istifade eden şehirlerden biri de Basra idi. Basra'da, herkesten
önce oranın valileri derslerine koşarlardı. Onun rivâyetlerinden ümmet istifâde
etmiştir.
Ahmed AĞIRAKÇA
Abdullah b. Amr b. el-Âs'tan Rivâyet Edilen Hadisler
"Dünyada adâlet tevzi edenler, kıyamette bu davranışlarının
mükâfatı olarak inciden minberler üzerinde dururlar."
"Merhamet edenlere, Allah rahmetini esirgemez. Yerdekilere
acıyınız ki, göktekiler de size acısınlar."
"Cebrâil, bana, komşu hakkını gözetmeyi o kadar tavsiye etti
ki, komşunun komşuya mirasçı olacağını sandım."
"Allah, ilmi, insanlardan çekerek kaldırmaz. İlmi, alimlerin
ölümüyle çeker. Ortada âlim kalmayınca, câhiller başa geçerler; sorulanlara
ilimsiz cevaplar verirler, hem kendileri sapar, hem başkalarını
saptırırlar."
"Ümmetimin zâlimden korktuğunu ve ona 'sen zâlimsin' denmekten
çekindiğini görürseniz, onda bir hayır kalmamıştır."
"Kalbinde bir hardal tanesi kadar kibir olan cennete
giremez."
"Rüşvet alanla veren mel'undur."
"Azı sarhoş edenin, çoğu da haramdır."
Rasûlullah'a sordum: Bazı kâfirlerin cenazeleri geçiyor, onlara
ayağa kalkalım mı? Allah Rasûlü buyurdular: "Evet, kalkınız, çünkü siz ona
değil, ruhları kabzedene ta'zimen kalkıyorsunuz."
"Namazına devam edenlerin namazı, kıyâmet günü, onlara nur,
burhan ve kurtuluş olur. Ona devam etmeyenler, kıyâmet günü, nursuz, burhansız
ve kurtuluşsuz kalırlar."
Rasûlullah'a soruldu: Amellerin hangisi hayırlıdır? Buyurdular:
"Yemek yedirmek, tanıdığına ve tanımadığına selâm vermek."
"Camiye cemaate gidenin attığı her adım günahlarından birini
giderir; her adımda onun amel defterine bir iyilik yazılır."
Rasûlullah şöyle dua ederdi: "Ya Rabbi! Borç galebesinden,
düşman galebesinden ve düşman sevinmesinden sana sığınırım!"
"Allah'a ve âhirete iman eden, misafirine ikramda bulunsun.
Allah'a ve âhirete inanan, komşusuna hürmet etsin. Allah'a ve âhirete inanan, ya
hayrı söylesin ya da sussun!.."
Rasûlullah'a sordular: Cennete götüren amel nedir? Buyurdular:
"Doğruluk!. İnsan doğru olursa itaatli olur, itaatli olunca mü'min olur, mü'min
olunca da Cennete girer. Rasûlullah'a tekrar sordular: Cehennem ameli nedir?
Buyurdular: "Yalan!. İnsan, yalan söylerse fâcir olur, fâcir olursa kâfir olur,
kâfir olunca da Cehenneme gider."
Bir gün Rasûlullah'ın yanındaydım. "Gariplere ne mutlu!.."
buyurdular. Bunlar kimlerdir? diye sorduk. Buyurdular ki: "Bunlar, sürü sürü
fena adamlar arasında bir takım iyi adamlardır. Onları dinlemeyenler,
dinleyenlerden kat kat fazladır."
"Dört sıfatla muttasıf olduktan sonra, dünyadan başka bir şey
kazanmadığına önem verme. Bunlar: Emâneti koruma, doğru konuşma, güzel huy ve
iffet..."
"Yiyiniz, içiniz, sadaka veriniz, israfsız ve tekebbürsüz
giyininiz Allah, nimetlerinin kulları üzerinde görünmesini ister."
"Bize karşı silah taşıyan, bizden değildir."
"Küçüğümüze acımayan, büyüğümüze hürmet etmeyen bizden
değildir."
"Sizin, kıyâmet günü bana en yakınınız ve en sevgili olanınızın
kim olduğunu haber vereyim mi? En iyi huylu olanlarınızdır..."
"Zimmet ehlinden birini öldüren cennet kokusunu alamaz. Cennet
kokusu ise kırk yıllık mesafeden duyulur."
Rasûlullah bana buyurdular: "Senin gündüzlerini oruç,
gecelerini namaz ile geçirdiğini haber aldım. Böyle yapma. Çünkü cesedinin senin
üzerinde hakkı vardır, gözlerinin hakkı vardır, zevcenin hakkı vardır. Ayda üç
gün oruç tut kâfi..."
Adamın biri, Allah Rasûlüne gelmiş ve ona: Sana bey'at için
geldim. Geride anne ve babamı ağlar-bıraktım, dedi. Rasûlullah buyurdular: "Geri
dön, onları ağlattığın gibi güldür."
Adamın biri, Rasûlullah'a gelmiş ve ondan cihâd için müsaade
istemişti. Rasûlullah sordu: Senin ebeveynin hayatta mı? Adam, evet, dedi.
Rasûlullah emretti: "Dön ve onlara bak!.."
Bir gün Allah Rasûlü, cemaate sordular:
"- Müslim kime derler, biliyor musunuz?"
"- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir."
"- Müslim, müslümanların elinden ve dilinden emin oldukları
kimsedir."
"- Mü'min kime denir biliyor musunuz?"
"- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir."
"- Mü'min, mü'minlerin malları ve canları konusunda kendisinden
emin oldukları kimsedir. Muhacir, fenalığı terkedendir."
"Şehit olanın bütün günahları affolunur. Borç hariç..."
Bir gün Allah Rasûlü, Hz. Sa'd'ı abdest alırken gördü ve ona
şöyle dedi: "Sa'd, bu ne israf!.." Hz. Sa'd: Ya Rasûlullah, abdestte de mi
israftan sakınacağız? dedi. Rasûlullah buyurdular: "Akan bir nehir önünde
olsanız bile suyu israftan sakınınız."
Bir gece rüyamda, parmağımın birinde yağ, birinde bal gördüm.
İkisini de yalıyordum. Sabah rüyamı Allah Rasûlüne arzettim. Buyurdular: "Sen
iki kitabı; Kur'an-ı da Tevrat'ı da okursun. " Ben, her ikisini de okudum.
Rasûlullah'a sordular: Hicret nedir? Allah Rasûlü cevap
verdiler: "Hicret, gizli ve açık her fenâlığı terketmektir, namazı kılmak ve
zekatı vermektir. Böyle yaparsanız, her nerede olursanız olun
muhacirsinizdir..."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 158-226 arasında yer alan
Abdullah b. Amr b. el- Ass'ın Müsnedi).
Sonraki Tarih