ErayKitap Web Sitesine Hoş Geldiniz !             En İyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir
بِسْمِ اللهِ اَلْحَمْدُ ِللهِ وَحْدَهُ، وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى مَنْ لاَنَبِيَّ بَعْدَهُ
Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm, kendisinden sonra Nebi gelmeyecek olan Muhammed - sallallahu aleyhi ve sellem-’e olsun.
Konularına Göre Hadis-i Şerif Meali / veya Hadis Fihristi
"...Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle.." (Tevbe Suresi - 29)
(Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Ğafur ve Rahimdir.
De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin Eğer yüz çevirirlerse /itaat etmezlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez (Ali İmran Suresi 31-32)
Hadis Fihristi veya Konularına Göre Hadis Meali HADİS FİHRİSTİ
  = ♦   K   ♦ =  
  • Hadis-i Şerifi inkar edenler için / Koltuğuna Kurulan Karnı Tok Bir Adamın
    “Şunu iyi biliniz ki, bana Kur'an-ı Kerim ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir.
    (Bu konuda) dikkatli olun; (çünkü) koltuğuna kurulan tok bir adamın ‘Size sadece şu Kur'an lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter!’ diyeceği (günler) yakındır...” Bu hadis-i şerif -farklı nüanslarla - kütübü sitte ve diğer bazı kaynaklarda geçmektedir
    Ebu Davud, Sünnet, 5(6), İmaret,33; Tirmizî, İlim, 10; İbn Mace, Mukaddime, 2; Darimî, Mukaddime,49; Ahmed b. Hanbel, 2/367, 4/131-132, 6/8) İLİM BÖLÜMÜ / BÖLÜM: 10 Ø HADİSLERİ İNKAR EDENLER DE OLACAK MI? HADİS NO: 2663


  • Şefaat Hadîslerinin  Sahih-İ  Müslim'de   Geçen Rivayetleri 2

    339. Hadisin Şerhi 3

    341 Hadis-i Şerif İse. 5

    34L Hadisin Şerhi: 7

    342. Hadisin Şerhi: 8

    34a Hadisin Şerhi: 10

    344 - 345. Hadislerin Şerhi: 11

    346.  Hadisin Şerhi 13

    Sünen-İ   Nesâîden   Şefaat Hadisi 13

    347. Hadisin Şerhi: 14

    SÜNEN-İ   Tirmizrden   ŞEFAAT  HADİSİ. 15

    348. Hadisin Şerhi: 16

    İmam   Ibnu   Mace'nin  Sünen'ınden Şefaat   Hadisi 16

    349.   Hadisin  Şerhi: 17

    350. Hadisin Şerhi: 18

    Kulun Kıyamet Gününde Rabb'inin Huzurunda Durması  İle  İlgili  Rivayetler. 18

    Peygamberlere Tebliğin Sorulması 18

    351 - 352. Hadislerin Şerhi: 19

    "Mü'min Rabbine O Kadar Yaklaşır Ki Üzerine Örtüsünü Veya Rahmetini Koyar" Hadisi 20

    353.   Hadisin Şerhi 20

    354-356. Hadislerin Şerhi: 22

    "Kıyamet Gününde Ademoğlu Getirilir Allahü Taala'nın Huzurunda Durdurulur..." Hadisi 23

    357. Hadisin Şerhi 23

    "Kur'an Ve Benim Zikrimin, Kendisini Benden İstekte   Bulunmaktan Alıkoyan İnsan..."Hadisi 23

    "Nuh Aleyhısselam'a 'Tebliğ Ettin Mı?1 Diye   Sorulması 24

    359  36L Hadislerin Şerhi: 25

    Cennet  Kafirlere  Haram  Kılınmıştır,  Yakınlık  Da Onlara Fayda Vermez İbrahim Kıyamet Gününde Azer İle Buluşur1   Hadîsi 25

    362. Hadisin Şerhi 25

    363-367. Hadislerin  Şerhi: 27

    Cennet Ve Cehennemin Münakaşası Cehennemin Şikayeti 28

    368 - 377. Hadislerin Şerhi: 30

    "Cehennem  Rabb'ine   Şikayette   Bulundu..."   Hadisi 33

    378 378. Hadisin Şerhi: 33

    Resulullah   Aleyhisselam'ın  Havzı  İle  İlgili Rivayetler Havz   Hadîsi 33

    379 - 384. Hadislerin Şerhi: 35

    Kıyamet Gününde   Ölümün Kesilmesi Sırat Üzerinde Ölümün Kesılmesînî Bildiren hadîs  39

    385 - 386. Hadislerin Şerhi: 39

    "Allahü Teala:   'Kimin Kalbinde   Bir  Hardal   Tanesi Ağırlığında  İman  Bulunursa Onu Çıkarın1    Diye Buyurur..."   Hadisi. 40

    387 - 388. Hadislerin Şerhi: 40

    Cennet  Ve   Cehennemin  Etrafını   Saranlar  Ve Cehennem  Ehlinin  Yiyeceği 41

    "Cennet Nefse Hoş Gelmeyen  Şeylerle, Cehennem   De  Nefsin Hoşlandığı Şeylerle. 41

    Çevrilmiştir...1' Hadisi . 41

    389-390. Hadislerin Şerhi: 42

    "Cehennem  Ehlinde   Bir  Açlık   Görülür..."  Hadisi 43

    39L Hadisin Şerhi: 44

    Mü'minuerin Kabe'lerini   Görmesi  Ve  Allahu Teala'nın   Cennet   Ehline   Hitabı 45

    Mü'mınlerin Ahırette Rabb'lerlnl Göreceklerinin Îsbatı1 Île İlgili Hadîs. 45

    392 - 395. Hadislerin Şerhi: 46

    'Allahü Tealanın Cennet Ehline Hitabı İle İlgili Hadis. 46

    396-397. Hadislerin Şerhi: 47

    'Cennet Ehlinden Bazılarının Ekim İçin Kabe'lerinden İzin İstemelerine Dair' Hadis. 48

    39a Hadisin Şerhi: 48

    Cennet Pazarı Hadisi 48

    399 - 400. Hadislerin Şerhi: 50

     

    Şefaat Hadîslerinin  Sahih-İ  Müslim'de   Geçen Rivayetleri

     

    339. Kastallanî'nin hamişine göre, C.2,s.lO7!de, "Mü'min-lerin Ahirette Rabbleri Sübhanehu ve Teala'yı Görmelerinin İsbaü" başlıklı babada geçen rivayet:

    Zuheyr ibnu Harb Yakub ibnu İbrahim den, o babasından, o îbnu Şihab'dan, o Ata ibnu Yezid el-Leysî'den, Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'ın  şöyle  bildirdiğini r ivayet etmiştir:

    "Birtakım kimseler Resulullah Aleyhisselâm'a : Ey Allah'ın Re­sulü, kıyamet gününde Rabb'imizi görür müyüz? diye sordular. Resulullah Aleyhisselâm'da: Ondördüncü gecesinde ayı görmekte zorlanıyor musunuz? diye buyurdu. Soranlar: Hayır, Ey Allah'ın Resulü, dediler. Resulullah Aleyhisselâm: Önünde bulut olmadığı bir zamanda güneşi görmekte zorlanıyor musunuz? diye buyurdu. "Hayır"  dediler. Bunun üzerine Resulullah Aleyhisselâm  şöyle buyurdu: Siz de işte O'nu bu şekilde görürsünüz. (Yani nasıl ayı ve güneşi sözkonusu zamanlarda görmekte  zorlanmıyorsanız,, Al-lahü Teala'yı kıyamet gününde görmekte de zorlanmayacaksınız). Cenab-ı Hakk: Kim herhangi bir şeye kulluk ediyor idiyse, ona uy­sun,  diye buyurur.  Bunun, üzerine kim güneşe tapıyor idiyse, güneşe uyar, kim aya tapıyor idiyse aya uyar, kim de tağutlara tapıyor idiyse putlara uyar. Ortada, içlerinde münafıkları da bu­lunmak üzere sadece bu Ümmet kalır. Allah Tebareke ve Teala bil­diklerinden  farklı  bir  suretle  onlara  tecelli  eder:   "Ben  sizin Rabb'inizim" diye buyurur. Onlar: "Biz senden Allah'a sığınırız, Rabb'imiz bize tecelli edinceye kadar biz burada bekleyeceğiz, Rabb'imiz tecelli ettiğinde biz O'nu tanırız", derler. Bundan sonra . Allah,  bildikleri   suret  üzere   onlara   tecelli   eder:   "Ben   sizin Rabb'inizim" der. Onlar da: "Sen bizim Rabb'imizsin" derler ve O'na uyarlar. Cehennemin üzerine sırat adlı köprü kurulur. Ben ve Ümmetim o köprüden ilk geçenler oluruz. O günde Peygamberlerden başkası konuşmaz. Peygamberlerin o gündeki duaları da: "Ey Allah'ım kurtar, kurtar" şeklindedir. Cehennemde büyük kan-calak vardır. Siz deve dikeni (se'dân) gördünüz mü? Oradakiler: "Evet, Ey Allah'ın Resulü" dediler. Resulullah Aleyhisselâm şöyle devam etti: îşte o kancalar deve dikeni (se'dân) gibidir. Ancak on­ların   büyüklüğünün   ne   kadar   olduğunu   ancak   Allah   bilir, insanları amellerine göre kapar. Bunlardan amelinden dolayı ka­lan bağlılar vardır. Amelinden dolayı ceza çekip kurtulacak olan vardır. Yüce Allah kulları arasındaki hükmünü tamamlayıp ken­di rahmeti ile cehennemliklerden bazılarını oradan çıkarmak iste­diğinde, meleklere Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmayanlar­dan Allah'ın kendilerine rahmet etmek istediklerini çıkarmalarını emreder. Bunlar 'Allah'dan başka ilah yoktur' diyenlerdendirler. Melekler onları cehennemde tanırlar, onları üzerlerindeki secde izlerinden tanırlar.  Cehennem ateşi Ademoğlunun secde izleri dışındaki her yerini yer (yakar). Allah cehennem ateşine secde iz­lerini yemesini haram kılmıştır. Bunlar ciltleri kavrulmuş bir halde cehennemden çıkarılırlar. Üzerlerine hayat suyu dökülür. Selin getirdiği yrğmlardaki tanenin bitmesi gibi, bunlar, onunla (hayat suyuyla) biterler. Sonra Allahü Teala kulları arasındaki bütün hükümlerini tamamlar. Bundan sonra yüzü cehenneme dönük bir adam kalır. Bu, cennet ehlinden, cennete girenlerin en sonuncusudur. Adam: Ey Rabb'im yüzümü cehennem yönünden başka bir yöne çevir, rüzgarı beni kavurdu ve ateşi beni yaktı, der. Allah'ın dilediği kadar bir süre bu şekilde Allahü Teala'ya dua eder. Sonra Allah Tebareke ve Teala: Senin için bunu yaparsam, Benden başka bir istekte bulunur musun? diye buyurur. Adam: Senden başka bir şey istemem, der ve Rabb'ine kesin sözler verir, Allah'ın dilediği şekilde ahidlerde bulunur. Allahü Teala da onun yüzünü cehennem yönünden başka bir yöne çevirir. Cennet ta­rafına dönüp onu görünce Allah'ın dilediği kadar bir süre suskun kalır. Sonra: Ey Rabb'im, beni cennetin kapısına yanaştır, der. Bu­nun üzerine Allahü Teala: Sen Benim sana verdiğimden başka bir şey istemeyeceğin  üzere  kesin  söz verip,  ahidde bulunmamış miydin? Yazık sana  ey Ademoğlu,  ne  kadar  da  sözünde  dur­mazsın! diye buyurur. Adam "Ey Rabbim" der ve Allah'a dua eder. Sonunda Allahü Teala: Sana bu istediğini de verirsem başka bir şey ister misin? diye buyurur. Adam: İzzetine yemin olsun ki, hayır, der. Rabb'ine istediği şekilde kesin sözler verir ve ahidlerde bulunur. Allah da onu cennetin kapısına yanaştırır. Adam cenne-1 tin kapısında durunca cennetin bütün güzellikleri ona görünür.

    İçindeki hayır ve neşeyi görür. Allah'ın dilediği kadar bir süre sus­kun kalır. Sonra : Ey Rabb'im beni cennete sok, der. Allah Teba-reke ve Teala ona: Sen, sana verdiğimden başkasını Benden iste­meyeceğine dair kesin söz verip ahidde bulunmamış miydin? Yazık sana ey Ademoğlu, ne kadar da sözünde durmazsın! diye buyurur. Adam: Ey Rabb'im, yaratıklarının en fenası ben olmayr-ayım, der ve Allahü Teala'ya dua edip durur. Öyleki sonunda Al-lahü Teala ona güler, Allahü Teala ona güldüğünde kendisine: Cennete gir, diye buyurur. Cennete girdiğinde Allahü Teala ona: Dilekte bulun, der. Adam Rabb'inden ister ve dilekte bulunur. Hat­ta Allahü Teala, şunlardan şunlardan iste diye ona hatırlatma ya­par. Öyleki adamın istekleri sona erince Allahü Teala ona: Bütün bunlar ve bir o kadarı  senindir,   buyurur.

    Ravi Ata ibnu Yezid der ki: Ebu Hureyre Radıyallahü Anh bu hadisi rivayet ederken Ebu Saîd Radıyallahü Anh'da yanındaydı. Ebu Hureyre Radıyallahü Anh Allahü Teala bu adama: 'Bir o ka­darı da senindir' diye buyurdu" sözüne gelinceye kadar Ebu Saîd Radıyallahü anh onun hiçbir sözüne itiraz etmedi. Bu söze gelince ise: "On katı kadarı, ey ebu Hureyre" diye söyledi. Ebu Hureyre: "Bu ve bir o kadarı senindir" sözünden başkasını ezberlemiş değilim, dedi. Ebu Saîd Radıyallahü Anh: Şehadet ederim ki, ben Resulullah Aleyhisselâm'dan "bu ve on katı kadarı senindir" sözünü ezberledim, dedi. Ebu Hureyre Radıyallahü Anh aynı zamanda şöyle dedi: Bu adam cennetlikler arasından cennete en son giren adamdır.[1]

     

    339. Hadisin Şerhi

     

    Bu hadisin şerhi Nevevî'nin, Sahih-i Müslim Şerhinden alınmıştır, (C.2,s.lO8).

    "Tağutlar" hakkında el-Leys, Ebu Ubeyde, Kisâî ve bazı dil bil­ginleri diyorlar ki: Tağut, Allah'dan başka kendisine tapınılan her şeyi ifade eder. Ibnu Abbas, Mukâtil ve el-Kelbî ise: Tağut, şeytan­dır, demişlerdir. Tağutların putlar olduğu da söylenmiştir. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor: "Hakem olarak tağuta başvurmak istiyorar. Oysa kendilerine onu inkar etmeleri emredil­mişti. "Burada tağut tekil anlamdadır. Çoğul anlamda da kul­lanıldığı olmuştur. "Küfredenlere gelince onların dostları tağutlardır. Bu tağutlar onları aydınlıktan karanlığa götürürler" mealindeki ayet-i kerimede ise çoğul anlamdadır.

    "Ortada içlerinde münafıkları da bulunmak üzere sadece bu Ümmet kalır". Alimler diyorlar ki: Münafıklar ahirette, hesaptan önce Mü'minlerin arasında yer alacaklardır, çünkü dünyadayken Mü'minlerin arasında kendilerini gizliyorlardı. Ahirette de aynı şekilde Mü'minlerin arasında gizlenecek, onların gittiği yola gide­cekler. Onların topluluğuna katılacaklar, onlara uyacaklar, on­ların nurlarına girecekler. Ama sonra aralarına kapısı bulunan bir duvar konacak. Bu duvarın iç kısmı rahmet, dış kısmı ise azab olacaktır. Münafıklar dışarıda kalacak, Mü'minlerin nuru da on­lardan ayrılacaktır. Bazı âlimler diyorlar ki: Resulullah Aleyhis-selâm'm havzmdan kovulanlar işte bunlardır. Kendilerine "uzak durun, uzak durun" denilecek. En doğru olanı bilen Allah'tır.

    (Cenabı Allah'ın sureti ve tecellisi konusuyla ilgili olarak kitabın burasında, selef ve halef âlimlerinin görüşleri açıklanmaktadır. Aynı açıklamalar daha önceki hadislerin şerhinde geçtiği için bu­rada  yeniden  verilmesine  gerek  görmüyoruz - Mütercim).

    "Sen bizim Rabb'imizsin, derler ve O'na uyarlar". Yani cennete girmeleri üzere kendilerine verdiği emre uyarlar. Yahut, kendile rini cennete götürecek olan meleklerine uyarlar.

    "Cehennemin üzerine sırat adlı köprü kurulur". Bu sözden Sırat'ın kesin kurulacağı anlaşılmaktadır. Ehlu'1-Hakk (Ehli Sünnet) mezhebi de bu inanç üzeredir. Selef Sırat'ın kurulacağı üzerine icma etmiştir. Bu ise cehennemin üzerine kurulan bir köprüdür. Bütün insanlar bunun üzerinden geçerler. Mü'minler hallerine göre kurtulurlar. Yani derecelerine göre farklı şekillerde kurtulurlar. Diğerleri cehenneme düşerler. Yüce Allah lütfuyla, keremiyle, insanıyla bizi böyle bir sonuçtan korusun. Amin

    "O günde Peygamberlerin duaları: "Ey Allah'ım kurtar, kurtar" şeklindedir". Böyle söylemeleri son derece şefkatli olmalarından ve insanlara acımalarmdandır. Buradan anlaşılıyor ki, dualar yapıldığı yere göre farklılık arzeder, her mevkide, oranın yapısına uygun dua yapılır.

    "İnsanları amellerine göre kapar". Yani kötü amellerine göre, yahut ameldeki derecelerine göre kapar (yakalar, yakar).

    "Cehennem ateşi Ademoğlunun secde izeri dışındaki her yerini yer". Bu sözün zahirî anlamına göre, cehennem ateşi, insanın yedi secde azasını yemez. Bazı âlimler de böyle söylemişlerdir. Kadı Iyaz ise bu görüşe itiraz ederek: Secde izinden kastedilen sadece alındır, demiştir.

    "Sonunda Allahü Teala ona güler", âlimler dediler ki: Allah'ın ona gülmesi, ondan razı olması, nimetlerini vermesi ve duasını kabul etmesi anlammadır.

    "Allahü Teala 'şunlardan şunlardan iste' diye hatırlatma ya­par". Yani Cenab-ı Hakk ona nimetlerinin çeşitlerini sayar, şu şeyden şu şeyden dile, diye kendisine bildirir.

     

    340. Muhammed ibnu Rafı, Abdurrezzak'tan, o Ma'mer-'den, Hemmam ibnu Münebbin'in; 'Bunlar Bize Ebu Hureyreduğunu bildirdi. Bunlardan biri şöyledir:

    Resulullah ALeyhisselâm buyurdu ki:

    "Sizden birinin cennetteki en aşağı mevkisi, ona (Cenab-ı Hakk'ın); Dilekte bulun" demesidir. O dilekte bulunur, dilekte bu­lunur. Sonunda (Hakk Teala): "Dilekte bulundun mu?" diye sorar O: "Evet" der. (Cenab-ı Allah) : "Dilediklerinin hepsi ve bir o kadarı senindir" diye buyurur.[2]

     

    341 Hadis-i Şerif İse

     

    Suveyd ibnu Saîd, Hafs ibnu Meysere'den, o Zeyd ibnu Es-lem'den, o Ata ibnu Yesar'dan, o da Ebu Saîd el- Hudrî'den rivayet eder ki,  Resulullah Aleyhisselâm zamanında bazı  kimseler:

    "Ey Allah'ın Resulü, kıyamet gününde Rabb'imizi görür mü­yüz? diye sordular. Resulullah Aleyhisselâm'da: Evet, deyip, "Gün­düzün öğle vaktinde, hava açık, gökyüzü bulutsuz olduğu bir za­man güneşi görmekte zorlanıyor musunuz? Aynı şekilde ondördüncü gecesinde, hava açıkken gökyüzü bulutsuz olduğu bir zaman da ayı görmekte zorlanıyor musunuz?" diye sordu. Orada­kiler: "Hayır, Ey Allah'ın Resulü", dediler. Bunun üzerine Resu­lullah Aleyhisselâm şöyle buyurdu: İşte bunlardan birini görmekte nasıl zorlanmıyorsanız, Allah Tebareke ve Teala'yı görmekte de aynı şekilde zorlanmayacaksınız. Kıyamet günü olunca bir çağına: "Her topluluk kime tapıyor idiyse ona uysun" diye çağırır. Putlara olsun, dikili taşlara olsun, Allah'tan başka herhangi bir şeye tapanlardan hiçbiri ortada kalmaksızın hepsi birbiri ardına cehenneme dökülür. Sonunda iyisi olsun, günahkarı olsun, yalnız Allah'a kulluk edenlerle ehl-i kitabın artakalanları meydanda kalır. Daha sonra yahudiler çağrılır; kendilerine: 'Siz neye tapıyordunuz?' diye sorulur. Onlar: 'Allah'ın oğlu Uzeyr'e ta­pardık' derler. 'Yalan söylediniz, Allah'ın ne bir eşi ne de bir çocuğu vardı, siz ne istiyorsunuz?' denilir. Onlar: 'Susadık, ey Rabb'imiz, bizi sula' derler. Onlara işaret edilir, 'Oraya varmaz mısınız?' denilir. Cehenneme üşüşürler. Orası bir serap gibidir.

    Birbirlerini iteklerler. Peşpeşe cehenneme dökülürler. Sonra hristiyanlar çağrılır. Kendilerine: 'Siz neye tapıyordunuz?' denilir. 'Biz Allah'ın oğlu Mesih'e tapardık' derler. Kendilerine: 'Yalan söylediniz, Allah ne bir eş ne de bir çocuk edindi' denilir. Sonra: 'Siz ne istiyorsunuz?' diye sorulur. Onlar: 'Ey Rabb'imiz, susadık, bizi sula1 derler. Onlara işaret edilir. 'Oraya varmaz mısınız?' de­nilir. Bir serap görmüşcesine cehenneme üşüşürler, birbirlerini iteklerler. Sonra peşpeşe cehenneme dökülürler. Iyisiyle günahkârıyla ortada, Allah'tan başkasına kulluk etmeyenlerin dışında kimse kalmayınca, alemlerin Rabb'i Subhanehu ve Teala, onlara gördükleri suretin en ednâsıyla tecelli eder: 'Siz neyi bekli­yorsunuz? Her topluluk taptığı şeye uyuyor' diye buyurur. Onlar: 'Biz dünyada kendilerine en çok muhtaç olduğumuz zamanda bu insanlardan ayrıldık, onlarla dostluk kurmadık' derler. Hakk Tea­la: 'Ben sizin Rabb'inizim' der Onlar: 'Biz senden Allah'a sığınırız, biz Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmayız' diye iki veya üç kere söylerler. Sonunda içlerinden bazıları değişecek gibi olur. Cenab-ı Hakk: 'Sizinle O'nun arasında, kendisini tanımanıza yardımcı olacak bir işaret var mıdır?' diye buyurur. Onlar: 'Evet1 derler. Bacağım açar. Dünyadayken içtenlikle ve gönülden kim sec­de edivor idiyse, bunların hepsinin orada da secde etmesine Allah izin verir, hepsi secdeve varır. Dünyadayken onun bunun korku­suyla veya gösteriş için secde edenlerin ise, hepsinin sırtındaki ke­miklerini Allahü Teala bir tabaka haline getirir, her ne zaman sec­de etmek isteseler enselerinin üzerine düşerler. Secde edenler daha sonra başlarını kaldırırlar, o zaman Allahü Teala'nm tecelli­si ilk gördükleri surete dönmüştür. Hakk Teala: 'Ben sizin Rabb'inizim' diye buyurur. Onlar: 'Sen bizim Rabb'imizsin' derler. Sonra cehennemin üzerine bir köprü kurulur ve şefaat yetkisi veri­lir (Şefaat edenler): 'Ey Allah'ım kurtar, kurtar' derler. Resulullah Aleyhisselâm'a: 'Köprüden kastedilen nedir?' diye soruldu. Resu­lullah Aleyhisselâm da şöyle buyurdu: 'O, gevşek, kaygan bir şeydir. Üzerinde mengeneler, kerpetenler türünden bir takım şeyler vardır. Ayrıca Necd bölgesinde yetişen ve Se'dân adı verilen dikenli ağaçlara benzer dikenleri vardır. Mü'minler oradan , göz bakışı gibi veya yıldırım gibi, yahut rüzgar gibi, yahut kuş gibi, ya­hut iyi koşucu at gibi, yahut binek atı gibi geçerler. Onlardan bir kısmı selametle kurtuluşa erer, bir kısmı birtakım yaralar alarak geçer, bir kısmı da cehennem ateşine düşer. Nefsim elinde olan Al­lah'a yemin ederim ki, sizden birinin dünyadayken bir hakkının alınması veya kapalı meselenin açığa çıkması için Allah'a dua ve niyazda bulunması, kıyamet gününde cehenneme girmiş olan Mü'minlere şefaatçi olmak için Allahü Teala'ya dua ve niyazda bu­lunmasından daha şiddetli ve ısrarlı değildir.' Mü'minler kardeşleri için: "Ey Rabb'imiz, onlar bizimle beraber oruç tutar, namaz kılar, hacc ederlerdi" derler. Onlara: "Gidin tanıdıklarınızı çıkarın" denilir. Bunların derileri cehennem ateşine haram kılınır. (Yani bunlar kardeşlerini çıkarmak üzere cehenneme gir­diklerinde cehennem ateşi onları yakmaz). Pek çok insanı oradan çıkarırlar. Cehennem ateşi bunların baldırlarının yarısına ve diz­lerine kadar ulaşmıştır. Sonra: "Ey Rabb'imiz, kendileri hakkında bize emir buyurduklarından cehennemde kimse kalmadı" derler. Hakk Teala: 'Tekrar gidin, kalbinde bir dinar ağırlığında hayır bulduklarınızı çıkarın' diye buyurur. Kalabalık bir topluluğu çıkarırlar. Sonra: 'Ey Rabb'imiz, haklarında bize emir buyurduk­larından kimse bırakmadık' derler. Sonra Yüce Allah: 'Tekrar gi­din, kalbinde bir dinarın yarısı ağırlığında hayır bulduklarınızı çıkarın1 diye buyurur. Kalabalık bir topluluk daha çıkarırlar. Son­ra: 'Ey Rabb'imiz, orada iyilik sahibi hiçbir kimse bırakmadık' derler. Ebu Saîd Radıyallahü Anh dedi ki; Eğer siz beni bu hadis hususunda doğrulamıyorsanız, isterseniz şu ayeti okuyun "Allah bir zerre ağırlığınca bile zulmetmez, eğer iyilik olursa onu kat kat yapar, ve kendi, katından büyük bir karşılık verir". Allah Azze ve Celle bütün bunlardan sonra: 'Melekler şefaat etti, Peygamberler şefaat etti, Mü'minler şefaat etti, sadece rahmet edicilerin en merhametlisinin şefaati kaldı' diye buyurur. Bundan sonra cehen­nemden bir avuç (Kabza) alır, oradan hiç hayır nedir bilmeyen bir topluluk çıkarır. Bunlar kömürleşmiş bir haldedirler. Bunları cen­netin girişlerinde bir nehire atar. O nehire 'hayat nehri1 denilmek­tedir. Selin getirdiği yığındaki tanenin çıkması gibi oradan çıkarlar. Görmez misiniz, taşın veya ağacın güneş yönüne gelen tarafı hafif sararmış ve yeşilimsi olarak görünür. Gölge tarafına gelen kısmı ise beyaz olur. Oradakiler: 'Ey Allah'ın Resulü, sen âdeta, sahrada çobanlık yapmış gibisin1 dediler. Resulullah Aley-hisselâm sözüne şöyle devam etti: İnci gibi çıkarlar. Boyunlarında mühürler vardır. Cennet ehli onları tanır. Bunlar Allah'ın azadlılarıdır, işledikleri bir amel olmaksızın, önden gönderdikleri bir hayır bulunmaksızın Allah onları cennete koymuştur. Sonra Cenab-ı Allah onlara: 'Cennete girin, gördükleriniz sizindir1 diye buyurur. Onlar: 'Ey Rabb'imiz, alemlerden kimseye vermedikleri­ni bize verdin' derler. 'Size Benim katımda bundan daha üstünü vardır' denilir. Onlar: 'Ey Rabb'imiz, bundan daha üstün ne olabilir' derler. Yüce Allah: 'Rızam, artık bundan sonra Ben ebediyen size kızmam' diye  buyurur"

    Bir rivayette "Hiçbir amel işlemeksizin, hiçbir hayır göndermeksizin Allah bunları cennetine koydu. Onlara: 'Bu gördükleriniz ve bir o kadarı sizindir' denilir" diye ilave vardır. [3]

     

    34L Hadisin Şerhi:

     

    "Orası bir serap gibidir. Birbirlerini iteklerler". Yani kafirler susamış vaziyette cehenneme gelirler. Onu su zannederler, içine atlarlar. Oranın ateşinin şiddeti dolayısıyla birbirlerini iterler.

    "Alemlerin Rabb'i onlara gördükleri suretin en ednâsıyla tecelli eder". Suret, sıfat anlammadır. "Gördükleri" ise bildikleri an­lamına gelmektedir. Yani Mü'minlerin dünyadayken bildikleri sıfatlar kastediliyor. Allahü Teala hiçbir şeye berîzetilemez. Hiçbir şey O'nun benzeri değildir. Mü'minler kıyamette önce Hakk Tea-la'nm, bildikleri sıfatının dışında bir sıfatla tecelli ettiğini (veya daha önce geçtiği gibi meleklerinden birinin tecelli ettiğini) görürler. Bu yüzden ondan Allah'a sığınırlar ve iki ya da üç kere: Biz Allahü Teala'ya hiçbir şeyi ortak koşmayız, derler.

    "Bacağını açar". îbnu Abbas ve dil âlimlerinin geneli buradaki "bacak" kelimesini 'şiddet' olarak tefsir etmişlerdir. Yani şiddet ve korkulu durum ortaya çıkar. Bu Arapların şiddetli durumlar için kullandığı bir darb-ı meseldir. Bunun için: "Savaş bacak üstüne koptu" derler. Bunun da aslı şudur: İnsan şiddetli bir durumla karşılaşınca, sıkıntılı bir durum görünce, kollarını sıyırır ve baldırlarını açar.

    "Bir kısmı selametle kurtulur, bir kısmı birtakım yaralar ala­rak geçer, bir kısmı da cehennem ateşine düşer". Yani oradan (sırattan) geçenler üç derece olurlar: Bazıları hoşlanmayacakları bir durumla karşılaşmaksızm selametle geçerler, bazıları bir­takım yaralar alır sonunda geçer ve kurtuluşa ererler, bazıları da kapılıp cehennem ateşine atılır.

    "Sizden birinin dünyadayken bir hakkının alınması veya bir ka­palı  meselenin   açığa  çıkması içi Allahü Teala'ya  dua ve  niyazda bulunması, kıyamet gününde cehenneme girmiş olan Mü'minlere şefaatçi olmak için Allahü Teala'ya dua ve niyazda bulun­masından daha şiddetli ve ısrarlı değildir." Yani sizden birinin dünyadayken başına bir iş geldiğinde veya bir durum anlaşılmaz hâl aldığında bunun açığa çıkması, haklının haksızın belli olması için Allah'a dua eder ve bunu çok ileri götürür. Ancak kıyamet gününde, birinizin cehenneme girmiş olan Mü'min kardeşlerine şefaatte bulunmak için ettiği dua ve niyaz bundan daha ileri dere­cede ve daha ısrarlı olacaktır.

    Bu hadisin diğer rivayetlerinden bazılarında ise bu mesele, in­sanın dünyadayken hakkım almak için gösterdiği ısrar ile temsil ediliyor. Bu rivayetlerde geçen şekli ile ise, ibarenin manası şöyle olmaktadır: Dünyadayken sizden birinin birinde hakkı olduğu za­man bunu almakta son derece ısrarlı davranır ve gayet çok uğraşır. Ama kıyamet gününde cehenneme girmiş olan kardeşlerine şefaat için Allah'a dua ve niyazda bulunması bundan daha ısrarlı ve şiddetli olacaktır. (Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhinden).

    "Cehennemden bir avuç alır", Yani cehennemde azab görenler­den bir topluluğu biraraya getirir, onları cehennemden çıkarır. Bunlar iman etmekle birlikte hiçbir hayırlı amel işlememiş olan­lardır.

    ' "Oradakiler: "Ey Allah'ın Resulü sen adeta sahrada çobanlık yapmış gibisin, dediler". Yani Resulullah Aleyhisselâm sahranın bitkilerini ve diğer şeylerini o kadar güzel vasfediyordu ki, âdeta sahrada bulunmuş, oraları çok iyi incelemiş bir kimse zannedilirdi.

    "Boyunlarında mühürler vardır". Et-Tahrir müellifi diyor ki: Burada mühürler ile kastedilenler, onların tanınması için boyun­larına asılan şeylerdir. Sadelikleri, temizlikleri, yüzlerindeki se­vinç ve güzellik dolayısıyla da "inci gibi" olarak vasfedilmişlerdir. Çünkü artık üzerlerinde ateş ve yanık izi kalmayacaktır. En doğru olanı Allah bilir.

    "Bunlar Allah'ın azadlılarıdırlar". Yani bir kimsenin şefaati ile olmaksızın, Allahü Teala'nm kendi fazlı ve ihsanı ile çıkarılan bu kimselere cennettekiler "Bunlar Allah'ın azadlılandır" derler.

    "İşledikleri bir amel, önden gönderdikleri bir hayır olmaksızın Allah onları cennete koymuştur". Yani Allahü Teala, onları sa­dece imanları dolayısıyla, iman dışında hiçbir güzel amelleri-bu­lunmamasına rağmen cennete koymuştur.

    "Şu gördüklerinizin hepsi sizindir". Yani gördüklerinizin mülkiyeti ve ondan istifade hakkı size aittir. Onlar sadece kendile­rine ayrılan nimetleri göreceklerdir.

    "Ey Rabb'imiz alemlerden kimseye vermediklerini bize verdin". Yani cehennemliklere vermediğini bize verdin. Ama kendilerin­den önce cennete girmiş olan cennetlikler, elbette onlardan daha çok nimete sahip olurlar. Onlar bu sözü zan üzere de söylemiş olurlar. Çünkü o anda kendilerine verilen şey gözlerine büyük görünür.

    "Size benim katımda bundan daha üstünü vardır" sözünü du­yunca, kendilerine verilenin üstünde, hissedilir bir nimet nasıl olur diye hayret ederler. Allahü Teala da, kendilerinden razı olduğunu ve bir daha ebediyen onlara gazab etmeyeceğini bildirir. Elbetteki Allahü Teala'nın rızası nimetlerin en büyüğüdür. Nite­kim Kur'an-ı Kerim'de de: "Allah'ın onlardan razı olması ise hep­sinden büyüktür. îşte büyük kurtuluş budur" diye buyuruyor. (Ne-vevî'nin  Sahih-i  Müslim  Şerhi).

    342. İmam Müslim, Kastallanî'nin Hamişine göre C.2, s.l28'de, "Şefaatin İsbatı ve Tevhid Ehlinin Cehennemden Çıkarılması" başlıklı babda şöyle demektedir:

    Harun ibnu Saîd el-Eyll, Abdullah ibnu Vehb'den, o Malik ibnu Enes'den, o Amr ibnu Yahya ibni İmare'den, o babasından o da Ebu Saîd el-Hudrî Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhis-selâm'm  şöyle   buyurduğunu   rivayet  etmiştir:

    "Allahü Teala cennet ehlini cennete sokar, dilediğini de kendi rahmeti ile sokar. Cehennem ehlini de cehenneme sokar. Sonra: "Kalbinde bir hardal tanesi ağırlığında iman bulduğunuzu (cehen­nemden) çıkarın" diye buyurur. Bunlar kömürleşmiş, kavrulmuş bir vaziyette çıkarılırlar. Hayat ırmağına atılırlar. Selin ke­narındaki tanenin bitmesi gibi orada biterler ( hayat bulurlar ) Onu görmediniz mi nasıl sarı kıvrak bir şekilde çıkar".[4]

     

    342. Hadisin Şerhi:

     

    Şefaatin Hak Olması ve Tevhid İnancına Sahip Olanların Ce­hennemden Çıkarılması Hakkındaki Şerh (Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhinden)

    îmam Nevevî Rahmetullahi Aleyh şöyle diyor: Kadi Iyaz Rahmetullahi Aleyh diyor ki; ehli sünnet mezhebine göre Şefaat aklen mümkündür, sem'î delillerle (yani Kur'an ve sünnette yer alan de­liller) de hak olduğu kesindir. Bu Yüce Allah'ın şu ayet-i kerime­sinde gayet açık olarak bildiriliyor: "O gün Rahman'm izin verip sözünden hoşlandığı kimseden başkasının şefaati fayda vermez".

    Yine şu ayet-i kerime de şefaatin hak olduğunu bildirmekte­dir-."Allah'm razı olduğundan başkasına şefaat edemezler" Bunun örneklen çoktur. Resulullah Aleyhisselâm'dan doğru ve hak ola­rak rivayet edilen haberler şefaatin olacağını bildiriyor. Resulullah Aleyhisselâm'dan şefaatle ilgili olarak rivayet edilen hadisler sayı itibariyle tevatür derecesine ulaşacak miktardadır. Şefaat Mü'minlerin günahkarları için olacaktır. Selef âlimleri de, halef âlimleri de onlardan sonra gelen diğer ehl-i sünnet âlimleri de şefaatin hak olduğu üzerinde icma etmişlerdir.

    Hariciler ile mutezileden bazıları ise şefaati kabul etmemekte­dirler. Onlar kendi mezheplerince büyük günah işleyenlerin ebedî cehennemde kalacaklarını ileri sürmüşlerdir. Bu iddialarında ise "Onlara şefaatçilerin şefaatleri de fayda vermez" mealindeki ayet-i kerimeyi delil göstermektedirler. Delil olarak gösterdikleri bir diğer ayet-i kerime de: "Zalimlerin ne bir dostları ne de iteat edilir bir şefaatçileri olur" mealindeki ayet-i kerimedir. Bu ayetler ise kâ­firler hakkındadır. Şefaatle ilgili hadisleri asıl anlamından son derece uzaklaştırarak te'vil etmeleri ise, batıldır, yanlıştır. Bu ki­tapta ve daha başka kaynaklarda geçen hadis-i şerifler onların mezheblerinin batıl olduğunu ve Allah'a ortak koşmayarak, küfre düşmeyerek iman üzere ölenin cehennemden çıkarılacağını göstermektedir.

    Ancak şefaat beş kısımdır:

    Birincisi: Bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Aleyhis-selâm'a has kılınmış olan şefaattir ki, o da mahşerde insanlar arasında hüküm verilmesi, insanların uzun süre beklemekten do­layı içine düştükleri sıkıntıdan kurtarılmaları ve hesapta acele edilmesi için olacaktır.

    ikincisi: Bazı toplulukların hesapsız olarak cennete girmesi için olan şefaat. Bu şefaatin de Peygamberimiz Aleyhisselâm'a ait olduğu bildirilmiştir. Bununla ilgili hadis Sahih-i Müslim'de geçmektedir.

    Üçüncüsü: Cehenneme girmelerine hüküm verilmiş olanlar hakkında olan şefaat. Bunun için Peygamberimiz Aleyhisselâm şefaat edeceği gibi, salih kullar içinden Allahü Teala'mn dilediği kimseler de  şefaat edebileceklerdir.

    Dördüncüsü:   Günahkarlardan  cehenneme  girmiş  olanlar hakkındaki şefaat. Burada geçen hadisler, bu kimselerin Peygam­berimiz Aleyhisselâm'm, meleklerin ve salih Mü'min kardeşleri­nin şefaati ile bunların cehennemden çıkarılacaklarını bildirmek­tedir. Sonunda Allahü Teala "Allah'tan başka ilah yoktur" diyerek buna inanan herkesi cehennemden çıkaracaktır. Hadiste bildiril­diği gibi orada kâfirlerden başkaları kalmayacaktır.

    Beşincisi: Cennete girenlerin oradaki derecelerinin yükseltilme­si için olan şefaat. Bu şefaati ve haşr esnasında olan şefaati mute­zile inkâr etmemektedir.

    Kadı Iyaz diyor ki: Selef-i salihinden bildirilen pek çok haberden anlaşıldığına göre, onlar, Peygamberimiz Aleyhisselâm'm şefaati­ni dilemişler ve bunu arzuladıklarını ifade etmişlerdir. Bu bakımdan: "Bir kimsenin Allahü Teala'dan Muhammed'in şefaatini dilemesi mekruhtur. Çünkü bu şefaat günahkarlar için olacaktır." diyenin sözüne itibar edilmez. Çünkü onun şefaati aynı zamanda, hesabın kolay olması, cennetteki derecelerin arttırılması için de olacaktır. Ayrıca her akıl sahibi, günahlarını itiraf eder, mağfirete ihtiyacı olduğunu bilir, amellerine güvenmez ve helake uğrayanlardan olmaktan korkar, [5]

     

    343. Müslim, Kastallanî'nin Hamişine göre, C.2, s,131'de, yine aynı babda şu hadise yer veriyor:

    îmanı Müslim Rahmetullahi Aleyh der ki: Nasr ibnu Ali el-Cehdemî, Bişr yani ibnu Mufaddal'dan, o Ebu Mesleme'den,  o Ebu Nadla'dan,  o da Ebu Saîd Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhiselâm'ın şöyle  buyurduğunu  rivayet etmiştir:

    "Cehennemin sürekli kalıcıları olanlara gelince onlar, orada ne ölürler ne de yaşarlar. Ancak günahları sebebiyle cehenneme düşmüş olan insanları, cehennem ateşi bir ölümle öldürür, ta ki kömür haline geldiklerinde şefaat için izin verilir. Onlar, ölüler halinde getirilirler, Cennetin ırmaklarına atılırlar. Sonra: Ey Cen- net ehli, onların üzerine akıtın, denilir, onlar selin getirdiği yığında bulunan tanenin bitmesi gibi biterler. Bir adam dedi ki: Re-sulullah Aleyhisselâm Bunları anlatırken âdeta sahrada gibiydi (yani sahra ahalisi gibi her şeyi gayet güzel örneklendirerek ve sahradaki benzerleri ile açıklayarak anlatıyordu). [6]

     

    34a Hadisin Şerhi:

     

    "Cehennemin sürekli kalıcıları orada ne Ölürler ne de yaşar­lar." Bunun manası şudur: Cehennem ehli olan ve orada sürekli kalmayı haketmiş olan kafirler, onlar orada ebediyen ölmezler, an­cak bununla beraber kendilerine fayda sağlayacak ve rahatlık vere­cek bir hayrat ile de yaşamazlar. Nitekim Yüce Allah Kür'an-ı Ke-rim'de: "Onlara orada ne ölümle hükmedilir ki Ölsünler ve ne de onlardan cehennem azabı biraz hafifletilir. îşte Biz her nankör ka­firi böyle cezalandırırız." Bir başka ayet-i kerimede de: "Orada ne ölür, ne de yaşar" diye buyuruluyor. Ehl-i hak mezhebine göre, cennet ehlinin   nimetleri  devamlıdır,    sonsuza   kadardır. Cehennemde sürekli kalmayı haketmiş olanların azabı da aynı şekilde devamlıdır.

    "Ancak günahları sebebiyle cehenneme düşmüş olan insan­ları..." Bunun manası şudur: Mü'minlerin günahkarları Allah'ın dilediği kadar bir süre azab gördükten sonra, Allahü Teala onları öldürür. Bu öldürme gerçek manada bir öldürmedir. Bu ölümle duyguları da gider. Azablan günahları miktarınca olur. Sonra Al­lah onları öldürür. Sonra hiçbir şey hissetmez halde cehennemde tutulurlar. Allah'ın dilediği kadar bir süre bu halde kalırlar. Son­ra cehnnemden ölü olarak, kömürleşmiş vaziyette ve grup grup çıkarılırlar. Cennetin nehirlerine atılırlar. Üzerlerine hayat suyu dökülür. O su ile hayata kavuşurlar, selin artığındaki tanenin bit­mesi gibi, hızlı bir şekilde ve zayıf halde biterler. Bu taneden bit­en bitki, zayıflığı sebebiyle sarı ve kıvrak olur. Onlar aynen böyle olurlar. Sonra güç ve kuvvetleri artar ve cennetteki evlerine giderl­er, durumları düzelir. Hadisin zahirî anlamından anlaşılan bu­dur.

    Kadı Iyaz buradaki ölüm hakkında iki durumdan sözetmiştir. Birincisi, bu ölümün gerçek manada bir ölüm olduğu; ikincisi ise, bu ölümün gerçek manada bir ölüm olmayıp, duyguların kaybol­ması sebebiyle, acıların hissedilmemesi halidir. Acıların hafifle­mesi de söz konusu olabilir, diyor. Bu hadisin şerhini yapan Nevevî ise; gerçek manada ölümün olması daha kuvvetli ihtimaldir, diyor. Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhinden

     

    344. İmam Müslim, Kastallanî'nin Hamişine göre, s. 133'de yine aynı babda şöyle diyor:

    Osman ibnu Ebi Şeybe ve İshak ibnu İbrahim el-Hanzalî her iki­si birden Cerir'den rivayet etmişlerdir. Osman der ki: Cerir bize Mansur'dan, o İbrahim'den, o Abideden, o da Abdullah ibnu Mes'ud Radıyallahü Anh'den rivayet etti. Bunların rivayetlerine göre Resulullah Aleyhisselâm  şöyle  buyurdu:

    "Ben cehennemden en son çıkacak kişiyi ve cennete en son gire­cek kişiyi bilirim. Cehennemden en son çıkacak olan, sürünerek o-radan çıkar. Âllahü Teala ona: Git, cennete gir, der. Bu kişi cen­nete gelir, orasını dolmuş zanneder. Geri döner. "Ey Rabb'im, orasını dolmuş halde buldum, der. Allahü Teala bu kez; Git, cen­nete gir, senin için dünya kadarı ve onun on katı yahut dünyanın on katı kadarı vardır, der. Adam: Benimle alay mı ediyorsun, veya, bana gülüyor musun? Oysa Sen mülkün gerçek sahibisin, der. Ravi der ki: Resulullah Aleyhisselâm'm bu sözle birlikte ön dişleri

    görünürcesine göldüğünü gördüm. Sonra buyurdu ki: Bu cennetin en aşağı derecesidir, denilirdi". [7]

     

    345. İbnu Mes'ud'un bir başka rivayetinde şöyle deniliyor:

    "(baş kısım söylendikten sonra) : En son çıkan adam, yüzüstü sürünerek oradan çıkar. Ona: Çık, cennete gir, denilir. Adam gi­der, cennete girer, insanların hepsinin bir mesken tutmuş olduk­larını görür. Ona: Orada bulunduğun zamanı hatırlıyor musun? denilir. Adam: Evet, der. "Dile" denilir. Adam diler, kendisine: "Dilediğin ve dünyanın on katı kadarı senindir" denilir Adam: "Mülkün sahibi olan sen, benimle alay mı ediyorsun?" der. Ravi der ki, Resulullah Aleyhisselâm'm bu sözde azı dişleri görünürcesine göldüğünü gördüm[8]

     

    344 - 345. Hadislerin Şerhi:

     

    "Benimle alay mı ediyorsun, veya, bana gülüyor musun?". Bura­daki tereddüt ravidendir. Yani bu iki ifadeden hangisinin söylendiğinde tereddüt ettiği için her ikisini de söylemiştir. Ancak her ikisi de aynı manayı ifade etmektedir. Çünkü alay eden, güler.

    Gülmek, yerine göre alay etmek manasına kullanılır. Ancak "Alay mı ediyorsun?" sözü hakkında üç ayrı görüş ileri sürülmüştür:

    Birincisi: O cümle, lafizsız olarak, söz anlamında bir mukabele olarak ağızdan çıkıvermiştir. Çünkü, birkaç kez Allahü Teala'ya kendine verilenden başka bir şey istemeyeceği üzere söz vermiş, sonra sözünde durmamıştır. Onun bu sözünde durmaması, alay yerine konmuş, alayın cesazı da alay olarak isimlendirilmiş, bu­nun için adam "benimle alay mı ediyorsun?" yani "beni nimetle­rine tama ettirerek mi cezalandırıyorsun?" demiştir.

    İkincisi: Bunun anlamı Allah Teala hakkında alayın mümkün olamayacağının ifadesidir. Adam bir bakıma "Biliyorum ki, Sen benimle alay etmezsin, çünkü Sen âlemlerin Rabb'isin, bana ver­diklerinin hepsi haktır. Ancak hayreti gerektiren bir şey ki, ben bunları lıaketmiş değilken, Sen bana bu nimetleri verdin." demiş olmaktadır. .

    Üçüncüsü: Bu görüş Kadı Iyaz'm ortaya attığı görüştür. Şöyle diyor: Bu sözün o adam tarafından söylenmiş olması, kendisinde meydana gelen sevincin en güzel ifadesidir. Sevincinin çokluğu sebebiyle ne diyeceğini şaşırıyor, sevinç ve hayret içinde bu sözü söylüyor. Yoksa esasında bu sözün anlamına kendisi de inanıyor değildir. Dünyadayken insanlarla konuşması esnasındaki âdeti üzere dilinden bu söz çıkmıştır. Bu, âdeta Resulullah Aleyhis-selâm'm başka bir hadisinde, bir başka adamın, sevincinden ne diyeceğini şaşırıp "sen benim kulumsun, ben senin Rabb'inim" de­mesi hakkında bildirildiğine benzemektedir. En doğru olanını bilen ise  ancak Allah'tır.

    Hadiste bildirildiği şekilde Resulullah Aleyhisselâm'm gülmesi, bazı yerlerde gülmenin caiz olduğunu göstermektedir. Ancak bu gülme, kişinin şahsiyetine dokunmayacak, hakir duruma düşür­meyecek derecede olmalıdır. Alışılmış bir sınırı aşmamalıdır.

    "Senin için dünya kadarı ve onun on katı yahut dünyanın on katı kadarı vardır" ifadesi bir başka rivayette "Sana istediğin ve dünyanın on katı vardır" olarak geçiyor. Bu iki rivayetteki ifadeler aynı anlamdadır. Bunlardan biri diğerini tefsir etmektedir. Kaste­dilen anlam ise çok çok nimetin verileceğidir. Dilcilerin ifade ettiği üzere, bir şeyde şu kadar katı denildiği zaman bu, genelde o şeyin çokluğu manasına kullanılır.

    Buradaki çokluk, yani nimetin çokluğu, hadisin diğer rivayetle­rinde daha farklı şekillerde ifade edilmektedir. Ancak hepsindeki mana aynıdır. (Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhinden).

    346 Sahih-i Müslim'deki, şefaat hadisi ve cennete en son girecek olanla ilgili rivayetlerin devamı olan bir başka ha­diste İmam Müslim Rahmetullahi Aleyh şöyle diyor:

    Ebu Bekir ibnu Şeybe Hammad ibnu Seleme'den, o Sabit'ten, o Enes'ten, o da Abdullah ibnu Mes'ud Radıyallahü Anh'den Resu­lullah Aleyhisselâm'ın şöyle   söylediğini  bildirmiştir:

    "Cennete en son giren kişi, bazen yürüyen bazen tökezleyip düşen bir adamdır. Bunu bazen ateş sarar, onu geçince, o tarafa doğru bakıverir: "Şanı yüce olan Allah beni senden kurtardı, Allah öncekilerden ve sonrakilerden kimseye vermediğini bana verdi" der. Onun önüne bir ağaç çıkarılır. "Ey Rabb'im beni bu ağaca yak­laştır, onun gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim," der. Al­lah Azze ve Celle: Ey Ademoğlu, olur ki Ben sana bunu verirsem, sen başka bir şey istersin, diye buyurur. Adam: Hayır, Ey Rabb'im, der ve kendisinden başka bir şey istemeyeceğine dair Allah'a ahid verir. Allahü Teala da, onda bu şeye karşı sabır olmadığını bildiği için,   onu  mazur  görür.- Onu   o  ağaca   yaklaştırır,   gölgesinde gölgelenir, suyundan içer. Sonra önüne bir başka ağaç çıkarılır. Bu birinciden daha güzeldir, "Ey Rabb'im beni bu ağaca yaklaştır, suyundan içeyim, gölgesinde gölgeleneyim. Senden başka bir şey istemeyeceğim" der. Allahü Teala: "Benden başka bir şey isteme­yeceğine dair ahid vermemiş miydin? Olur ki, seni ona yak-laştırırsam Benden başkasını istersin" diye buyurur. Rabb'i Tea­la, onda ona karşı sabır olmadığını bildiği için, kendisini mazur görür ve istediği ağaca yaklaştırır. Gölgesinde gölgelenir, suyun­dan içer. Sonra cennet kapısı yakınında ona karşı bir ağaç çıkarılır. Bu ilk ikisinden daha güzeldir. Adam: "Ey Rabb'im beni ağaca yaklaştır, gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, Sen­den başka bir şey istemeyeceğim" der. Yüce Allah: Ey Ademoğlu, Benden, başka bir şey istemeyeceğin üzere ahid vermemiş miydin? diye buyurur. Adam: Evet, Ey Rabb'im, ama bunu istiyorum, başka şey istemeyeceğim, der. Rabb'i Teala, onda ona karşı sabır ol­madığını bildiği için, kendisini mazur görür, onu o ağaca yak­laştırır. Ağaca yaklaşınca, cennettekilerin seslerini duyar. "Ey Rabb'im beni oraya sok" der. Yüce Allah, bunun üzerine şöyle bu­yurur: Sen benden daha ne kadarını istiyorsun? Sana dünyayı ve bir o kadarım versem, seni memnun eder mi? Adam: Ey Rabb'im, benimle alay mı ediyorsun, Sen ki bütün âlemlerin Rabb'isin, der. Ravi îbnu Mes'ud burada güldü ve : Niçin gültüğümü sormuyor musunuz diye söyledi? Oradakiler : Niye güldün? diye sordular. Şöyle cevap verdi: Resulullah Aleyhisselâm da böyle göldü ve "Ne için gülüyorsun, Ey Allah'ın Resulü?" diye sordular. "Kulun 'Sen bütün âlemlerin Rabb'i iken benimle alay mı ediyorsun?' demesi üzerine âlemlerin Rabb'inin gülmesine gülüyorum" diye buyurdu.

    Hakk Teala şöyle buyurur: Ben seninle alay etmiyorum, sana ben istediğim her şeyi yapmaya kadirim".

    Ben derim ki: Buraya kadar, imam Müslim'in Sahih'ine aldığı rivayetlerin önemli bir kısmını naklettim. Geriye daha pek çok ri­vayet kaldı. Bunların büyük bir kısmı burada naklettiklerime göre pek önemli bir farklılık ihtiva etmiyorlar. Dolayısıyla bu kadarını vermekle yetiniyorum.

    Burada verdiklerimde birtakım ilaveler ve uslub açısından farklılıklar bulunmaktadır ki, diğer rivayetlerin verilmesiyle bun­lar ortaya çıkmaz. Bunu bildiğimiz için bu konudaki rivayetleri böyle çok verdik.

    Yalnız burada zikretmediğimiz bazı rivayetlerde bir fazlalık bu­lunmaktadır ki, onu burada vermek gerekmektedir. O da şöyledir:

    Buyurdu: "Sonra evine girer. Yanma hûr-i îyn'den iki eşi girer. "Seni bizim için yaşatan ve bizi senin için yaşatan Allah'a hamdol-sun" derler. Adam da şöyle der: Bana verilen gibisi bir kimseye ve­rilmiş değildir".[9]

     

    346.  Hadisin Şerhi

     

    Gülme fiilinin Hakk Teala'ya nisbet edilmesi konusunda da, önceki hadislerin şerhinde yeterince açıklama yapılmıştı. Bilindiği üzere bununla kastedilen, Hakk Teala'nm kullarından rahmete mazhar kılmak dilediğine rahmet etmesi, ondan razı olması ve onun için hayır dilemesidir.

    "Seni bizim için yaşatan ve bizi senin için yaşatan Allah'a hamd olsun". Yani: Seni bizim için, bizi de senin için yaratan, sonra bizi, içi sürekli neşe ve sevinçle dolu olan bu evde birleştiren Allah'a hamdolsun. (Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi'nden).

     

    Sünen-İ   Nesâîden   Şefaat Hadisi

     

    347. 'İman'da  Fazlalık" babı                        

    Ebu Saîd el Hudrî Radıyallahü Anh Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediğini  bildirmiştir:

    "Sizden birinizin dünyada hak için. mücadelesi, Mü'minlerin kıyamette, cehenneme giren kardeşlerinin oradan çıkarılması için, Rabb'leri indindeki tazarru ve niyazlarından daha şiddetli ve ısrarlı olamaz. Mü'minler: "Ey Rabb'imiz, kardeşlerimiz, bizimle beraber namaz kılarlardı, oruç tutarlardı. Bizimle haccederler di. Onları cehenneme koydun" derler. Yüce Allah: 'Gidin, onlardan tanı diki arınızı çıkarın' diye buyurur. Onlar oraya varırlar, onları sımalarından tanırlar. Onlardan bazılarının baldırlarının yarısına kadar ateş ulaşmıştır. Bazılarının topuklarına kadar ulaşmıştır. Onları çıkarırlar. "Ey Rabb'imiz, haklarında bize emir buyurduklarını çıkardık" derler. Allahü Teala: "Kalplerinde bir di­nar ağırlığında iman bulunanları da oradan çıkarın" diye buyu­rur. Sonra "Kalbinde yarım dinar ağırlığında iman bulunanları çıkarın" diye buyurur. En sonunda "Kalbinde bir zerre miktarınca iman, bulunanları da çıkarın" diye buyurur. "Ebu Saîd Radıyallahü Anh dedi ki: İnanmayan şu ayeti okusun:

    "Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur.[10]

     

    347. Hadisin Şerhi:

     

    "Sizden birinizin dünyada hak için mücadelesi, Mü'minlerin kıyamette cehenneme giren kardeşlerinin, oradan çıkarılması için Rabb'leri indindeki tazarru ve niyazlarından daha şiddetli ola­maz".

    Yani,  sizden birinin  dünyada bir hakkı olursa, bu kesin olarak ortaya çıkarsa onu almak için mutlaka uğraşır, hasmına karşı sa­vunmada bulunur, o hakkını alıncaya kadar uğraşır.

    / Mü'minler de, cehennemden kurtulmalarına rağmen; Mü'min kardeşlerinden bazıları cehennemde kalınca, Rabb'lerinden on­ların da kurtarılmasını dilerler. "Ey Rabb'imiz bunlar bizim kardeşlerimizdir, bizim gibi Mü'min idiler, bizimle birlikte namaz kılar, oruç tutar, haccederler di, Ey Rabb'imiz Senin rahmetin her şeyi kuşatmıştır. Şu kardeşlerimize rahmet eyle" derler.

    îşte Mü'minin dünyada hak almak için verdiği mücadele, ahi-rette Mü'minlerin, cehennemde kalan Mü'min kardeşlerinin çıkarılması için verdikleri uğraşıdan daha ısrarlı olamaz. Bilakis ahiretteki uğraşı ve  mücadele  daha ısrarlı olur.

    Bu olayla da, Allahü Teala'nın Mü'min kulları üzerindeki fazlının çokluğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü Mü'min kullarına, azabdaki kardeşlerinin kurtarılması için bir ümit ve aşk ateşi ver­miştir. Mü'minler reca kapısının açık olduğunu yakînen bildik­ten sonra, ancak sö'zkonusu uğraşılarına başlarlar. Yani onların Mü'min kardeşlerine şefaat için kendilerine izin verileceği mu­hakkaktır. Hakk Teala ayet-i kerimesinde : "O'nun katında O'nun izni olmadan kim şefaat edebilir"  diye buyuruyor.

    Bu hadis; aynı zamanda Mü'minlerin birbirlerine karşı son de­rece merhametli olacaklarına işaret ediyor. Çünkü Mü'minlerden kurtulanlar azabda olanlara acıyacaklardır.

    Ey Allah'ım bizim için Peygamberimiz Muhammed Aleyhis-seiâm'ı şefaatçi kılmam ve bizden razı olmanı diliyoruz. Amin. (Nevevfnin  Sahih-i  Müslim  Şerhinden).

     

    SÜNEN-İ   Tirmizrden   ŞEFAAT  HADİSİ

     

    348.  Şefaatle ilgili rivayetler babı, C.2, s.80 ve sonrası

    Ebu   Hureyre Radıyallahü Anh'den  rivayet edilmiştir:

    "Resulullah Âleyhisselâm'a et yemeği getirildi, ön ayak kısmı Ona takdim edildi, onu yedi. Bu kısım kendisinin hoşuna giderdi, iştahla yedi. Sonra şöyle buyurdu: Ben kıyamet gününde insan­ların efendisiyim. Bunun neden olduğunu biliyor musunuz? Allah öncekileriyle sonrakilefiyle bütün insanları bir meydanda toplar. Çağıran sesini onlara duyurur. Göz onları bütünüyle görür. Güneş onlara yaklaşır. Üzüntü ve kederleri güç yetiremeyeçekleri bir dereceye ulaşır. İnsanlar birbirlerine: 'Başınıza gelenleri görmüyor musunuz? Rabbiniz katında sizin için şefaatte buluna­cak birini araştırmaz mısınız?' derler. Sonra yine birbirlerine: 'Adem Âleyhisselâm'a gidin' derler. Adem Âleyhisselâm'a gelir­ler: 'Sen bütün insanlığın babasısm, Allah Seni kendi eliyle yarattı, sana kendi ruhundan üfledi, meleklere emir verdi sana secde ettil­er, Rabb'in katında bize şefaatçi ol.içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? Başımıza gelen hali görmüyor musun?' derler. Adem Aleyhisselâm: 'Rabb'im bu günde öyle gadablandı ki, bun­dan önce benzer şekilde gadablanmış değildir, bundan sonra da benzer şekilde gadablanmaz. O beni ağaca yaklaşmaktan menetti, ben se ona isyan ettim.. Ben nefsimin derdindeyim, nefsimin der-dindeyim, nefsimin derdinde. Siz benden başkasına gidin. Nuh Aleyhisselâm'a gidin' der. Nuh Aleyhisselâm'a gelirler: 'Ey Nuh, sen yeryüzü ahalisine Resul sıfatıyla gönderilenlerin ilkisin. Allah seni 'çok şükreden kul' olarak isimlendirdi. Rabb'in katında bize şefaatçi ol. içinde bulunduğumuz durumu görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?' derler. Nuh Aleyhisselâm da: 'Rabb'im bu günde öyle gadablandı ki, bundan önce benzer şekilde gadablanmış değildir, bundan sonra da benzer şekilde gadablan­maz. Benim kavmim hakkında bir duam oldu. Ben nefsimin der­dindeyim, nefsimin derdindeyim, nefsimin derdinde. Siz benden başkasına gidin. Ibrahime gidin' der. ibrahim Aleyhisselâm'a ge­lirler: 'Ey îbrahim, sen Allah'ın Peygamberi ve yeryüzü ehli içinden yakın. dostusun. Rabb'in katında bizim için şefaatçi ol. içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?' derler. îbrahim Aleyhisselâm da: 'Rabb'im bu gün Öyle gadablandı ki, bundan Önce benzer şekilde gadablanmış değildi, bundan sonra da benzer şekilde gadablanmaz. Ben üç yerde yalan söyledim -bunları, Ebu Hayyân, hadisinde bildirmiştir-. Ben nefsimin derdindeyim, nefsimin derdindeyim, nefsimin derdinde. Siz benden başkasına gidin, Musa'ya gidin' der. Musa Aleyhisselâm'a gelirler: 'Ey Musa, sen Allah'ın Resulüsün. Allah, seni Peygamberlik vermek ve seninle konuşmak suretiyle diğer insanlara üstün kıldı. Rabb'in katında bizim için şefaatçi ol. içinde bulunduğumuz hali görmüyor mu­sun?' derler. Musa Aleyhisselam'da: 'Rabb'im bugün öyle gadab­landı ki, bundan önce benzer şekilde gadablanmış değildi, bundan sonra da benzer şekilde gadablanmaz. Ben öldürmekle emrolun-madığım halde bir kişiyi öldürdüm. Ben nefsimin derdindeyim, nefsimin derdindeyim, nefsimin derdinde. Siz benden başkasına gidin, İsa'ya gidin' der. Isa Aleyhisselâ'a gelirler: 'Ey İsa, sen Al­lah'ın Resulü ve Meryem'e ilka ettiği kelimesisin ve O'ndan bir ruhsun, insanlarla beşikte iken konuştun. Rabb'in katında bizim için şefaatçi ol. içinde bulunduğumuz hali görmez misin?' derler. Isa Aleyhisselâm da: 'Rabb'im bugün öyle gadablandı ki, daha önce benzer şekilde gadablanmış değildi, bundan sonra da benzer şekilde gadablanmaz' der. Bir hatasını hatırlatmaksizm: 'Ben nef­simin derdindeyim, nefsimin derdindeyim, nefsimin derdinde, siz benden başkasına gidin, Muhammed Aleyhisselâm'a gidin' der. Peygamber Aleyhisselâm sözüne şöyle devam etti: Sonra, Mu-hammed'e gelirler: 'Ey M-uhammed, sen Allah'ın Resulüsün, Pey­gamberlerin sonuncususun. Senin hatalarından öncekiler ve son­rakiler bütünüyle bağışlandı. Rabb'in katında bizim için şefaatçi ol. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?' derler. Ben çıkar, Arş'm altına gelirim. Rabb'im için secdeye kapanırım. Sonra Allahü Teala bana güzel hamd ve övgü sözlerinden bazılarını bildirir. Bunları" benden önce kimseye öğretmemiştir. Sonra: "Ey Mu­hammed, başım kaldır, iste istediğin verilecek, şefaat et şefaatin kabul edilecek" denilir. Başımı kaldırırım; "Ey Rabh'im, Ümmeti­mi istiyorum. Ev Rabb'im Ümmetimi istiyorum. Ev Rabb'im Ümmetimi istiyorum" derim. Allah Teala da: "Ey Muhammed, Ümmetinden hesapsız bir topluluğu cennet kapılarından sağ kapıdan girdir. Onlar diğer kapılarda da, bütün diğer insanlara ortaktırlar. (Yani Ümmetinin birtakım fertleri de bu kapılardan gireceklerdir), denilir. Sonra Resulullah Aleyhisselâm şöyle bu­yurdu: Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, cennet kapılarının iki kanadının arası Mekke ile Himyer arası veya Mekke ile Busrâ arası kadardır. [11]

    Tirmizî bu  hadisin  hasen, sahih  olduğunu  söylüyor.

     

    348. Hadisin Şerhi:

     

    Bu hadis-i şerifte Nuh Aleyhisselâm'm "benim kavmim hak­kında bir duam oldu" şeklinde mazeret beyan edeceği bildiriliyor. Diğer rivayetlerde ise "Ben Rabb'imden bilmeyerek bir istekte bu­lundum" diye mazeret beyan edeceği ifade edilmekte. Nuh Aleyhis­selâm'm bunların her ikisini de söylemesi muhtemeldir. Raviler ise burada, birinin rivayeti diğerininkini nefy etmeyecek şekilde özetleme (iktisar) yapmış olabilirler.  En doğrusunu Allah bilir.

     

    İmam   Ibnu   Mace'nin  Sünen'ınden Şefaat   Hadisi

     

    349. iman babı                  .                           Birinci cüz, s.16.

    Ebu   Saîd  el-Hudrî Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah  Aleyhisselâm   şöyle   buyurdu:

    "Sizden birinizin dünyadayken bir kardeşindeki hakkını alma­daki mücadelesi, ahirette Allahü Teala'mn Mü'minleri cehen­nemden kurtarıp emin kılmasından sonra, bunların, günahlarından dolayı cehenneme atılan Mü'min kardeşlerinin or­adan kurtarılması için Rabb'leri indindeki tazarru ve niyaz­larından daha şiddetli ve ısrarlı değildir. Bunlar kardeşleri hakkında: 'Ey Rabb'imiz, kardeşlerimiz bizimle beraber namaz kılar, oruç tutar, haccederlerdi; onları cehenneme attın' derler. Hakk Teala: 'Gidin, onlardan tanıdıklarınızı çıkarın' diye buyu­rur. Giderler, onları simalarından tanırlar. Cehennem ateşi on­ların simalarını yemez (yakmaz). Onlardan bazılarının baldırlarının yarısına kadar ateş ulaşmıştır. Bazılarını topuk­larına kadar ateş almıştır. Onları çıkarırlar ve :. "Ey Rabb'imiz, haklarında bize emir buyurduklarının hepsini çıkardır" derler. Sonra Allahü Teala: "Kalbinde bir dinar ağırlığında iman bulu­nanları çıkarın" diye buyurur. Sonra: "Kalbinde yarım dinar ağırlığında iman bulunanları çıkarın" der. Sonra: "Kalbinde bir hardal tanesi ağırlığında iman bulunanları çıkarın" diye buyurur.

    Ebu Saîd Radıyallahü Anh dedi ki: Kim beni doğrulamazsa şu ayeti kerimeyi okusun: "Allahü Teala bir zerre miktarmca kimseye zulmetmez. Eğer iyilik olursa onu kat kat yapar ve kendi katından büyük bir karşılık verir". [12]

    349.   Hadisin  Şerhi:

     

    "Onları simalarından tanırlar, Cehennem ateşi onların sima­larını yemez". Bu cümlenin zahiri anlamına göre burada kastedi-len,~~yuzun tamamıdır. Çünkü insanın siması (sureti) yüzüdür. Ateş secde yerlerini yemez. Alın bunlardandır. Allahü Teala yüzün tamamına ihsan eder ve Ateş böylece yüzü yakmaz. Çünkü yüzün tamamı Allah'a secdede yere kapanır. Ibnu Mace'nin riva­yet ettiği bu hadis, yüzün tamamının ateşten korunacağı konusun­da bildirilenleri  kuvvetlendirmektedir.

     

    350.  İbnu Mace, C.2, s.302-303'de şu rivayete yer veriyor:

    Enes ibnu Malik Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah  Aleyhisselâm   şöyle   buyurdu:

    "Mü'minler kıyamet gününde toplanırlar. Kendilerine ilham edilir -veya düşünürler, burada Saîd Radıyallahü Anh tereddüı etmiştir- "Rabbimiz katında birini şefaatçi edinsek, bizi yerimizde rahata kavuştursa, derler. Adem'e gelirler: "Sen ey Adem, insan­ların babasısın, Allahü Teala seni kendi eliyle yarattı. Sana melek­leri secde ettirdi. Rabb'in katında bize şefaat eyle, bizi yerimizde ra­hata kavuştursun" derler. Adem Aleyhisselâm: Ben bu mevkide değilim, der kendilerine hatırlatmada bulunur ve işlemiş olduğu hatasından şikeyetçi olur. Bundan dolayı haya eder. "Siz Nuh'a gi­din, o Allah'ın yeryüzü ahalisine Resul sıfatıyla gönderdiklerinin ilkidir" der. Ona gelirler. O da: "Ben bu mevkide değilim" der, bil­mek sizin Rabb'inden bir talebde bulunmasından söz eder ve bun­dan dolayı haya eder. "Ancak siz Rahman'm yakın dostu İbrahim'e gidin" der. Ona gelirler. O da: "Ben bu mevkide değilim, ancak siz Allah'ın kendisiyle konuştuğu, kendisine Tevrat'ı verdiği kul olan Musa'ya gidin" der. Ona gelirler O da: "Ben bu mevkide değilim" der ve bir can karşılığı olmaksızın bir kişiyi öldürmesini hatırlatır ve "Ancak siz, Allah'ın kulu, Peygamberi, kelimesi ve ruhu olan İsa'ya gidin" der. Ona gelirler. O da: "Ben bu mevkide değilim, ancak siz Allah'ın önceki ve sonraki hatalarının ta­mamını bağışyladığı kul olan Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e gidin" der. Bana gelirler, ben çıkarım. Mü'minlerden iki dizi (saf) arasında yürürüm. Rabb'imin huzuruna çıkmak (yani O'na münacaatta bulunmak üzere belirli bir yere çıkmak) üzere izin isterim. İzin verilir. O'nu gördüğümde secdeye kapanırım. Al­lah dilediği kadar bir süre Beni o hal üzere bırakır. Sonra: "Kalk ey Muhammed, söyle dinlenecek, iste verilecek, şefaat et şefaatin ka­bul edilecek" denilir. Ben, Bana öğrettiği şekilde O'na hamdede-rim. Sonra şefaat ederim. Hakk Teala benim için bir topluluk belir­ler. Onları cennete sokar sonra ikinci kez tekrar giderim. Rabb imi gördüğümde secdeye kapanırım. Allah dilediği kadar bir süre beni o hal üzere bırakır. Sonra: "Kalk ey Muhammed, söyle dinlenecek, iste verilecek, şefaat et şefaatin kabul edilecek" denilir. Ben kafamı kaldırırım. Bana öğrettiği şekilde O'na hamdederim. Sonra şefaat ederim. Rabb'im benim için bir topluluk belirler onları cennete ko­yar sonra üçüncü kez tekrar dönerim. Rabb'imi gördüğümde sec­deye kapanırım. Allah dilediği kadar bir süre beni o hal üzere bırakır. Sonra: "Kalk ey Muhammed, söyle dinlenecek, iste verile­cek,şefaat et şefaatin kabul edilecek" denilir. Başımı kaldırırım. Bana öğrettiği şekilde O'na hamdederim. Sonra şefaat ederim. Rabb'im benim için bir topluluk belirler, onları cennete koyar sonra dördüncü kez tekrar dönerim ve : Ey Rabb'im Kur'an'm tuttuk­ları dışında kimse kalmadı" derim. [13]

     

    350. Hadisin Şerhi:

     

    Bu hadiste geçen müşkil (anlaşılması, zor) ifadelerin açıklaması daha önce geçti. Tekrarına gerek yok.

    Bütün hadis alimlerinin şefaat ile ilgili hadisi rivayette icma et­mesi, şefaatin kesin olduğu hususunda açık delildir. Hatta bu ko­nudaki rivayetler tevatür derecesine ulaşıyor denilebilir. Bu kadar rivayet şefaati inkâr edene tam bir cevap olur.

     

    Kulun Kıyamet Gününde Rabb'inin Huzurunda Durması  İle  İlgili  Rivayetler

     

    Peygamberlere Tebliğin Sorulması

     

    351. Sahih-i Buharı, C.2, s.109, Kitabu'z-Zekat "Redden Önce  Sadaka" babı:

    Abdullah ibhu Mukammed, Ebu Asım en-Nebil'den, o Sa'dan-ibnu Bişr'den, o Ebu Mucahid'den, o da Muhill ibnu Halife et-Tâi'den  Adiyy   ibnu Hatim Radıyallahü Anh'ın şöyle söylediğini rivayet   etmiştir:

    "Ben Resulullah Aleyhisselâm'm yanında idim, iki adam geldi. Birisi yoksulluktan, diğeri de yol kesilmesinden şikayet etti. Resu­lullah Aleyhisselâm şöyle buyurdu: Yol kesilmesi hususunda de­rim ki, pek fazla zaman geçmeden, Mekke tarafına bekçisiz bir ker­van çıkacak. Yoksulluğa gelince, sizden birinin, sadakasıyla dolaşıp onu kabul edecek birini bulamayacağı zaman gelmeden kıyamet kopmaz. Sonra sizden biriniz, arada bir örtü veya tercüman bulunmaksızın Allah'ın huzurunda durur. Sonra Hakk Teala: Ben sana mal vermedim mi? diye sorar. Kul: Evet, verdin, der. Hakk Teala: Sana bir elçi göndermedim mi? der. Kul: Evet, gönderdin, der. Bunun üzerine sağ tarafına bakar ateşten başka bir şey göremez, sol tarafına bakar yine ateşten başka bir şey göremez. Sizden biri yarım hurma ile de olsa cehennem ateşinden korunsun,  bunu da bulamazsa  güzel bir söz ile korunsun". [14]

     

    352. Bu hadisi, Buharı Kitabu Bedu'l-Halk'da İslam'da Peygamberliğin İşaretleri1 başlıklı babda şöyle rivayet ediyor:

    Muhammed ibnu'l-Hakem, en-Nadr'dan, o İsrail'den, o Sa'dun et-Tâi'den, o Muhiti ibnu Halife'den Adiyy ibnu Hatim Radıyallahil Anh'ın şöyle söylediğini rivayet etti:

    "Ben Peygamber Aleyhisselâm'm yanında iken, Ona bir adam geldi. Kendisine yoksulluktan şikayette bulundu. Sonra bir başkası geldi. O da yolunun kesilmesinden şikayette bulundu. Resulullah Aleyhisselâm: Ey Adiyy, Hiyere'yi gördün mü? diye sordu. "Görmedim ama haberini duydum" dedim. Sonra şöyle buyurdu: Eğer ömrün uzun olursa, bir kadının devesinin hevcesine binip Hiyere'den yola çıkarak, Allah'dan başka kimseden korkmaksızm Kabe'ye kadar gelerek tavafta bulunduğunu göreceksin. Ben kendi kendime: Beldeleri fenalıklarla, ateşlerle dolduran yol kesiciler nerdeler? dedim. Resulullah Aleyhisselâm sözüne şöyle devam etti: Eğer ömrün uzun olursa, görürsün, Kisra'mn hazineleri açılacak (yani Müslümanların eline geçecek)tir. Ben: Hürmüz'ün oğlu Kis-ra mı? diye sordum. "Hürmüz'ün oğlu Kisra, dedi. Yine buyurdu: Ömrün uzun olursa yine göreceksin, bir adam avucu dolusu altun veya gümüşle çıkar, onu kendisinden kabul edecek birini arar da, kabul edecek bir kimse bulamaz. Sizden biri, Allah'a kavuştuğu gün, Allah'ın huzuruna çıkacak, aralarında Hakk Celle ve Alâ'nm sözünü kendisine iletecek bir tercüman bulunmaksızın, Cenab-ı Allah kendisine: Ben sana bir elçi göndermedim mi ve o. elçi sana Benim emirlerimi bildirmedi mi? diye soracak. Kul: Evet, diyecek. Hakk Teala: Ben sana mal ve çocuk vermedim mi ve sana ihsanda bulunmadım mı? diye buyuracak. Kul: Evet, diyecek. Son­ra kul sağ yanma bakar cehennemden başka bir şe göremez, sol yânına bakar yine cehennemden başka bir şey göremez. Adiyy Radıyallahü Anh dedi ki: Resulullah Aleyhrsselâm'ın şöyle söylediğini işittim: Bir hurmanın yarısı ile de olsa cehennem ateşinden sakınınız. Bir hurmanın yarısını da bulamazsanız, tatlı bir  söz ile  olsun,  cehennemeden  sakınınız."

    Adiyy Radıyallahü Anh dedi ki: "Devesinin hevdecine binmiş bir kadının, Hiyere'den yola çıkarak Allah'tan başkasından kork-maksızm Kâ'be'ye vararak tavafta bulunduğunu gördüm. Hürmüz oğlu Kisra'nın hazinelerini açanlar (fethedenler) arasında ben de vardım. Ağer ömrünüz uzun olursa, Peygamber Ebu'l-Kasım Aleyhisselâm'm haber verdiği, bir adamın avucu dolusu altun veya gümüş çıkarıp kabul edecek birini bulamaması hâdisesini de görürsünüz". [15]

     

    351 - 352. Hadislerin Şerhi:

     

    "Yol kesilmesi" Eşkiyalar tarafından yoldan geçenlerin önünün kesilmesidir. Birtakım insanlar pusulara gizlenerek, mal almak veya insanları öldürmek için, yahut insanlar arasında korku sal­mak için kendi güç ve kuvvetlerine dayanarak yolcuların önüne çıkarlardı. Çünkü bu insanlar yardım alınacak yerlerden uzakta bulunurlardı.

    "Sonra sizden biriniz arada bir örtü veya tercüman bulun­maksızın Allah'ın huzurunda durur." Bu açıklama bir temsil ma­hiyetindedir. Çünkü Allahü Teala'yı hiçbir şey ihata edemez ve O'nun önünde herhangi bir şeye karşı örtü bulunmaz. Bizim gözlerimize perde konduğu için dünyada iken O'nu görme ve idrak etmeden aciz olduğumuz için O, bizim gözlerimizden gizlidir. Ahi-ret olduğu zaman gözlerimizdeki perdeler kaldırılacak ve görme gücümüz de artacak. "Biz senin gözünden perdeni açtık, bu gün gözün keskindir" mealindeki ayet-i kerime de buna işaret etmekte­dir.

    Hiyere, o zamanda Fars împaratorluğü'na bağlı, Arap kral­ların yönetiminde olan bir belde idi.

    "Eğer Ömrünüz uzun olursa bunu da, yani bir adamın avucu do­lusu altun veya gümüş çıkarıp da onu kabul edecek bir adam bu­lamama hâdisesini de görürsünüz". Çünkü bir zaman gelecek in­sanlar içinde fakir kalmayacak. Bu zamanın İsa Aleyhissalâm'ın yeniden yeryüzüne indirileceği zaman olduğu söylenmiştir, el-Beyhakî de diyor ki: Bu durum Halife Ömer ibnu Abdülaziz za­manında gerçekleşti. Çünkü Ömer ibnu Useyyid ibni Abdurrah-man ibni Zeyd ibni'l-Hattab bildiriyor ki: "Ömer ibnu Abdülaziz otuz ay halifelik yaptı, o daha ölmeden önce, bir adam bize yüklü bir mal getirir: 'Şunu fakirlerden dilediğiniz kimselere dağıtın' derdi. Ama adam malını geri götürmek zorunda kalırdı. Bu malı kime vereceğimiz hususunda aramızda konuşup müzakere eder­dik, ama verecek kimse bulamazdık. Ömer Rahmetullahi Aleyh, insanları ihtiyaçtan berî etmişti" Bu gerçeği Beyhakî rivayet et­mektedir. Bu rivayetle Adiyy ibnu Hatem'den rivayet edilen hadis­teki bilgiler de doğrulanmaktadır. (Kastallanî Şerhi)

     

    "Mü'min Rabbine O Kadar Yaklaşır Ki Üzerine Örtüsünü Veya Rahmetini Koyar" Hadisi

     

    353. Bu hadisi Buharı, C.6, s.74'te, Kitabu't-Tefsir'in Hud Aleyhisselâm suresi tefsiri ile ilgili bölümde rivayet etmiştir:

    Musadded, Yezid ibnu Zurey'dan, o Saîd ve Hişam'dan, o ikisi Katade'den, Safvan ibnu Muhriz'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

    "îbnu Ömer Radıyallahü Anhuma tavaf ederken bir adam önüne çıkıp: Ey Ebu Abdurrahman, -yahut, îbnu Ömer- diye ses­lendi. Peygamber Aleyhisselâm'm kıyamet gününde Mü'minlerin Cenab-ı Hakk'la konuşmaları ile ilgili bir şey söylediğini duydun mu? diye sordu. îbnu Ömer Radıyallahü Anh'da şöyle cevap verdi : Peygamber Aleyhisselâm'm şöyle söylediğini duydum: Mü'min Rabb'ine o kadar yaklaştırılır ki, (ravilerden Hişam burada -Yaklaşır ki- ifadesini kullanmıştır), örtüsünü (veya rahmetini) üzerine koyar, günahlarını ona itiraf ettirir. Şu günahım biliyor musun? diye sorar. Mü'min kul: Biliyorum, der, sonra iki kere "biliyorum, ey Rabb'im" der. Hakk Teala: Onu dünyadayken örttüm, bugün de bağışlıyorum, diye buyurur. Sonra iyiliklerini ih­tiva eden sahifesi ortaya açılır. Başkalarına -yahut kafirlere- ge­lince, onlar için ru'ûsu'l eşhâd'a: "Bunlar 'Rabb'leri hakkında ya­lan söyleyenlerdir, Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir." diye seslenir.

    Kastallanî Rahmetullahi Aleyh diyor ki: Buharî bu hadisi Kita-bu'1-Mezalim'de, Kitabu'l-Edeb'de, ve Kitabu't-Tevhid'de de rivayet etmiştir. Ayrıca Müslim Kitabu't-Tevhid'de, Nesâî, Kitabu't-Tefsir ve Kitabu'r-Rekaik'de, îbnu Mace de Kitabu's-Sunne'de rivayet etmiştir.

     

    353.   Hadisin Şerhi

     

    Bu hadisin şerhi, Kastallanî Şerhi, Ki tabu'1-Mezalim, C.4, s.354 ve Kitabu't-Tefsir, Hud Suresi tefsiri, C.7, s-181'den alınmıştır.

    Burada Mü'minin Rabb'ine yaklaşması ve Rabb'inin, örtüsünü onun üzerine koyması, mecazî anlamdadır. Kastadilen ise, onun hatalarını örtmesi ve rahmetini ona ulaştırmasıdır. Yani mahşer­de toplananlar onun hatalarını görmesinler diye onu bunlardan saklar. Hakk Teala, onlara, onları dünyadayken örttüğünü ve ora­da  da bağışlayacağını  bildirir.

    Bu hadisten anlaşıldığına göre, Cenabı Allah'ın ahirette örtüsü, günahlarını dünyada açığa vurmayıp, allah'ın gizlemesini nimet bilip saklayanlar içindir. Ama dünyadayken açıktan günah işeyen veya günahını açığa vuranlar ahirette de Allah'ın örtüsüne layık olamayacaktır.

    Ey Allah'ım senden, fazlınla kereminle dünyada da ahirette de günahlarımızı örtmeni diliyoruz. Amin Ya Kerim.

     

    354.  "Kul Rabb'i ile buluşur, Allah 'Ey Fülan, Sana İhsanda Bulunmadım mı?1 Diye Sorar..." hadisi:

    Muhammed ibnu Ebi Umer, Sufyan'dan, o Süheyl ibnu Ebi Sa­lih'ten, o da babasından Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'ın şöyle söylediğini rivayet etti:

    "Ey Allah'ın Resulü, kıyamet gününde Rabb'imizi görür müyüz? diye sordular. Resulullah Aleyhisselâm; Gündüzün öğle vaktinde bulut yokken güneşi görmekte zorlanıyor musunuz? diye sordu. "Hayır" dediler. "Ondordüncü gecesinde bulut yokken ayı görmekte zorlanıyor musunuz" diye sordu. "Hayır" dediler. Resu­lullah Aleyhisselâm şöyle buyurdu: Nefsim elinde olana yemin ederim ki, bu ikisinden birini görmekte nasıl zorlanmıyorsanız, Rabb'inizi görmekte de aynı şekilde zorlanmayacaksınız. Kul Rabb'ine kavuşur. Rabb'i ona: Ey filanca, Ben sana ihsanda bulun­madım mı, seni başkaları arasında mevki sahibi kılmadım mı, sana evlilik nasib etmedim mi, sana at, deve vermedim mi, seni başkalarına başkan eylemedim mi, bu mevkiin sebebiyle mülk edi­nir, itaat görür olmadın mı? der. Kul: Evet, der. Bu zaman Rabb'i: Sen Bana kavuşacağını, Benim huzuruma çıkarılacağını düşündün mü? diye sorar. Hakk Teala daha sonra : Sen nasıl Beni unuttu isen Ben de seni unutuyorum, diye buyurur. Sonra ikinci bir kişi Hakk Teala'nm huzuruna çıkar. Hakk Teala ona da: Ey fi­lanca Ben sana ihsanda bulunmadım mı, seni başkaları arasında efendi kılmadım mı, sana evlilik nasib etmedim mi, sana at, deve vermedim mi, seni başkalarına başkan eylemedim mi, bu mevkiin sebebiyle mülk edinir, itaat görür olmadın mı? der. Kul: Evet, Ey Rabb'im, der. Bu zaman Rabb'i : Sen Bana kavuşacağını, Benim huzuruma çıkarılacağını düşündün mü? diye sorar. Kul : Hayır, der. Hakk Teala da : Sen nasıl Beni unuttu isen, Ben de seni unu­tuyorum, diye buyurur. Sonra üçüncü kişi Hakk Teala'nm huzu­runa çıkarılır. O: Ey Rabb'im Ben sana iman ettim, kitabına ve Peygamberlerine inandım, namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka (ze­kat) verdim, der ve bütün gücüyle iyiliklerini saymaya çalışır. Cen-ab-ı Hakk ona: Öyleyse sen şöyle dur, der. Sonra ona: Senin üzerine şahidimizi gönderiyoruz, denilir. Adam kendi kendine : Acaba kim benim üzerime şahidlik edecek, der. Bu zaman ağzına mühür vu­rulur. Uyluğuna, etine, kemiğine 'konuşun' denilir. Uyluğu, eti, kemiği, yaptıkları hakkında konuşmaya başlarlar. 'Bu söyledikleri kendine mazeret bulmak içindir, bu münafıktır, bu Allah'ın kendi­sine gadablandığı kimsedir1   derler".[16]

     

    355. Bu hadisi Müslim, Enusu'bnu Malik Rahmetullahi Aleyh'den de rivayet etmiştir. Orada şöyle diyor:

    Ebu Bekir ibnu nadr ibni ebu'n-nadr, ebu'n-Nadr Haşim ibnu

    Ebi'l-Kasım'dan, o Ubeydullah el-Eşcai'den, o Sufyanu's-Sevrî'den, o Ubeyd el-Mekteb'den, o FudayV dan, o da eş-Şa'bî'den Enes ibnu Malik Radıyallahü Anh'ın  şöyle söylediğini  rivayet  etmiştir:

    "Resulullah Aleyhisselâm'm yanında bulunuyorduk, bir ara güldü ve : Ne için güldüğümü biliyor musunuz? diye sordu. Biz: Allah ve Resulü daha iyi bilir, dedik. Bunun üzerine şöyle buyur­du: Kulun Rabb'i Azze ve Celleh ile konuşmasına. Kul: Ey Rabb'im beni zulümden kurtarmamış miydin? der. Hakk Celle ve Âla: Evet, diye buyurur. Kul: Ben bugün nefsim üzerine ancak kendimden bir şahid kabul ediyorum, der. Hakk Teala: Bugün kendi nefsin ve amellerini yazan kerem sahibi melekler üzerine şahid olarak ye­terlidirler, diye buyurur. Resulullah Aleyhisselâm sözüne şöyle de­vam etti: Bunun üzerine adamın ağzı mühürlenir. Azalarına: "Konuşun" denilir. Azaları amelleri hakkında konuşurlar. Sonra kendisinin azaları ile konuşmasına müsaade edilir. Bu zaman aza­larına: Yazıklar olsun size, kahrolasımz, ben sizi savunuyordum, sizi kurtarmaya çalışıyordum, der".[17]

     

    356. Bu hadisi, Tirmizî de Camii'nde Ebu Hureyre ve Ebu Saîd el-Hudri Radıyallahü Anhuma'dan rivayet etmiştir. An-scak onun rivayeti Müslim'in burada geçen her iki rivayetin­den de daha kısadır. Tirmizî'nin rivayeti şöyledir:

    Ebu Hureyre ve Ebu Saîd Radıyallahü Anhuma'dan rivayet edil­miştir: Resulullah Aleyhisselâm   buyurdu   ki:

    "Kıyamet gününde kul getirilir. Allahü Teala ona: Ben sana göz ve kulak; mal ve çocuk vermedim mi, hayvanları ve ekinleri senin hizmetine sunmadım mı, seni başkalarına başkanlık eder ve bun­dan dolayı itaat görür, mal toplar kılmadım mı? Peki sen, bu günde

    Benim huzuruma çıkarılacağını düşündün, hesaba kattın mı? diye sorar. Kul: Hayır, der. Allah da ona: Nasıl sen Beni unuttu isen, Ben de seni unutuyorum, diye buyurur". [18]

    Ebu Isa et-Tirmizî bu hadisin, sahih, garib olduğunu söylüyor,

     

     354-356. Hadislerin Şerhi:

     

    "Sen nasıl Beni unuttu isen, Ben de seni unutuyorum". Yani sen nasıl dünyada Bana itaat etmekten kaçındı isen, Ben de seni rahmetimden mahrum bırakıyorum. Sen Bana itaat etmeyi terket-tiğin gibi, bugün rahmet ve merhametten uzak kalırsın.

    Cenab-ı Allah'ın, dünyadayken münafık olarak yaşayıp da kıyamet gününde: Ben sana iman ettim, kitabına ve Peygamberle­rine inandım, namaz kıldım, ..." diyen kimse için "Sen şöyle dur" diye buyurmasının anlamı şudur: Bu esasında yalan söylüyor ve söylediği yalanın kendini kurtaracağını sanıyor.

    Bu gibi münafıklar hakkında Allahü Teala Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor: "Allah onların hepsini tekrar dirilttiği gün, dünyada size yemin ettikleri gibi, O'na da yemin edip Müslüman olduklarını söyleyecekler ve kendilerinin bir şey üzerinde bulun­duklarını, yalan yere yemin etmenin kendilerine bir fayda sağlayacağını sanacaklardır, iyi bilin ki onlar yalancıdırlar."

    işte bu gibi münafıklar hakkında Allahü Teala: "Öyleyse sen şöyle dur" diye buyuracak. Yani : Senin inkarcılığın ve ne oduğun hakkında kendi uzuvların şahidlik edinceye kadar şöyle bekle. Aî-lahü Teala: Şu an senin üzerine şahidimizi gönderiyoruz, diye bu-yurunca adam kendi uzuvlarının aleyhine şahidlik edeceğini bil­mediği için kendi kendine: Acaba kim benim üzerime şahidlik ede­cek? diye söylenir. Sonra ağzına mühür vurulur ve uzuvları konuşmaya başlar. Bu husus Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim'inde şöyle bildiriliyor: "O gün ağızlarım mühürleriz, elleri bize söyler, ayaklan yaptıklarına şahidlik eder".

    Adam uzuvlarına "ben sizi savunuyordum, sizi kurtarmaya çalışıyordum" der. Yani sizi kurtarmak için inkâr ettim, nasıl bana karşı şahidlik edersiniz? Şimdi azabı çekecek olan  sizlersiniz.

    Ancak her şeyi konuşturan Allah onlan da konuşturur.

    Allah'tan bizim hatalarımızı örtmesini, günahlarımızı bağışlamasını ve kendi insanıyla, fazlıyla cennetine sokmasını di­liyoruz. Amin.

     

    "Kıyamet Gününde Ademoğlu Getirilir Allahü Taala'nın Huzurunda Durdurulur..." Hadisi

     

    357. Bu hadisi Tirmizî, Camii'nde, C.2,s.69'da "Haşr Hakkındaki Rivayetler" babında vermiştir:

    Enes Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah Aleyhisselâm   şöyle   buyurdu:

    "Kıyamet gününde Ademoğlu âdeta bir kuzu gibi getirilir. Al-lahü Teala'nın huzurunda durdurulur. Allahü Teala ona: 'Sana verdim, ihsanda bulundum, nimet verdim, sen bütün bunlarla ne yaptın?' diye sorar. Kul: 'Ey Rabb'im onları biriktirdim, nemâlan-dırdım, elde ettiğimden daha fazla olarak sonrakilere bıraktım. Beni geri gönder, onları sana getireyim1, der. Bu kul, önceden bir iyilik  göndermemiş  ise cehenneme  atılır". [19]

    Tirmizî Rahmetullahi Aleyh bu hadisi vasfederken şöyle diyor:

    Bu hadisi, hadisin senedinde geçen adamlardan biri olan el-Hasen'den birden fazla kimse rivayet etmiştir. Ancak ona isnad et­memişlerdir. Hadisi el-Hasen'den rivayet eden ravilerden biri İsmail ibnu Müslim'dir. Onun hıfzmdaki zaaf dolayısıyla bu ha­dis, zayıf olmaktadır.

     

    357. Hadisin Şerhi

     

    Bu hadis gösteriyor ki, kul elinde olandan ahireti için önceden bir şey göndermezse, elinde tuttuğu Allah katında bir değer ifade etmez. Yüce Allah buyuruyor: "O gün kişi elleriyle sunduğuna -yani elleriyle işleyip Önceden gönderdiğine- bakar".

    Akıllı olanın çok şey biriktirmiş olmakla övünmemesi gerekir. Ancak hayır yolunda harcadığı ile huzur bulur. Böyle yapmalı ki, pişmanlığın fayda vermediği günde pişman olmasın. Allahü Teala buyuruyor: "Onlardan birine Ölüm gelince: Rabbim, beni geri çevir, belki yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim, der."

    Allah, bizi ahiret için çalışmaya muvaffak kılsın. Amin.

     

    "Kur'an Ve Benim Zikrimin, Kendisini Benden İstekte   Bulunmaktan Alıkoyan İnsan..."Hadisi

     

    358. Bu hadisi Tirmizî Rahmetullahi Aleyh Camii'nde, C.2, s.l52'de, Kitabu't-Tefeir bablarmda rivayet etmektedir:

    Ebu Saîd el-Hudrî Radıyallahü anh'den rivavet edildiğine göre. Resulullah Aleyhisseiâm   şöyle    buyurdu:

    "Rabb Azze ve Celle buyurur ki: Kimi Kuran ve Benim zikrin Benden istekte bulunmaktan alıkoyarsa, isteyenlere verdiğimde] daha üstününü ona veririm. Allah'ın sözünün diğer sözler üstünlüğü, Allah'ın,  yarattıklarına  olan  üstünlüğü  gibidir.[20]

    Ebu îsa et-Tirmizî bu hadisin hasen, garib olduğunu bildiriyor.

     

    "Nuh Aleyhısselam'a 'Tebliğ Ettin Mı?1 Diye   Sorulması

     

    359. Bu hadisi Buharı Rahmetullahi aleyh C.4, s.l34'de, Kastallanî'ye göre, C.5, s.338'de, Kitabu'l-Enbiya'nın "Biz Nuh'u Kendi Kavmine 'Kavmini Allah'ın Azabı ile Korkut1 Diye Gönderdik" mealindeki ayet-i kerime ile ilgili babında rivayet etmiştir:

    Musa ibnu İsmail, Abdulvahid ibni Zeyyâd'dan, o el-A'meş'ten, o Ebu Salih'ten, o da Ebu Saîd el-Hudrl Radıyallahü Anh'den Resu-lullah Aleyhisselâm'in  şöyle  söylediğini  bildiriyor:

    "Nuh ve Ümmeti gelir. Allahü Teala (Nuh'a hitaben): Tebliğ et­tin mi? diye sorar. Nuh Aleyhisselâm: Evet, Ey Rabb'im, der. Ümmetine: Size tebliğ etti mi? diye sorar. Onlar: Hayır, bize her­hangi bir Peygamber gelmedi, derler. Nuh: Senin için kim şahidlik eder? diye buyurur. Allah Nuh'a: MuhammedSallallahü Aleyhi ve Sellem ve Ümmeti, der. Biz se Onun tebliğ ettiğine şahidlik ederiz. Bu ise Allahü Teala'mn şu sözünde bildirilmektedir: "Böylece sizi-insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan -orta yolu takib eden.  doğru çizgide- bir Ümmet kıldık,[21]

    Bu hadisi Buharı Rahmetullahi Aleyh aynı şekilde, C.6, s.31'de, Kitabu't-Tefsir'in Bakara suresi tefsiriyle ilgili babında da, burada­ki metne yakın bir metinle rivayet etmiştir.

     

    360. Tirmizî de, yine Ebu Saîd el-Hudrî Radıyallahü Anh'den buradaki metne yakın bir metinle rivayet etmiştir. Ancak orada şöyle bir farklılık vardır:

    Nuh  Aleyhisselâm'm   kavmi:

    "Bize bir korkutucu gelmedi, bize bir gelen olmadı, derler. Nuh Aleyhisselâm'a da: Şahidlerin kimlerdir? denilir... hadis aynen de­vam ediyor". [22]

    Tirmizî bu hadisin hasen, sahih olduğunu söylüyor.

     

    361. Bu hadisi de İbnu Mace, C.2, s.297'de, "Muhammed Aleyhisselâm Ümmetinin Özelliği" başlıklı babda rivayet ediyor:

    Ebu Saîd el-Hudrî Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah Aleyhisselâm   şöyle   buyurdu:

    "Yanında iki kişi bulunarak Peygamber gelir, yine yanında üç veya daha az yahut daha çok kimse bulunaraktan Peygamber gelir. Kendisine: 'Kavmine tebliğ ettin mi?' denilir. O da: Evet, der. Kav­mi çağrılır: 'Size tebliğ etti mi?' diye sorulur. "Hayır" derler. Pey­gambere: 'Sanin için kim şahidlik eder?' denilir. "Muhammed ve ümmeti" derler. Muhammed ve Ümmeti çağrılır: 'Bu Peygamber tebliğ etti mi?' diye sorulur, onlar: 'Evet1 derler. "Bunu nerden bili­yorsunuz?' diye sorulur. "Bizim Peygamberimiz, geçmiş Peygam­berlerin kavimlerine kendilerine bildirileni tebliğ ettiklerini haber verdi, biz de Onun bu sözünü doğruladık" derler. Peygamber Aley-hisselâm sonra şöyle söyledi: Bu husus Yüce Allah'ın şu sözünde bildirilmiştir: "Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan (orta yolu takib eden) bir Ümmet kıldık". [23]

     

    359  36L Hadislerin Şerhi:

     

    "Tebliğ ettin mi?" sorusu sadece Nuh Aleyhisselâm'a has değildir. Bütün Peygamberler Ümmetleri hakkında bu soruya mu-hatab olacaklardır.Ümmetleri itiraz edecekler, Peygamberler de, Muhammed Aleyhisselâm'm Ümmetinin şahidliğini isteyecektir. Muhammed Aleyhi s s elam'm Ümmeti şehadet edecek,Muhammed Aleyhisselâm da, onların şehadetini doğrulayacaktır. Kur'an-ı Ke-rim'de: "Peygamber sizin üzerinize şahid olur" buyuruluyor. Yani sizin şahidliğinizin doğruluğuna şahid olur. Ümmetinin şahidli-ğinin hak olduğunu ve onların adil şahidler olduğunu bildirir.

    Yüce Allah bir Peygambere Ümmeti hakkında en güzel şekilde nasıl karşılık verirse Muhammed Aleyhisselâm'a da, bizim hakkımızda öylece karşılık versin ve Onu bizim için şefaatçi eyle­sin. Amin. Velhamdu   lillahi   Rabbi'l-alemin.

     

    Cennet  Kafirlere  Haram  Kılınmıştır,  Yakınlık  Da Onlara Fayda Vermez İbrahim Kıyamet Gününde Azer İle Buluşur1   Hadîsi

     

    362. Bu hadisi Buharı Rahmetullahi Aleyh, C.4,8.139'da, Kitabu Bedu'l-Halk'ın 'Allah İbrahim'i Kendine Dost Edindi1 mealindeki ayeti kerime ile ilgili babında rivayet etmiştir:

    İsmail ibnu Abdullah kardeşi   Abdülhamid'den, o Ibnu Ebi Zi'b'den, o Saîd el-Makburî'den, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den  Resulullah Aleyhisselâm'm  şöyle  söylediğini  bildir­miştir:

    "İbrahim, kıyamet gününde babası Azer'le buluşur. Azer'in yüzünde siyahlık ve toz vardır. İbrahim ona; Ben sana, bana karşı gelme dememiş miydim? der. Babası: Bugün sana karşı gelmem, der. İbrahim: Ey Rabb'im sen, insanların diriltildiği günde beni utandırmayacağını vaadetmiştin. Rahmetten son derece uzak bırakılmış babadan daha çok utandırıcı ne olur? der. Allahü Teala da: Ben cenneti kâfirlere haram kıldım, diye buyurur. Sonra: Ey İbrahim, ayaklarının altındaki ne? denilir. Bakar, birden kanlar içinde bir sırtlan görür. Bu sırtlanın ayaklarından tutulup cehen­neme atılır". [24]

    Bu hadisi Buharî aynı şekilde, C.6, s.Ul'de, Kastaüanî'ye göre C.7, s.378'de, Kitabu't-Tefsir'in Şuara Suresi tefsiriyle ilgili bölümünde  daha kısa  olarak vermektedir.

     

    362. Hadisin Şerhi

     

    İbrahim Aleyhisselâm'm "Ben sana bana karşı gelme dememiş miydim?" sözünde şu ayet-i kerimeye işaret vardır: (İbrahim Aley-hisselâm babası Azer'e dedi ki): Ey babacığım, doğrusu sana gelme yen bir ilim bana geldi Bana uy, seni doğru yola eriştireyim. Baba­cığım, şeytana tapma; çünkü şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır"

    Babası o gün, "bugün sana karşı gelmem" der. İbrahim Aleyhisselâm da: "Ey Rabb'im Sen,   insanların   diriltildiği günde beni  utandırmayacağını vaadetmiştin" der. Yani O, bu sözüyle du­ada bulunur. O duasından isyana gitmez, ancak Rabb'inden icabet edeceğini ummaktadır.

    "Rahmetten son derece uzaklaştırılmış bir babadan daha çok utandırıcı ne olur". Fasık kimse rahmetten uzak kalır, kafir ise rahmetten bütünüyle uzak ve mahrum kalır. Yüce Allah ayet-i ke­rimede: "Allah'ın rahmeti iyilik sahiplerine yakındır" buyuruyor.

    Yüce Allah İbrahim Aleyhissalâm'a cevabında: "Ben cenneti kafirlere haram kıldım" buyuruyor. Yani: 'Senin baban kafirdir, cennet ona haramdır'

    "Sonra Ey İbrahim, ayaklarının altındaki ne? diye sorulur". Onun ilgisini Azer'den başka bir yöne çekmek için böyle soru soru­lur.

    İbnu'l-Munzir'in rivayetinde deniliyor ki, babasını o hal üzere görünce (yani, ayaklarının altına bakar kanlar, içinde bir sırtlan görür...), o zaman ondan berî olur ve: "Sen benim babam değilsin" der. Onun diğer hayvanlardan herhangi birine değil de, sırtlana tahvil edilmesindeki hikmet, sırtlanın hayvanların en ahmağı ol­masındandır. Bu hayvan ahmaklığı sebebiyle uyanık olunması ge­reken yerde, gafil bir halde bulunur. Azer de, kendine en çok mer­hamet eden bir insanın nasihatini kabul etmeyince bu hayvana benzetilmiştir. Bu hadis gösteriyor ki, baba Müslüman olmayınca oğulun üstünlüğü babaya bir yarar sağlamıyor. Aksi de sözkonusudur. Nuh Aleyhisselâm'm oğlundaki durum gibi. (Kas-tallanî Şerhi, C.5, s.343).

     

    363. "Cehennemde En Az Azab Görene Denir ki..." hadisi: Bu hadisi Buhari Rahmetullahi Aleyh C.4, s.l34'te, Kastal-lanî'nin şerhine göre C.5, s.324 ve sonrasında, Kitabu Bedu'l-Halk'm "Hazreti Adem'in Yaratılışı" başlıklı babında ri­vayet ediyor.

    Kays ibnu Hafs, Halid ibnu'l-Haris'den, o Şu'bç'den, o Ebu İmran el-Cevnî'den, o da Enes Radıyallahü Anh'den Merfu olarak bildirmiştir:

    "Yüce Allah Cehennemliklerin en az azab görenine: Eğer yeryüzünde bulunanlar hep senin olsaydı onları bu az ab dan kur­tulmak için feda eder miydin? diye sorar. O da: Evet, der. Cenab-ı Allah o zaman şöyle buyurur: Adem'in sulbünden gelen biri olarak senden, bu söylediğinden daha azını istedim, o da bana hiç bir şeyi ortak koşmamandı, ama sen bunu kabul etmekten  kaçındın.[25]

     

    364. Bu hadîsi Buharı Rahmetullahi aleyh, ayrıca, Kastal-lani'ye göre C.9, s.321'de, Kitabu'r-Rikak'ın "Cennet ve Ce­hennemin Özelliği" babında şu metinle rivayet ediyor:

    Muhammed ibnu Beşşar, Gunder'den, o da Şu'be'den Ebu îmran -yani el-Ceunî-nin şöyle söylediğini bildirmiştir: Enes ibnu Malik Radıyallahü Anh'ın Resulullah Aleyhisselâm'dan şu hadisi rivayet ettiğini duydum:

    "Allahü Teala cehennem ehlinin en az azab görenine kıyamet gününde: Eğer yeryüzünde olanların hapsi senin olsaydı, feda eder miydin? diye buyurur. O: Evet, der. O zaman Allahü Teala şöyle buyurur: Sen Adem'in sulbûndenken, senden, bundan daha azını istedim, Bana hiçbir şeyi ortak koşmamanı istedim, ama sen, Bana bir şeyi ortak koşmama sorumluluğunu kabul etmekten kaçın­dın". [26]

     

    365. Bu hadisi İmam Müslim Rahmetullahi Aleyh, Kastal-lanî'nin hamişi'ne göre, CJO, s.264'te, KeffareÜer babında ri­vayet ediyor:

    Ubeydullah ibnu Mu'az el-Anberî, babasından, o Şu'be'den, o Ebu îmran el-Cevnî'den, o da Enes ibnu Malik Radıyallahü anh'dan Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etti:

    "Allah, cehennem ehlinin en az âzab gönenine : Dünya ve içindekiler senin olsaydı, feda eder miydin? diye sorar. Adam: "Evet" der. Bu zaman Hakk Teala şöyle buyurur: Sen Adem'in sul­bünden iken, senden, bundan daha azını, Bana bir şeyi ortak koşmamanı istedim -ravi der ki: Zanediyorum burada "bunu kabul edersen seni cehenneme koymam; dedi, ama sen yasak oalarak şirkten başka bir şey kabul etmekten kaçındın (şirk dışındaki diğer  yasaklaırımı  çiğnedin)", diye sölyedi". [27]

     

    366. Hadisi Müslim, bir başka senedle Enes ibnu Malik Radıyallahü Anh'den rivayetle Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu kaydediyor. Kıyamet gününde kâfire:

    "Ne dersin, dünya dolusu altun olsa »hapsini feda eder misin? denilir. O da: Evet, der. O zaman şöyle denilir: dünyada iken sen­den, bundan daha az şey istenmişti".[28]

     

    367. Yine Müslim'in bir başka rivayetinde şöyle deniliyor:

    "Bunun üzerine ona şöyle denilir: Yalan söylüyorsun, senden bundan daha az şey istenmişti[29]

     

    363-367. Hadislerin  Şerhi:

     

    Yüce Allah'ın burada "istedim" diye buyurması "emrettim, ta-leb ettim" anlamındadır. Ahl-i hakk mezhebine göre Allah'ın irade ettiği şey mutlaka vuku bulur. Onun için burada irade, emir manasınadır.

    Ehl-i hak mezhebine göre Allah Kainatta olan her şeyin iyisini, kötüsünü irade eder. İman da küfür de, O'nun iradesi ile gerçekleşir, Allahü Teala, Mü'minin imanını irade ettiği gibi kafi­rin de küfrünü irade eder. Mutezile ise böyle dememektedir: Onla­ra göre Allah, 'kafir olanın imanını irade etmiştir, küfrünü irade etmemiştir. Allah onların batıl sözlerinden pek yücedir' Onların bu iddiaları, Allah hakkında acziyeti gerektirir, aynı zamanda bu iddia Hakk Teala'nın mülkünde, O'nun iradesi olmadan hâdiselerin vuku bulabildiği anlamına da gelir ki, yanlış bir ka­naattir.

    Hadisin te'vili hakkında daha Önce yeterince açıklama yapılmıştı.

    Buradaki "Yalan söyledin" ifadesinin zahirî anlamı şudur: Ad­ama,  "eğer sen   dünyaya   döndür üls ey din ve  dünyanın  tamamı senin olsaydı bunu feda eder miydin?" denilir. Adam "evet" deyince, "hayır, yalan söylüyorsun, bundan daha azı senden isten­diği halde vermekten kaçınmıştın" diye cevap verilir. Bu konuda Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Eğer geri döndürülseler yine kendilerine yasak edilen şeylere dönerler. Doğrusu onlar yalancıdırlar." Bir başka ayet-i kerimede de; "Rabb'lerinin çağrısına uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve daha bir katı onların olsa, kurtulmak için fidye verirler". Bir ayet-i kerimede de: "Eğer yeryüzünde bulunanların tümü ve onun bir misli daha zulmedenlerin olsaydı, kıyamet günü o kötü azab-dan kurtulmak için onu mutlaka fidye verirlerdi" buyuruluyor. Bu ayet-i kerimelerin anlamı şöyle birleştirilmektedir: Eğer kıyamet günündeki o azabı gördükleri an, belirtilen kadar varlık ellerinde olsa, o azabdan kurtulmak için ellerindekini mutlaka fidye verirl­er. Ama dünyaya döndürülseler, bütün dünya onların mülkü olsa da, kendilerinden iteatkar bir hayat yaşamaları istense, onlar, ye­niden eski hayatlarına döner, şeytana uyarlar ve verdikleri sözü unuturlardı.

    Bu hadiste Allahü Teala hakkında "Allah diyor ki" denmesinin caiz olduğuna delil vardır. Selef âlimlerinden bazıları Allahü Tea­la hakkında böyle denmesini uygun görmemişlerdir. Onlar "Allah dedi ki" şeklinde mazi (geçmiş zaman) sigasmm kullanılmasını gerekli görmüşlerdir. Bu görüşün doğru olmadığı ve Allah hakkında "Allah diyor ki" ifadesinin kullanılmasının caiz olduğu hususu, daha Önce teferruatlı olarak izah edilmişti. Selef âlimlerinin ekseriyeti ve halef âlimlerinin geneli de caiz olduğu görüşündedirler. Kur'an-ı Kerim'de de bu ifade kullanılmaktadır^ Cenabı Hakk "Allah hak olanı söylüyor ve doğru yola iletiyor" diye buyuruyor. Buharı ve Müslim'in sahihlerinde de bunun caiz olduğunu gösteren çok sayıda, hadis-i şerif vardır. (Nevevî'nin Sa-hih-i  Müslim   Şerhinden).

     

    Cennet Ve Cehennemin Münakaşası Cehennemin Şikayeti

     

    368. "Cennet ve Cehennem Münakaşa Ederler.." hadisi: Bu hadisi Buharî Rahmetullahi Aleyh C.6, s,138'de, Kitabu'trTefsir'in, Kaf Suresi tefsiri ile ilgili bölümünde rivayet etmektedir:

    Abdullah ibnu Muhammed Abdurrâzık'ten, o Ma'mer'den, o Hemmam'dan, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Ank'den Resulullah Aley'hisselim 'ırı  şöyle  söylediğini  rivayet  etmiştir:

    "Cennet ve cehennem birbirleriyle münakaşa ederler. Cehen­nem: Bana, büyüklük taslayanlar, yeryüzünde zorbalık yapanlar verildi, der. Cennet de: Bana ne oluyor ki, hep insanların zayıfları ve düşkünleri bana geliyor, der. Bunun üzerine Allah Teabareke ve Teala cennete: Sen Benim rahmetimsin, seninle kullarımdan iste­diğime rahmet ederim, der. Cehenneme de: Sen ancak azabımsm, seninle kullarımdan dilediğime azab ederim, der. Her ikisinin de dolu dolu nasibi olur. Cehennem ayağını koymadıkça dolmaz. Son­ra "yetti, yetti, yetti" der. Bu esnada dolar. Cehenneme atılanlar birbirlerine karıştırılırlar. Allah Azze ve Celle kullarından hiç bir kimseye zulmetmez. Cennet için ise, Allahü Teala yaratıkları içinden  bir topluluk oluşturur." [30]

     

    369. Bu hadisi, Buharı C.9, s.l34'de Kitabu't-Tevhid'in "Allah'ın Rahmeti iyilik Sahiplerine Yakındır" anlamındaki ayet-i kerime ile ilgili babında da, Ebu Hurayre Radıyallahü Anh'a ulaşan bir senedle rivayet etmiştir.

    Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Re~ sulullah Aleykisselâm  şöyle  buyurdu:

    "Cennet ve cehennem birbirleri hakkında Rabb'lerine müracaat ederler. Cennet: Ey Rabb'im şuna ne oluyor, hep insanların zayıfları ve düşkünleri doluyor, der. Cehennem de: Benim için in­sanların büyüklük taslayanlan seçildi, der. Allahü Teala cennete: Sen Benim rahmetimsin, der. Cehenneme de : Sen de azabımsm, istediğime seni çarptırırım, der. Sonra: Her ikinize de dolu dolu nasib vardır, buyurur. Resulullah Aleyhisselâm daha sonra şöyle buyudu: Cennet hakkında şunu söyleyeyim ki, Allah kullarından hiç kimseye haksızlık etmez, dilediğini de cehenneme gönderir. Onlar oraya atılırlar. Üç kere "daha var mı?" der. Ta ki ayağını içine koyuncaya kadar, bu zaman dolar. İçindekiler birbirlerinin üstüne atılırlar. Cehennem de : Yetti, yetti, yetti, der.[31]

     

    370. Bu hadisi Müslim, Sahih'inde, 'Cehennem' babında rivayet ediyor. Müslim, hadisin Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den gelen muhtelif rivayetlerini veriyor:

    Birincisi:

    "Buharî'nin Kaf Suresi tefsirinde geçen birinci rivayeti gibidir. Ancak Müslim'in rivayetinde şöyle bir ilave bulunmaktadır:

    "Cennet der ki: Bana ne oluyor, hep insanların zayıfları, düşkünleri ve acizleri doluyor". Müslim'in bu rivayetinde ayrıca: "Sizin herbirinizi dolduracak nasibiniz vardır" ifadesi de mevcut­tur". [32]

     

    37L ikinci rivayet te, birinci rivayet gibidir. Ancak burada

    "Münakaşa ederler" anlamına 'tehaccet1 kelimesi yerine 'ihteccet1 kelimesi kullanılmaktadır.[33]

     

    372. Üçüncü rivayet te yine Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den gelmektedir. Bu rivayetin diğerlerinden farkı şu

    cümledeki fazlalıktır:

    "Cennet der ki; bana ne oluyor, sadece insanların zayıfları, düşkünleri ve perişanları giriyor". [34]

     

    373. Müslim'in dördüncü rivayeti Ebu Saîd el-Hudrî Radıyaüahü Anh'den gelmektedir.

    "Bu rivayet te Ebu Hureyre Radıyallahü anh'm rivayetleri gibi­dir. Sadece anlamda değişikliğe yol açmayan bir lafız farklılığı vardır". [35]

     

    374. Sonra Müslim, Enes İbnu Malik Radıyallahü Anh'e dayanan bir senedlebu hadisi rivayet ediyor ye şöyle diyor:

    Katade, Enes İbnu Malik Radıyallahü Anh'den Resulullah Aley-hisselâm'ın  şöyle  buyurduğunu   rivayet  etmiştir:

    "Rabbu'l-îzzet Tebareke ve Teala, içine ayağını koyuncaya kadar cehennem "Daha var mı?" demeye devam eder. içindekiler birbir­lerinin aralarına sokulurlar. Cehennem de "Yetti, yetti; İzzetine yemin olsun," der. İçindekiler birbirlerinin arasına sıkıştırılırlar."

    [36]

    375. Yine Müslim Enes İbnu Malik'ten bu hadisin bir başka rivayetini de vererek şöyle diyor:

    Enes ibnu Malik Radıyallahü anh'den rivayet edildiğine göre Re-sulullah  Aleyhisselâm   şöyle   buyurmuştur.

    "Rabbu'l-îzzet ayağım koyuncaya kadar cehenneme çehennem-likler  atıladurur ve o da: "Daha var mı?" demeye devam eder. Bundan sonra  birbirlerinin aralarına sokulurlar. Cehennem de: "Yetti, yetti, izzetin ve keremin hakkı için" der. Cennetin bir faz­lalık kısmı kalır. Allahü Teala orası için bir topluluk vareder (oldu­rur), onları cennetin fazla olan kısmına yerleştirir.[37]

     

    376. Müslim bir başka rivayette de şöyle kaydediyor:

    Enes Radıyallahü   Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah Aleyhisselâm   şöyle    buyurmuştur:

    "Cennetten Allah'ın dilediği kadar bir fazla kısım kalır. Ta ki, Allah dilediklerinden orası için bir topluluk varedesiye kadar.[38]

     

    377. Tirmizî de, "Cennet ve Cehennemin Tartışması" başlıklı babda bu hadisi senediyle birlikte vererek şöyle diyor:

    Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resu­lullah Aleyhisselâm  şöyle  buyurdu:

    "Cennet ve cehennem münakaşa eder. Cennet: Bana hep zayıf ve yoksullar geliyor, der. Cehennnem de: Bana da zorbalar ve büyüklenenler giriyor, der. Allahü Teala: Cehenneme: Sen Benim azabımsın, seninle dilediğimden intikam alırım, diye buyurur. Cennete de: Sen rahmetimsin, seninle dilediğime rahmet eylerim, diye buyurur.[39]

     

    368 - 377. Hadislerin Şerhi:

     

    "Cennet ile cehennem birbirleriyle münakaşa ederler". Yani kendi hal lisanlarıyla, Cenab-ı Allah'ın kudreti ile bunun gerçekleşmesi imkansız değildir.

    "Mütekebbir -Büyüklük taslayan-": Kendine ait olmayan bir şeyle büyüklenen, insanlara küçük gören.

    "Zorbalık yapan": Kendisiyle ilişkileri hep aşılması zor protokol­lere bağlayan, yahut, zayıfların, düşkünlerin durumlarıyla hiç il­gilenmeyen.

    "Cennet hep insanların zayıfları ve düşkünleri bana geliyor, der". Yani insanların pek kendilerine iltifat etmediği ve insanlar arasında, küçümsenen, Rabb'leri karşısındaki tazarru ve tevazulari sebebiyle hafife alınanlar hep bana geliyor, der.

    Allahü Teala cennete "Sen rahmetimsin" diye buyuruyor. Çünkü Hakk Teala'mn rahmetinin eserleri onunla ortaya çıkmaktadır. Bunun gibi, "Seninle kullarımdan istediğime rahmet ederim" buyuruyor. Allah'ın rahmeti, O'nun ezeli ve ebedi sıfatlarından biridir. Bu sıfatının ortaya çıkması eserlerinin belir­mesi de mecazî anlamda rahmet olarak adlandırılmıştır. Cehen­neme de "sen de azabımsın, seninle kullarımdan dilediğime azab ederim" buyuruyor.

    "Cehennem, içine ayağını koyuncaya kadar -Müslim'in rivaye­tine göre de: Allahü Teala içine ayağını koyuncaya kadar- Solmaz".

    îbnu Fevrek buradaki "ayak" sözünü kabul etmemiştir. îbnu'l, Cevzî de diyor ki: Bu ifade bazı ravilerin tahrifidir, yani onlar ta­rafından sokuşturulmuş bir sözdür. Ancak bunların iddialarına Sahih-i Buharî ve Sahih-i Müslim'de geçen rivayetler ile cevap ve­rilmiştir. Ekseriyeti oluşturan ilim adamları bu sözü te'vil ederek, yani Hakk Teala cehenneme en son olarak bir topluluk koyar, bun­lar özel olarak öncekilere ilave edilmiş olur, dediler. Ve yine denil­di ki: Bu hadisteki ayak ve bacak sözü, Allahü Teala'nın benzetme ve keyfiyetten münezzeh olan sıfatlarından bazılarını ifade etmek­tedir. Buna inanmak ve bu konuda laf etmekten kaçınmak gerekir. Hidayete giren kimse teslimiyet yolunu seçen kimsedir. Bu gibi müşkil konular üzerinde fazla duran yanılır, inanmayan yoldan çıkar, keyfıyyet nisbet eden teşbih (benzetme) hatasına düşer. "Hiçbir  şey  O'nun  benzeri  değildir".

    "Allah kullarından kimseye haksızlık etmez". Yani kötülük işlemeyen bir kimseye azab etmez.

    "Cennetin bir fazlalık kısmı vardır. Allahü Teala orası için bir topluluk vareder". Yani hiç iyilik yapmamış olan iman sahiplerini oraya yerleştirir. Sevab amelle sınırlı değildir. (Buraya kadar ki açıklamalar,  Kastallanî  şerhi, C.7, s.354'ten  alınmıştır).

    Kastallanî Kitabu't-Tevhid CIO, s.4l3'de, "Allah'm rahmeti iyilik sahiplerine yakındır" mealindeki ayet-i kerime ile ilgili babda bu hadisi şöle şerhediyor:

    Cennetle cehennemin münakaşası, birbirlerine karşı durmaları âdeta hasımca olduğu için, bu münakaşa, mecazî anlamda bir münakaşa olabilir. Yahut onlara hayat ve konuşma kabiliyeti veri­leceği için gerçek şekilde konuşmaları mümkün olabilir.

    Ebu'l-Abbas el-Kurtubî diyor ki: Allahü Teala'nın bu sözü, cen­net ve cehennemin bir kısmında meydana getirmesi, yani söyletmesi mümkündür. Çünkü seslerde, sesi çıkaran yerin akıl sahibi ve diri olması şartı yoktur.

    Eğer   böyle bir şart aransa bile Allahü Teala'nın, maddî (cemâdî) yaratıklarının bir kısmına hayat vermesi mümkündür. Özellikle bazı müfessirler: "Ahiret yurdu, işte asıl hayat odur" mealindeki ayet-i kerimenin tefsirinde: Cennette ne varsa hapsi hayat sahibi olacaktır, diyorlar. Ayrıca bu konuşma haJl lisanı ile de olabilir. Birincisi ise tercihe şayandır.

    Bunların birbirleri ile münakaşa etmeleri ise; birbirlerine karşı içlerinde bulunanlar ile Övünmeleridir. Cehennem zanneder ki, Allah dünyadaki büyükleri kendi içine atmakla onu cennet üzerine tercih etmiştir. Cennet de, Allah dostlarının kendi içine girmesiyle Allah'ın kendisini cehennem üzerine tercih ettiğini düşünür.

    Allahü Teala cennet ve cehenneme cevabında, onlardan birinin diğerine üstünlüğünü bildirmeyip, ikisinin de' durumunu kendi ilahî meşi'etine  (iradesine) bağlıyor.

    "Ayağım koyma" ifadesi, engelleme, zecr anlammadır.

    Bu hadisin, bazı rivayetlerinde '"Cehennem dolar. Allah kul­larından kimseye haksızlık etmez. Cennet için de Allahü Teala bir topluluk vareder" deniliyor. Sahih-i Müslim'deki rivayetinde böyledir. Burada (yani başta zikredilen babda) ise: "Allahü Teala yaratıklarından kimseye haksızlık etmez, dilediğini cehenneme sevkeder" diye rivayet ediliyor. Bazı âlimler dediler ki: Burada ibare ters çevrilmiştir. Ibnu'l-Kayyım el-Cevziyye "Bu hatadır, karıştırmadır" diyor ve Yüce Allah'ın: "Cehennemi mutlaka in­sanlarla ve cinlerle dolduracağım" mealindeki ayet-i kerimesini delil gösteriyor. Aynı şekilde el-Belkinî de bu değişikliğe karşı çıkıyor ve "Rabb'in hiç kimseye haksızlık etmez" mealindeki ayet-i kerimeyi delil gösteriyor.

    Ebu'l-Hasen el-Kabisî diyor ki: Bilinene göre Allahü Teala, cen­net için topluluk vareder. Bu hadisin dışında Hakk Teala'mn ce­hennem için bir topluluk varedeceğine (yani cehennemi onlarla doldurmak üzere) dair hadislerden herhangi bir şey bilmiyorum. Hiç günahı olmayan birisine azab etmenin Allahü Teala'mn kere­mine uygun düşmeyeceğini de, sözüne delil olarak göstermektedir, îteati olmayana nimet verilmesi durumu ise farklıdır.

    el-Belkinî de diyor ki: Bu ifadenin, ruhsuz taşların cehenneme atılacağı anlamına alınması, ruh sahibi yaratıkların günahsız olarak cehenneme atılacağı anlamına alınmasından daha uygundur.

    el-Feth'de şöyle deniyor: Bu kastedilenlerin ruh sahipleri olması da mümkündür. Ancak bunlar, cehennemin görevlileri gibi orada bulunurlar fakat   azab görmezler.

    Burada "inşa-vâretme" ilk kez cehenneme sevketme anlamına da olabilir. Nitekim "Onlar oraya atılırlar, cehnnem ise: Daha var mı? diye sorar" sözü buna bir delil teşkil eder.

    Müslim'in rivayet ettiği hadislerin şerhine gelince:

    Bu hadislerin şerhi, Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi, (Kastal-lanî'nin Hamişine göre, CIO, s.297)'den alınmıştır:

    Cennet ve cehennemin münakaşa etmesi, Allahü Teala'mn bu ikisine temyiz kabiliyeti vereceğim gösterir. Bu yolla anlayış sahibi olurlar ve münakaşa ederler. Ancak bu, onlardaki temyiz kabiliye­tinin sürekli olmasını gerektirmez,

    'Acizler' ile kastedilenler, dünyada güç, servet ve mevki sahibi olmaktan, dünyalık istemekten aciz olanlardır. Düşkünler ise, küçümsenen zayıflardır. Perişanlar ise, pek dünya işinden anla­mayan, insanların ahmak zannettiği kimselerdir. "Cennet ehlinin çoğu ahmak sanılan kimselerdir" hadis-i şerifi de bu manayı bil­dirmektedir.

    Kadı lyaz diyor ki: Burada kastedilenler, iman sahiplerinin çoğunluğunu oluşturan avam tabakası, bilgisi az olan halk taba-kasıdır. Çünkü bunlar sünneti pek bilmezler ki, fitneye, bid'atlere vs. düşsünler, onlar doğru inanç sahibi olurlar ve imanlarında sabit olurlar. Bunlar Mü'minlerin çoğunluğunu oluşturdukları gibi, cennet ehlinin de çoğunluğunu oluştururlar. Bilgi, anlayış sahipleri, ilimleriyle amel eden âlimler, salih kullar, ibadete düşkün kimseler ise, azınlıkta "olurlar. Bunlar Allah indinde yüksek mevkilere sahip olacaklardır. Yine denilmiştir ki: Burada­ki "cennet ehli hep zayıf olan, zayıf olmaya çalışan kimselerdir" manasmdaki hadis-i şerifte kastedilen 'zayıflık1, büyüklenen zor­balık taslayan kimsenin aksine, nefsini Allah karşısında zayıf düşüren, onu iteate zorlayan kimsedir.

    "Rabbu'l-Izzet Tebareke ve Teala, içine ayağını koyuncaya kadar cehennem "daha var mı?" demeye devam eder." Bu söz Alah'm sıfatlan hakkındaki meşhur rivayetlerden biridir. Bu konuda daha önce geniş şekilde açıklama yapılmıştır. Bilindiği üzere bu gibi konularda iki görüş vardır: Selef, te'vile gidilmeyip kastedilen ma­naya inanılması yolunu seçer. Kelamcıların çoğu ve halef âlimleri­nin bir kısmı ise, bu gibi ifadeleri Hak Teala'nm sıfatlarına layık olacak şekilde te'vil etme yoluna giderler.

    Buradaki "ayak" kelimesinin te'vilinde değişik görüşler ileri sürülmüştür: Burada ayak ile kastedilen "öne geçen" dir ki, bu da dilde yaygın durumdadır. O zaman anlam şöyle olur: Allahü Teala, cehennem ehlinden takdim ve takdir ettiklerini koyuncaya ka­dar.

    el-Mazerî ve Kadı Iyaz şöyle diyorlar: Bu açıklama (yukarıdaki açıklama) Nadr ibnu Şemîl ve başkalarının Îbnu'l-A'rabî'den ri­vayetle yaptıkları te'vildir.

    İkinci görüşe göre: Bununla kastedilen, bazı kimselerin ayak­larıdır.

    Üçüncü görüşe göre: Yaratıklar içinden bu şekilde (yani 'ayak' olarak) isimlendirilenler olabilir.

    Ebu Bekir ibnu Fevrek, içinde ayak konusu geçen ibarenin riva­yetinin sabit olmadığını ileri sürüyor. Ancak bunu Müslim ve Başkaları rivayet etmişlerdir. Bu ibare sabittir ve yukarıda geçtiği üzere te'vil edilebilir.

    'Bacak1 ile insanlardan bir topluluk kastedilmiş olabilir. Mesela "çekirge bacağı" denilince (Arapça'da) bir çekirge topluluğu kaste­dilmiş   olur.

    Kadı îyaz diyor ki: En uygun olan te'vile göre, bununla kastedi­len, cehennemi haketmiş ve bunun için yaratılmış olan bir toplu­luktur. Bu ifadeyi zahir anlamından ayrı bir şekilde anlamak gere­kir. Çünkü Allahü Teala'hm bir uzvunun olmayacağı açık delillerle sabittir.

     

    "Cehennem  Rabb'ine   Şikayette   Bulundu..."   Hadisi

     

    378. Bu hadisi Buharı, C.4, s.l40'da, Kitabu Bedull-Halk'm "Cehennemin Özelliği" babında rivayet ediyor:

    Ebu'l-Yeman, Şuayb'dan, o Zûhrî'den, o Ebu Seleme ibnu Ab-durrahman'dan, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulul-lah Aleyhisselâm'ın şöyle söylediğini  rivayet etmiştir:

    "Cehennem Rabb'ine şikayette bulunur: "Ey Rabb'im bir kısmın bir kısmımı yedi" der. Allahü Teala da ona ikinefes ıçm izm veni Bir nefes kışın, bir nefes  de yazın. Bunlar, karşılaştığınız şiddetli sıcak ile karşılaştığınız en şiddetli soğuktur."

     

     378 378. Hadisin Şerhi:

     

    "Cehennem Rabb'ine şikayette bulunur". Yani Allahü Teala'mn ona hayat vermesi ile, gerçek manada söz söylemek suretiyle şikayette bulunur veya lisan-ı hâl üzere konuşur. Şikayeti, içindeki kaynamadan ve bir kısmının diğer bir kısmım yemesinden (yak­masından)   dolayıdır.

    "Allahü Teala ona iki nefes için izin verir". Buradaki nefesi, el-Beyzavî, mecazî anlamda kabul etmiş, onun dışındakiler, gerçek bir nefes olarak anlamışlardır. Bu da, onun içinden çıkıp havaya karışan şeydir. Kardan ve ateşten melek yaratan, ateşten zemheri soğuğunu çıkarmaya da kadirdir.

    En  doğrusunu  bilen  ise Allah'tır.

     

    Resulullah   Aleyhisselam'ın  Havzı  İle  İlgili Rivayetler Havz   Hadîsi

     

    379. Bu hadisi Buharî Rahmetullahi aleyh C.8, s.H9'da, Havz* babında rivayet etmiştir:

    Amr ibnu Ali, Muhammed ibnu Cafer'den, O Şu'be'den,o el-Muğire'den, o Ebu Vail'den, o da Abdullah Radıyallahü Anh'dan Resulullah Aleyhisselâm'ın  şöyle  buyurduğunu   rivayet etmiştir:

    "Ben hepinizden önce havzm başına giderim. Sizden birtakım kimseler benimle beraber çıkarlar (benim yanımda yerahrlar).

    Sonra bazıları benim önümden alınırlar. Ben: "Ey Rabbim, onlar benim ashabımdırlar" derim. "Bunların senden sonra neler çıkardıklarını   bilmezsin"   denilir[40]

    Bu hadisi Buharı Rahmetullahi Aleyh Huzeyfe Radıyallahü anh'a varan bir başka senedle de rivayet etmiştir. Müslim de, Huseyn'in Ebu Vail'den, Onun Huzeyfe Radıyallahü anh'den, Onun da Resulullah Aleyhisselâm'dan rivayetiyle gelen tarikle rivayet etmiştir.

     

    380. Buharı, aynı zamanda Enes ibnu Malik Radıyallahü Anh'a varan bir senedle bu hadisi rivayet etmektedir. Bu rivayetinde şöyle diyor:

    Müslim ibnu İbrahim, Vuheyb'den, o Abdulaziz'den, o da Enes Radıyallahü Anh'den Resulullah Aley his selâm'in şöyle buyur­duğunu   rivayet  etmiştir:

    "Ashabımdan bir takım insanlar havzın başında bana gelirler. Onları tanıdığımda önümden alınırlar, "Onlar'benim ashabımdır" derim.  (Hakk Celle ve Ala):  "Sen onların  senden  sonra  neler çıkardıklarını bilmezsin"   der".

    Müslim, bu hadisi, Kitabu'l-Menakıb'da rivayet ediyor.

     

    381. Buharı bu hadisi Sehl ibnu Sa'd Radıyallahü Anh'a varan bir senedle rivayet ederek şöyle diyor;

    Sald ibnu Ebi Meryem, Muhammed ibnu Mutarraftan, o Ebu Ii:-tm'den, o da Sehl ibnu Sa'd Radıyallahü Anh'den Resulullah Alrvhısselâm'ın  şöyle   buyurduğunu   rivayet  ediyor

    "Ben hepinizden Önce havzm başına varırım. Kim benim önüm­den geçerse (kim Bana uğrarsa) ondan içer, kim,de ondan içerse bir daha ebediyen susamaz. Benim kendilerini tanıdığım kendile­rinin de tanıdıkları bir takım kimseler bana gelecekler, sonra on­larla benim arama engel konulacak"

    Ebu Hazim der ki, benim bu rivayetimi Nu'man ibnu Ebu Iyâş duydu: "Sehl'den aynen böyle duydun mu?" dije sordu. Ben: "Evet" dedim. Bunun üzerine şöyle söyledi: Ebu Saîdi el-Hudrz için şahidlik ederim ki, ben de ondan bu hadisi duydum Ancak o şöyle bir ilaveye yer vermişti:

    "Ben: Onlar bendendirler, derim. "Bunların senden sonra neler çıkardıklarını bilmezsin" denilir. Ben de: Benden sonra değişiklik yapanlar uzak olsunlar, uzak olsunlar, derim". [41]

     

    382. Bu hadisi Buharı, Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'a ulaşan bir senedle rivayet ederek şöyle diyor:

    Ahmed ibnu Şebib ibni Saîd el-Habetî  babasından, o Yunus'tan, o ibnu Şihâb'dan, o Sâid ibnu el-Museyyeb'den, o da Ebu Hureyre Radıyallahü   Anh'den       Resulullah   Aleyhisselâm'm   şöyle söylediğini rivayet etti.

    "Kıyamet gününde ashabımdan bir topluluk bana gelir, bunlar havzdan mahrum bırakılırlar. Ben: Ey Rabb'im, onlar ashabımdır, derim. Hakk Teala: Bunların senden sonra neler çıkardıkları hakkında senin bilgin yoktur, bunlar sırtlarını dönüp geri geri git­tiler, diye buyurur"

    Şuayb, ez-Zuhrî'den naklen dedi ki, "Ebu Hureyre Radıyallahü Anh, Resulullah Aleyhisselâm'dan hadis rivayet ederken "bunlar havzdan mahrum bırakılırlar, veya oradan uzaklaştırılırlar" an­lamına gelen "fe yuclevne" ibaresini kullandı, Ukeyl'in ez-Zuhrî'den rivayetine göre de "dövülerek oradan uzaklaştırılırlar" anlamına gelen "fe yuhalle'ûne" ibaresini kullandı". [42]

     

    383. Buharî Rahmetullahi Aleyh bu hadisi, yine Ebu Hu­reyre Radıyallahü Anh'den daha uzun bir metinle rivayet etmiştir. O rivayet şöyledir:

    İbrahim ibnu'l-Munziri el-Hızâmı, Muhammed ibnu leyh'den, o babasından, o Hilal'den, o Ata ibnu Yesar'dan, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'm şöyle buyurduğunu r ivayet etti:

    "Ben ayakta iken, birden bir topluluk gelir, onları tanıdığımda, benimle onların arasında bir adam dikilir: "Gelin"der. Ben: "Nereye?" derim. "Cehenneme vallahi" der. "Suçları nedir?" de­rim. "Bunlar senden sonra arkalarını dönerek dinden uzak­laştılar", der. Sonra bir topluluk gelir. Onları tanıdığımda, benim­le onların aralarında bir adam dikilir. "Gelin" der. Ben: Nereye? derim. "Cehenneme vallahi" der. "Suçları nedir?" derim. "Bunlar senden sonra arkalarını dönüp dinden uzaklaştılar" der. Onların içinden, dağınık deve sürülerinden kurtulabilenler kadar çok az kimsenin ancak kurtulabildiğini görürüm". [43]

     

    384. Bu hadisi Buharı, Kastallanî'ye göre, C.9, s.343'de yine aynı babda Esma bintu Ebi Bekri's-Sıddik Radıyallahü Anlaşma'ya ulaşan bir senedle rivayet ediyor. Orada şöyle diyor:

    Saîd ibnu Ebi Meryem, Nafî ibnu Ömer'den, -yani İbnu Abdul­lah el-Cemha'dan-, o İbnu Ebi Muleyke'den, o da Esma bintu Ebi Bekir es-Sıddık Radıyallahü Anhuma'dan Resulullah Aleyhisselâm'ın  şöyle buyurduğunu  rivayet   ediyor:

    "Ben havz başında olurum.. Sizden orada bana gelenleri gözlerim. Bazı kimseler benim önümden alınır. Ben: Ey Rabb'im onlar benden ve benim Ümmetimdendir, derim. "Senden sonra bunların ne işlediklerini farkettin mi? Vallahi, bunlar hemencecik Ökçeleri üzere geri döndüler" denilir. İbnu Ebi Muleyke Şöyle derdi: Ey Allah'ım, ökçelerimiz üzere geri dönmekten, dinimizde fitneye düşmekten sana sığınırız". [44]

     

    379 - 384. Hadislerin Şerhi:

     

    Resulullah Aleyhisselâm'ın "Ben hepinizden önce havzın ba­şına giderim" buyurmasında Muhammed ümmeti için büyük bir müjde vardır.

    "Onlar benim ashabım diri ar" yani benim Ümmetim den dirler.

    "Bunların senden sonra neler çıkardıklarını bilmezsin". Yani dinden dönmeleri ve yaptıkları fenalıklar hakkında bilgin yoktur. Onların Senden sonra çıkardıkları şeyler havzdan uzak­laştırılmalarının   sebebidir.

    "Benden sonra değişiklik yapanlar uzak olsunlar, uzak olsun lar". Yani benim getirmiş olduğum dinde değişiklik yapanlar. Küfre düşmeksizin günahlar işleyenler için "uzak olsunlar, uzak olsunlar" denmez. Bilakis Resulullah Aleyhisselâm onlara şefaat eder, onların durumlarıyla ilgilenir. Zira o, iman sahiplerine karşı son derece şefkatli ve merhametlidir.

    Ebu Hureyre'nin ikinci rivayetinde bildirildiği üzere Resulullah Aleyhisselâm'ın "Ben ayakta iken" buyurması "Havzın kenarında ayakta iken" anlammadır.Yine aynı rivayette "onları tanıdığımda, benimle onların arasında bir adam dikilir" denirken kastedilen, adam suretinde bir melektir. Buradaki "onların içinden dağınık deve sürülerinden kurtulabilenler kadar çok az kimsenin ancak kurtulabildiğini görürüm" sözü gösteriyor ki: Bu kimseler iki sınıf olacaktır: Kafirler ve günahkarlar. (Yani kafirler kurtulamaya­cak, günahkarlar ise cezalarını çektikten sonra kurtulabilecekler­dir).

    Havz Hakkında Bazı Bilgiler

    îbnuT-Karkül diyor ki: Havz, suyun toplandığı yerdir. Resulul­lah Aleyhisselâm'ın havzınm sırattan önce mi yoksa sonra mı olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir.

    Kadı Iyaz, Tezkire'sinde: Bu konuda bildirilenlerden anlaşıldığına göre, insanlar kabirlerinden susamış halde kalkar­lar, diyor ve "Ben ayakta iken birden bir topluluk gelir. Onları tanıdığımda benimle'onların arasına bir adam dikilir. "Gelin" der.,

    Ben: "Nereye?" derim. "Cehenneme vallahi" der" diye devam eden hadisi delil gösteriyor.

    el-Kurtubî de diyor ki: Bu hadis gösteriyor ki, havz sırattan önceki bekleme yerinde olacaktır. Çünkü sırat uzun bir köprüdür. Oradan geçilir. Kim oradan geçerse cehennemden selamete kavuşur. Bazıları da diyorlar ki: Havz sırattan sonradır. Bu-harî'nin havzla ilgili hadisleri, şefaat ve mizan'm kurulması ile iÜ gili hadislerden sonraya koyması da buna işaret etmektedir. Ayrıca Sahih-i Tirmizî'de yer alan ve Enes Radıyallahü Anh'den rivayet edilen şu hadisde de bu görüşe delil vardır:

    "(Enes Radıyallahü Anh' diyor ki) : Resulullah Aleyhis-selâm'dan bana şefaat etmesini istedim. "Bunu yaparım" dedi. "Seni nerede arayacağım?" dedim. "Beni ilk aramaya başladığında Sırat'm üzerinde ara" dedi. "Orada bulamazsam?" dedim. "Mizan'ın başında olurum" dedi. "Orada da bulamazsam?" dedim. "Havzın başında olurum" diye buyurdu".

    Ayrıca, Resulullah Aleyhisselâm'm "Ondan bir kere içen bir daha ebediyen susamaz" sözünün zahiri de bu.anlamı te'yid ediy­or. Çünkü bu ifade, ondan içmenin he s ab dan ve cehennemden kur­tuluştan sonra olacağını gösteriyor. Vaziyete göre, susamayacak kimsenin cehennemde azab görmemesi gerekir.

    Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'm rivayet ettiği ve havzın sırattan önce olduğuna delil getirilen hadis hakkında ise denilebi­lir ki, bu hadise göre insanlar onu görecekler ve onun bulunduğu yere yaklaşmak isteyecekler. Ama Sıratın kalan kısmını geçinceye kadar cehenneme düşürülecekler. İsteyen bunun üzerinde düşünsün. (Kurtubî'den).

    Biz diyoruz ki: Bu görüş üzerinde düşündük ve araştırmaya tabi tutulunca pek kuvvetli bir görüş olmadığının ortaya çıktığını gördük. Çünkü Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'ın rivayet ettiği ha­dis, havzın bekleme yerinde (mevkifte) olacağını açıkça bildiriyor. Peygamber Aleyhisselâm'da, havzın başında duracaktır. Birden sözkonusu topluluğun havza yaklaştığı görülecek, sonra bir adam çıkarak Peygamber Aleyhisselâm ile onların arasına durarak, on­ları havza ulaşmaktan men edecektir. Yukarıda zikredilen te'vil ise, hadisin anlamından çok uzaktır.

    Havzm "Oradan bir kere içen bir daha ebediyen susamaz" sözüyle ifade edilen sıfatının, yukarıdaki görüşü desteklediğinin ileri sürülmesine gelince; buradan haraketle havzm sırattan sonra olacağı neticesine varılamaz. Çünkü hadisin zahirî anlamı, sırattan önce bekleme yerinde olacağı yönündedir. Ondan içilmesi ise, bu yerde beklemenin sebep olduğu susuzluğu gidermek, ve bundan sonra bir daha susuzluğa duçar olmayı engellemek için olacaktır. Bu, aynı zamanda cehennemden kurtuluşun bir alame­tidir. Eğer sırattan sonra cennette olsaydı, bunun ayrıca ne faydası olurdu ki! Cennette zaten susuzluk olmayacak. Havzdan içme ih­tiyacı duyacak olanlar, bekleme yerinde bulunanlar olacaktır. O es­nada oradan içen, bir daha ebediyen susamayacak ve cehennemde de azab edilmeyecek; Sıratın korkunç dikenlerinden kurtulacaktır.

    Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'm rivayet ettiği hadisi, "sözü edi­len kimselerin sırat üzerinde havza yaklaşacakları sonra cehen­neme düşecekleri" şeklinde te'vil edilmesi, ilmi araştırma yapan hiç kimsenin aklına gelebilecek bir te'vil değildir. Üstelik bu ha­diste: "Ben: Nereye? derim, "Cehenneme" der "Bunların senden sonra neler çıkardıklarını bilmezsin" gibi ifadeler geçmektedir. Bu ifadeler açıkça gösteriyor ki, havz sırattan önce bekleme yerinde olacaktır. En doğrusunu bilen Allah'tır.

    et-Tezkire müellifi (Kadı Iyaz) diyor ki: Anlaşıldığına göre Resu-lulâh Aleyhisselâm'ın iki havzı olacaktır. Birisi sırattan önce mev-kifte (bekleme yerinde) diğeri ise cennette olacaktır. Her ikisi de Kevser olarak adlandırılacaktır.

    Bu iktibası yapan Kastallanî ise, Kevser'in cennette bir ırmak olduğunu ve suyunun havza aktığını, ancak kevser ırmağından su alması itibariyle havza da kevser isminin verildiğini bildiriyor ve şu açıklamayı yapıyor: Sahih-i Müslim'de yer alan ve Ebu Zer Radıyallahü Anh'm rivayet ettiği bir hadiste: "Havza cennetten iki oluk akar" buyuruluyor.

    Daha Önce de bildirildiği üzere Sırat, cehennem üzerinde ve bek­leme yeri ile cennet arasında bulunan bir köprüdür. Eğer havz sırattan önce olsa idi, cehennem ateşi kevser ırmağından havza su akıtılmasını önlerdi.

    Biz buna cevap olarak deriz ki: Bu açıklama pek net değildir.

    Çünkü burada ahiret işlerini dünya işlerine kıyas ederek "cehennem ateşi cennetteki kevser ırmağından havza su akmasını önlerdi" diyor. Burada hakkında sera'î (vahiyle gelen) delillerden başka delilimiz bulunmayan gaybî âlem, şehadet âlemine yani görülen âleme kıyaslanmaktadır. Oysa bu pek aklın kabul edebi­leceği bir şey değildir. Hiç kimse cehennemin yerini yakinî bilgi ile bilmiyor ki, kevser suyu ile havz arasında engel teşkil edeceğini ke­sin olarak söylesin. Üstelik daha önce belirtildiği üzere, insanların havza mevkifte (yani bekleme yerinde) ihtiyaçları olacaktır. Burada insanlar çok şiddetli bir susuzluğa maruz kalacaklar-. Bu şiddetli susuzluk bekleme yerinde ve cehennemde olacaktır. Cehennemde olanlar ise, susuzluklarını giderecek her şeyden men olunacak­lardır. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor: "Cehennemlikler cennettekilere, "bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Al­lah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan in­karcılara ikisini de haram etmiştir" derler".

    Cennetlikler ise, pek büyük bir nimet içinde olacaklardır. Misk kokusu çıkaran ağzı kapalı saf bir içecekten içecekler. Katkısı kâfur ve zencefil olan içeceklerden içeceklerdir. Mü'minlerin su­suzluklarını gidermeye gelince, bekleme yeri dışında bir yerde içeceğe   ihtiyaçları olmayacaktır. En doğrusunu bilen Allah'tır.

    Eğer bu konu araştırma ve akıl yürütme ile anlaşılacak bir konu ise, yapılan araştırmaların sonunda varılan netice budur. Ancak gayet açıktır ki, bu konunun sem'î (vahye dayanan) delillerden başka kaynağı yoktur. Bu varılan netice de, Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'm rivayet etiği hadiste ve daha başka rivayet­lerde sabittir.

    Havzla İlgili Tamamlayıcı Bilgiler

    Bu bölümde Buharı Rahmetullahi Aleyh'in Sahih'inde havzm mahiyeti ile ilgili olarak rivayet edilen hadisleri vereceğiz:

    1. Ibnu Ömer Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resu-lullah Aleyhisselâm şöyle buyurdu:

    "Önünüzde, Cerbâ ile Ezruh arasındaki genişlik ka­dar genişliği olan bir havz bulunacaktır". (Cerbâ ve Ez­ruh her ikisi de Suriye bölgesinde bulunan iki kasa-

    badır. Bu hadiste kastedilen manayı, Ziya el-Makdisî'nin Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den rivayet ettiği "Genişliği Cerbâ ve Ezruh arası kadardır" an­lamındaki hadis açıklamaktadır. Havzın açılarının eşit olduğu rivayet edilmiştir.

    2.  Abdullah îbnu  Amr ibni'1-As,  Resulullah Aleyhislelâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

    "Havzın uzunluğu bir aylık mesafedir. Suyu sütten beyazdır. Kokusu miskten hoştur. Bardakları gökteki yıldızlar gibidir.  Ondan içen bir daha ebediyen susamaz".îbnu Ebi'd-Dünya'nın en-Nuvas ibnu Sem'ân'dan merfu olarak rivayet ettiği bir hadiste de şöyle deniliyor: "Oraya ilk varacak olan (yani Resulullah Aleyhis-selâm'dan sonra) her susuzu sulayan kimsedir"

    3.  Enes ibnu Malik, Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyur­duğunu rivayet etti:

    "Havzımm genişliği Eyle ile Yemen'deki San'a arası kadardır. İbriklerinin sayısı ise gökteki yıldızların sayısı kadardır."

    (Eyle şehri, Filistin bölgesinde Kızıl Deniz kıyısında bulunan mamur bir şehir idi. Şu an harab olmuştur. Mısır'dan giden hacılar oradan geçerler. Mısır'ın ku­zeylerine düşmektedir. Mısırlıların Akabe Körfezi der­ken kastettikleri meşhur akabe (geçit) orada bulunmak­tadır. Eyle Geçidi diye adlandırılır.

    4.  Ebu Hureyre Radıyallahü Anh Resulullah Aleyhisselâm'm şöyle buyurduğunu rivayet etti:

    "Evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim ise havz üzerindedir."

    (Yani dünyadaki minberim kıyamet gününde aynen o haliyle havzım üzerinde olacaktır. Yahut burada kaste­dilen şu olabilir ki, Resulullah Aleyhisselâm'ın kıyamet gününde bir minberi olacaktır ve o, havz üzerinde bulu­nacaktır. Kendisi onun üzerine çıkarak, oradan insan­ları havzmdan içmeye çağıracaktır. En doğrusunu bilen Allah'tır).

    Bu hadis Sahih-i Buharı'de Kitabu's-Salat'ın son kısmında geçiyor. İmam Müslim'de aynı hadisi Kitabu'l-Hacc'da rivayet ediyor.

    5. Akabet ibnu Amir ibni Isa ibni Ebi'l-Esved el-Cuhenî Radıyal­lahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah Aleyhisselâm bir gün Bakî mezarlığına çıktı, orada gömülü olan, ölülerin üzerine, cenaze üzerine, kıldığı şekilde namaz kıldı. Sonra ayrıldı. Gelip minberine çıktı. -Yani âdeta ölülere ve dirilere veda eder bir tavırla- sonra şöyle buyurdu:

    "Ben hepinizden önce havzın başına varacağım. Ben si­zin üzerinize şahidim. Ben, vallahi şu anda havzıma bakıyorum. Bana yeryüzünün hazinelerinin anahtarları verildi, (yalnız "yeryüzünün anahtarları" diye söylediği de rivayet edilmektedir). Ben vallahi, benden sonra şirke düşeceğinizden korkmuyorum. Ama aranızda dünya için yarışa gireceğinizden ve bunun için birbirinizi öldüreceğinizden,korkuyorum."

    6. Harise ibnu Veheb Radıyallahü Anh Resulullah Aleyhis­selâm'ın havzım vasfederken "Mekke ile San'a arası kadar" dediğini rivayet etmiştir.

    Bir rivayette, hadisin ravilerinden el-Mustevrid'in "Kapları hakkında bir şey duymadın mı?" diye sorduğu (Hârise'nin de): "Orada gökteki yıldızlar gibi kaplar görürsün" diye cevap verdiği bildirilmiştir. Ancak buradaki ifade merfudur. Her ne kadar mer­fu olduğu açık olarak belirtilmemişse de, söyleniş tarzı merfu olduğunu göstermektedir.

    Ahmed îbnu Hanbel'in Enes ibnu Malik Radıyallahü Anh'den rivayet ettiği bir hadiste de, kaplar hakkında "gökteki yıldızların sayısından çok" denilmektedir.

    Müslim'in rivayetinde de: "Orada gökteki yıldızlar gibi ibrikler vardır" denilmektedir.

     

    Kıyamet Gününde   Ölümün Kesilmesi Sırat Üzerinde Ölümün Kesılmesînî Bildiren hadîs

     

    385. Bu hadisi İbnu Mace, Sünen'inde Ğ.2, s.305'de, "Cehennemin Özelliği" babında rivayet ederek şöyle diyor:

    Ebu Hureyre   Radıyallahü Anh'den rivayet   edildiğine göre Re-sulullah  Aleyhisselâm  şöyle   buyurdu:

    Kıyamet gününde ölüm getirilir. Sırat üzerinde durdurulur Ey Cennet ehli" diye seslenilir. Cennettekiler, içinde bulundukları yerden çıkarılmaları endişesi ile ve korku içinde bakarlar  Sonra-Ey Cehennem ehli" diye seslenilir. Cehennemlikler de   neşeyle' içinde bulundukları yerden çıkarılmaları ümidiyle bir rahatlık duyarak bakarlar,   "şunu  tanıyor  musunuz?"  denilir    "Evet   o ölümdür" derler. Sonra emir verilir,   o sırat üzerinde kesilir. Son­ra her ıkı topluluğa da : "Hepiniz  bulunduklarınız yerlerde sonsu­za kadar yaşayacaksınız, artık ebediyen ölüm yoktur" denilir.[45]

     

    386. Ölümün kesilmesi konusu, Tirmizî'nin "Cennet ve Cehennem Ehlinin Sonsuzluğu Hakkındaki Rivayetler" başlığını taşıyan babda rivayet ettiği bir hadiste de geçmektedir. Hadisin sonu şöyle geliyor:

    Allah cennetlikleri cennete, cehennemlikleri de cehenneme koy-.duktan sonra Ölüm getirilir. Cennetliklerle cehennemlikler arasında yer alan duvar üzerinde durdurulur. Sonra: "Ey cennet ehli" diye seslenilir. Cennettekiler korku içinde bakarlar. Sonra "Ey cehennem ehli" diye seslenilir. Cehennemdekiler, bir şefaat ümidiyle neşe içinde bakarlar. Sonra cennet ehline ve cehennem ehline: "Şunu tanıyor musunuz?" denilir. Berikiler de ötekiler de: "Onu tanıdık, o bize müvekkel kılınan ölümdür" derler. Bundan sonra ölüm yan yatırılır, cennetle cehennem arasında yer alan du­var üzerinde kesilir. Sonra "Ey cennet ehli, artık sonsuza kadar hayattasınız, ölüm yok; ey cehennem ehli artık sonsuza kadar ha­yattasınız, ölüm yok" denilir". [46]

    Tirmizî Rahmetullahi Aleyh bu hadisin hasen, sahih olduğunu belirtiyor,

     

    385 - 386. Hadislerin Şerhi:

     

    Bu hadislerde bildirilen ölümün kesilmesi hâdisesi, hadislerin zahirinden anlaşıldığına göre gerçek anlamda olacaktır. Allahü Teala'nın ölümü bir hayvan gibi yaratması, bunun bir yerde dur­durulup kesilmesi, aklen de inkar edilecek bir şey değildir. Allahü Teala her şeye kadir olduğu için, bütün bu gibi şeyler imkan dahi­lindedir. Ayrıca ahiretle ilgili işler dünyadaki işlerden farklıdır. Amellerin tartılması meselesi de böyledir. Hadiste "Kitaplar veya ameller tartılır" diye buyuruldu. Bu durum da her bakımdan dünyada alışılagelen duruma ve âdete aykırıdır.

    Bununla birlikte ölümün kesilmesi hâdisesinin temsilî bir şey olması da muhtemeldir. Böylece, cennettekilerin, içinde bulun­duğu nimetlerle ebedî yaşama hususunda tatmin olarak ölümden dolayı bir endişeleri kalmaz; cehennemdekiler de artık ölümden veya oradan çıkarılmaktan tamamen ümid keserler. Çünkü herkes artık ölümün olmayacağını kesin anlar ve bilir, âdeta ölümün kesildiğini ve bir kimsenin ölümlülük vasfı ile vasıflana-

    mayacağım görmüş olur. Biz Resulullah Aleyhisselâm'den sahih olarak rivayet edilenlere inanıyor ve mahiyeti üzerine fazla derine inmeye gerek görmüyoruz. Çünkü bütün bunlar Allah'ın kudreti dahilindedir.

    Bütün hak mezheblerin görüşleri de bu istikamettedir.

     

    "Allahü Teala:   'Kimin Kalbinde   Bir  Hardal   Tanesi Ağırlığında  İman  Bulunursa Onu Çıkarın1    Diye Buyurur..."   Hadisi.

     

    387. Bu hadisi Buharı Rahmetullahi Aleyh C.8, s.llö'de, Kitabu'r-Rikak'ın "Cennet ve Cehennemin Özelliği" başlıklı babında rivayet ediyor:

    Musa ibnu İsmail Vuheyb'den, o Amr ibnu Yahya'dan, o ba­basından o da Ebu Saîd el-Hudrî Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle   buyurduğunu   rivayet   ediyor:

    "Cennet ehli cennete cehennem ehli de cehenneme girdiğinde Allahü Teala: Kimin kalbinde bir hardal tanesi ağırlığında iman varsa onu çıkarın, diye buyurur. Bunlar kavrulmuş kömür olmuş bir halde çıkarılırlar. Hayat nehrine atılırlar. Selin getirdiği yığındaki tanenin bitmesi gibi bunlar orada biterler. Resulullah Aleyhisselâm ayrıca şöyle buyurdu: Onu görmez misiniz, nasıl sarı ve kıvrak bir vaziyette biter.[47]

     

    388. Bu hadisi Buharî, Kitabul-İman'ın, "İman Sahipleri­nin Ameller Yönünden Birbirlerine Üstünlüğü" başlıklı babında rivayet ediyor:

    İsmail îbnu Ebi  Uveys    ibni Abdullah el-Esbahi el-Medeni (Daru'l-Hicre İmamı, İmam Malik'in kızkardeşinin oğlu), İmam Malik'den, o Amr ibnu'l-Yahha el-Mazinî'den, o babasından, o da Ebu Saîd    el-Hudrî Radıyallahü  anh'den Resulullah Aleyhis-selâm'ın şöyle  buyurduğunu  rivayet  ediyor:

    "Cennet ehli cennete cehennem ehli de cehenneme girer. Al-lahü Teala: Kalbinde bir hardal tanesi ağırlığında iman olanı (ce­hennemden) çıkarın, diye buyurur. Bunlar kararmış vaziyette çıkarlar, Haya veya Hayat -burada imam Malik şüpheye düşmüş­tür- nehrine atılırlar. Selin kıyısındaki tanenin bitmesi gibi onlar da bu nehirde biterler. O tanenin nasıl sarı ve kıvrak bir şekilde bit­tiğini  görmediniz mi?[48]

     

    387 - 388. Hadislerin Şerhi:

     

    "Kimin kalbinde bir hardal tanesi kadar iman varsa..." yani asıl tevhid inancına ilave olarak, yani kimin iyilik niteliğinde bir imanı varsa, demektir, iman maddi bir şey olmadığı için ağırlık veya ha­cimle hesab edilemez. Burada kastedilen ameldir. Ameller cevher­ler ile temsil edilirler. Buna göre, iyilik kefesindeki ameller, beyaz, parlak cevherler şeklinde, günah kefesindeki ameller ise siyah, ka­ranlık cevherler şeklinde görünürler.

    "Kalbinde (hardal tanesi) kadar imanı olanı cehennemden çıkarın..." sözünden imam Gazali: "İmanın gerçeğini anlamış, ancak, şehadet kelimesini söylemesine ölümün engel olmuş olduğu kimselerin cehennemden çıkarılacağı" hükmünü çıkarmıştır.

    imam Gazali doyar ki: Ancak bir kimse, şehadet kelimesini söylemeye muktedir olur da ölünceye kadar söylemez, bununla bir­likte kalbiyle inanırsa   bunun,   şehadet   kelimesini   söylemekten

    kaçınması, namaz kılmaktan kaçınması gibi sayılır. Cehennemde ebedî olarak kalmaz. Ancak tersi de olabilir. Gazali'nin dışındakiler, diliyle söylememesinin ebedî cehennemde kalmasını gerektireceği görüşündedirler. Burada, yani bu görüşe göre, ha­diste geçen "kalbinde" sözünün teViline ihtiyaç vardır. Buna göre bu söz "gücü olursa kalbindeki imanı dili ile de söylemesi şartı ile" manasına alınır.

    Bu iki ihtimal şundan kaynaklanıyor: imanı dil ile de söyleme­nin imandan sayılacağı ve dolayısıyla bu yapılmadan iman tamam olmayacağı görüşünde ihtilafa düşülmüştür. Alimlerden bir grup ou görüşü kabul etmektedir. İmam Şemsuddin ve Fahru'l-îslam  görüşte olanlardandır. Yahut imanın dil ile söylenmesi dünyevi hükümlerin uygulanması için şarttır. Bu da tahkik ehli alimlerinin çoğunluğunun görüşüdür. Şeyh Ebu Mansur bunu ka-iiui etmektedir. Hadis ve ayet metinleri ise bu konuda biraz kapalı bir durum (müteşabih) arz etmektedir. Taftazanî de böyle söyleyen­lerdendir.

    Bu hadisi Müslim, Kitabu'l-İman'da da rivayet etmiştir. Ancak Buharî'nin rivayetindeki senet Müslim'in rivayetindeki senetten daha kısadır. (Yani Buharî'nin rivayetinde ravi sayısı daha azdır ki, buna uluvv denmektedir. Çünkü bu durumda hadisin sıhhat derecesi artmaktadır. -Mütercim). Bu hadisi, Nesâî de rivayet etmiştir.

    Bu hadis Mürcie'nin görüşünün yanlışlığını ortaya koyuyor. Çünkü hadiste iman olsa da, günahın kişiye zarar vereceği bildiri­liyor. (Mürcie ise imanla birlikte günahın zararı olmayacağı görü­şünü savunuyor). Hadis aynı zamanda, büyük günah işleyenlerin ebedî cehennemde kalacağını ileri süren Mutezile ve aynı görüşü paylaşanların iddiasının yanlışlığını da ortaya koyuyor.

    Allahü Teala kendi ihsanı ile bizi cehennemden korusun, iyi­lerle beraber cennetine koysun. Amin.

     

     Cennet  Ve   Cehennemin  Etrafını   Saranlar  Ve Cehennem  Ehlinin  Yiyeceği

     

    "Cennet Nefse Hoş Gelmeyen  Şeylerle, Cehennem   De  Nefsin Hoşlandığı Şeylerle

     

    Çevrilmiştir...1' Hadisi .

     

    389. Bu hadisi İmam Tirmizî Camiinde, C.2, s.92'de, "Cen­net Nefse Hoş Gelmeyen Şeylerle Çevrilmiştir" başlıklı babda rivayet ediyor:

    Ebu Hureyre Radıyallahü anh'den rivayet edildiğine göre Resu-lullah Aleyhisselâm şöyle buyurdu:

    "Allahü Teala cenneti ve cehennemi yarattığında Cibril Âleyhis-selâm'ı cennete gönderdi ve : Ona ve onun içinde, ehli için hazır­ladığım şeylere bak, diye buyurdu. Cibril geldi, cennete ve içindeki ehli için hazırlanan şeylere baktı. Hakk Celle ve Âla'ya döndü: "izzetine yemin olsun ki, onu duyan herkes oraya girer" dedi. Ce-nab-ı Hakk emir buyurdu cennetin etrafı nefse hoş gelmeyen şeylerle çevrildi. Cibril'e: "Tekrar git" dedi. Cibril gitti baktı ki, etrafı hep nefse hoş gelmeyen şeylerle çevrili. Hakk Teala'ya dönüp: "İzzetine yemin olsun ki, kimsenin oraya girememesinden korktum" dedi. Sonra Cenab-ı Hakk Cibril'e: "CehennenTe git, oraya ve ehli için, içinde neler hazırladığıma bak" dedi. Cibril gitti baktı ki, cehennemin ateşi birbirine girmiş. Döndü ve: İzzetine ye­min olsun, onun haberini duyan bir kimse oraya girmez, dedi. Son­ra Yüce Allah emir verdi, cehennemin etrafı nefse hoş gelen şeylerle çevrildi. Cibril'e de: Tekrar oraya git, dedi. Gitti baktı ve bu kez de: İzzetine yemin olsun, kimsenin oradan kurtulamayarak içine gireceğinden korktum, dedi.[49]

    Ebu İsa et-Tirmizî Rahmetullahi Aleyh bu hadisin hasen, sahih olduğunu söylüyor.

     

    390. Bu hadisi Ebu Davud'da Sünen'inde, C.4, s,185'de, "Cennet ve Cehennemin Yaratılışı" Babında Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'e ulaşan bir senedie rivayet ediyor:

    Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah Aleyhisselâm şöyle buyurdu:

    "Allahü Teala cenneti yarattığında Cibril'e: Git, oraya bak, diye buyurdu. Gitti, ona baktı, sonra geldi ve: Ey Rabb'im, İzzetine ye­min olsun, onun haberini duyan kimse mutlaka oraya girer, diye söyledi. Sonra Allahü Teala onun etrafını nefse hoş gelmeyen şeylerle çevirdi ve: Git ona bak, diye buyurdu. Cibril gitti, baktı, sonra gelip: Ey Rabb'im, kimsenin oraya giremeyeceğinden kork­tum, dedi. Allahü Teala cehennemi yarattığında Cibril'e: Ey Cibril,git ona bak, diye buyurdu. Cibril gitti, baktı sonra gelip : İzzetine yemin olsun, oraya girecek kimsenin onun haberini duymamış ol­ması gerekir, diye söyledi. Allahü Teala onun etrafını nefse hoş gelecek şeylerle çevirdi ve : Ey. Cibril, git ona bak, diye buyurdu. Cibril gitti baktı ye bu sefer: Ey Rabb'im izzetine yemin olsun, oraya girmeyen kimsenin kalmayacağından korktum", diye söyledi. [50]

    Bu hadisi İbnu Mace de, Sünen'inde, "Allah'ın izzetine yemin etmek" başlıklı babda, Tirmizî ve Ebu Davud'un verdikleri metne yakın bir metinle Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den rivayet etmek­tedir.

     

    389-390. Hadislerin Şerhi:

     

    "Cennetin etrafı nefse hoş gelmeyen şeylerle çevrildi". Yani cen­net her yandan nefsin hoşlanmadığı fiillerle çevrilidir. Bir kimse bu fiilleri işlediği zaman cennetten uzak kalır. Burada söz, temsilî mahiyettedir. însanın yerine getirmeden, hakkıyla uygulamadan, cennete ulaşamayacağı; belalara, musibetlere, sıkıntılara sabır gibi nefse ağır gelen emirler, içinde akreb, canavar, vs. gibi her türlü zararlı hayvanın gizlendiği, dikenlerle sarılı duvarlara ben­zetilmiştir. Bu duvarlar büyük bir bahçeyi her taraftan sarmış du­rumdadır. Hiç kimse bu korkunç duvarları aşmadan, ayağına di­ken batması, akreplerin, yılanların ısırması, vahşi hayvanların saldırması gibi o duvarları aşarken karşılaşacağı sıkıntılara kat­lanmadan, o büyük bahçeye ulaşamıyacak ve içindeki nimetlerden istifade edemiyecektir. Şüphesiz bu da, zor bir mücadeleyi ve sürekli sabrı, tahammülü gerektirmektedir. İşte cennet böyledir. Nefsiyle Allah düşmanlarıyla mücadele etmek, başına gelenlere sabretmek, Allah'ın hükmüne razı olmak, İslam'ın emirleini en güzel şekilde yerine getirmek, karşısına çıkacak her türlü zorluğa katlanmak, arzuladığı şeyin ger ektirdiği her türlü fedakârlığı göstermek, canını malını  matlûbu yolunda feda  etmek suretiyle dünyanın sıkıntılarını aşmadan hiç kimse cennetin ebedî, kesinti­siz nimetine kavuşamayacaktır. O, yani ebedî cennet nimeti, Ce­nabı Allah'ın, Mü'minlerin canlarını ve mallarını onunla satın aldığı ücretidir. Yüce Allah kitabında şöyle buyuruyor. "Allah, Mü'minlerden mallarını ve canlarını karşılığında cennet olmak üzere satın almıştır. Allah yolunda savaşır öldürülürler ve öldürürler. Bu gerek Tevrat'ta, gerek İncil'de, gerek Kur'an'da bil­dirilmiş olan Allah'ın hakk olan bir vaadidir".

    Cehennem ise, insan nefsinin tabiatı itibariyle meyledeceği, işlemekte zorluk ve sıkıntı çekmeyeceği, bilakis isteyerek ve hoşlanarak yapacağı fiillerle çevrelenmiştir. Cehennem çok fena bir kalış yeri ve kötü bir meskendir. Ancak etrafım saran şeyler ne­fislerin arzulayacağı, gözlerin hoşlanacağı şeylerdir. Nefisler bu şehevî arzulara yaklaşırlar. Sonra da cehenneme düşmekten uzak olduğu zannıyla bu arzularına uymak suretiyle; onlardan lezzet duyarlar. Bu arzularına uymak suretiyle elde ettikleri lezzetler ise onu daha büyük lezzetlere yöneltir. Ne zaman bir lezzet duysalar; onun arkasından daha büyük lezzetin peşine düşerler. Nefis her zaman elde ettiğinin daha fazlasını ister, sevdiği bir lezzeti elde edince, hep daha güzeline koşar. Bu şekilde bütün lezzet duvar­larını aşmcaya kadar gafletten uyanamaz. O bu duvarları aşınca da farkında olmadan cehennem ateşine düşer. Sonra oradan kur­tulmak ister ama, buna hiç kimse güç yetiremez.

    Her insan tabiatı itibariyle şehevî arzulara meyleder. Özellikle bozuk çevreye sahip olan, kötü bir toplumun içinde bulunan kişi, kendisine ölüm gelinceye kadar hep. şehvetlerinin peşine koşar, şehevî arzularının içine dalar. Kendinin asıl kurtarıcısının iman ve güzel amel olduğunu düşünmeksizin cehenneme düşer. İşte bu­nun için Cibril Aleyhisselâm cehennemin etrafının nefse hoş gelen şeylerle çevrili olduğunu görünce 'izzetine yemin olsun ki, hiç kim­senin oradan kurtulamayarak içine düşeceğinden korktum demiştir. Yani, eğer inkarcı müşriklerden olursa ebedi kalmak üzere, ama iman sahibi olmakla birlikte nefsine hoş gelen haram fiilleri işlemek suretiyle Allah'a isyan edenlerden olursa, günahlarından temizlenmesi için bir süre azab görmek üzere ora­ya (cehenneme) girer.

    Allahü Taala bizi cehennemden korusun ve takva sahibi iyilerle birlikte cennetine koysun- Amin, velhamdü lülahi Rabbüalemin.

     

    "Cehennem  Ehlinde   Bir  Açlık   Görülür..."  Hadisi

     

    39L Bu hadisi Tirmizî Rahmetullahi Aleyh, C.2, s.96-97'de, "Cehennem Ehlinin Yiyeceğinin Özelliği" başlıklı babda ri­vayet etmektedir:

    Ebu'd-Derda Rahmetullahi Aleyh'den rivayet edildiğine göre Re-sulullah Aleyhisselâm şöyle   buyurdu:

    "Cehennem ehlinine açlık musallat edilir. Bu içinde bulunduk­ları azaba denk olur. Yardam taleb ederler, kendilerine kötü kokulu bir diken yiyecek olarak verilir. Bu ne açlığı giderir, ne de vücuda bir yaran olur. Yeniden yiyecek taleb ederler. Bu kez boğazı tıkayan bir yiyecek verilir. Dünyadayken boğazdaki tıkanmaları içecek ile açtıklarını hatırlarlar. Bu kez su isterler. Demir mengeneler içinde yakıcı bir içecek verilir. Yüzlerine yaklaştığında yüzlerini kavurur. Karınlarına girdiğinde karınlarında olanı yakıp yakıp ko­parır: "Cehennemin muhafızlarını çağırın" derler. Bunlar: "Size elçileriniz, apaçık delillerle gelmediler mi?" derler. Berikiler: "Evet" derler. Bu sefer: "Öyleyse çağırın durun, kâfirlerin çağır­ması boş bir şeyden öte değildir." derler. Bu sefer cehennemdeki-ler: "Malik'i (cehennemin baş muhafızı) çağırın" derler. Sonra: "Ey Malik, Rabb'in hiç olmazsa canımızı alsın" derler. Malik de onlara: "Siz böyle kalacaksınız" diye cevap verir. el-A'meş der ki: Bana haber verildiğine göre onların çağırmasıyla Malik'in kendile­rine cevap vermesi arasında bin yıl bulunmaktadır. Bu kez: "Rabb'inize dua edin, Rabb'inizden daha üstün kimse yoktur" der­ler. Sonra: "Ey Rabb'imiz, bizim taşkınlığımız bizi yenmişti, sapık bir topluluk olmuştuk. Ey Rabb'imiz bizi buradan çıkar, eğer bir daha fenalığa dönersek zulmedenlerden oluruz" derler. Allahü Teala da onlara: "Olduğunuz yerde sinip durun, Benimle konuş­mayın" diye cevap verir. Böylece bütün iyiliklerden ümidlerini ke­serler. Bunun ardından, çığlıklar atmaya, ah çekmeye, eyvah de­meye  başlarlar"

    Abdullah ibnu Abdurrahman: "Halk bu hadisi senediyle birlikte vermez" dedi. Ebu İsa et-Tirmizî de diyor ki: Biz bu hadisi: el-A'meş ile biliriz.

    Abdullah ibnu Abdurrahman seneddeki ilk kişidir, yani Ebu İsa et-Tirmizî hadisi ondan almıştır. [51]

     

    39L Hadisin Şerhi:

     

    "Cehennem ehline açlık musallat edilir". Yani Allah Teala on­lara açlık verir ve bu açlık dolayısıyla büyük bir sıkıntı ve ızdırab içine girerler. "Bu içinde bulundukları azaba denk olur". Yani açlık dolayısıyla çektikleri sıkıntı ve acı, içinde bulundukları azab-dan dolayı çekmekte oldukları sıkıntı ve acıya denk olur. "Yardım taleb ederler". Yani kendilerindeki bu açlık sıkıntısını giderecek bir yiyecek isterler. "Kendilerine kötü kokulu bir diken, yiyecek ola­rak verilir. Bu ne açlığı giderir, ne de vücuda yararı olur". Yani dünyada yedikleri yiyeceklerde olduğu gibi bunda, insan vücuduna yarar sağlayacak ve açlığı giderecek bir özellik yoktur. Bu  yiyecek- yemeden kurtulamadıkları veya açlıktan dolaya çektikleri ızdırab çok fazla olduğu için yemek zorunda kaldıkları bir yiyecektir.

    ikinci kez yardım taleb etmeleri üzerine boğazı tıkayan bir yiye­cek veriliyor. Dünyada boğaz tıkanmalarını içecek ile giderdikleri­ni hatırlayarak su istiyorlar. Bu kez demir mengeneler içinde yakıcı bir içecek veriliyor ve bu içecek yüzlerine yaklaştığında yüzlerim kavuruyor, karınlarına inince karınlarını yakıyor. Bu ko­nuda Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Başlarının üstünden kaynar su dökülür. Onunla karınlarının içindekiler ve derileri eritilir. Ayrıca onlar için de demir kamçılar vardır. Ora­dan her ne zaman çıkmak isterlerse oraya geri çevrilirler ve "Yangın azabını tadın" denilir."

    Onlar "cehennemin muhafızlarını çağırın" derler Yani birbirle­rine; Cehennemin muhafızlarından Allah'ın sizi bu azabdan kur­tarması için dua etmelerini isteyin derler, Cehennemin mu­hafızları ise onları azarlamak ve başlarına geleni hakettiklerini kendilerine itiraf ettirmek için: "Size elçileriniz apaçık delillerle gelmediler mi?" diye sorarlar.. Cehennemdekiler "evet" derler. Bu sefer muhafızlar: "Öyleyse çağırın durun" yani isterseniz Allah'a kendiniz dua edin, siz şefaatçilerin şefaatine layık değilsiniz. "Kâfirlerin çağırması boş bir şeyden öte değildir", yani zayi olur gider, ne bir fayda sağlar ne de dikkate alınır, derler. Bu kez cehen­nemdekiler, cehennemin baş muhafızı olan Malik'e seslenerek: "Ey Malik, Rabb'in hiç olmazsa canımızı alsın" derler. Yani: "Bizim için Rabb'inden dilekte bulun, ölümümüze hükmetsin de ölelim ve bu acıklı azabdan kurtulalım. Malik ise: "Siz böyle kala­caksınız" diye cevap verir. Yüce Allah da Kur'an-ı Kerim'de: "Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler, kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez" diye buyuruyor.

    Cehennemdekiler, dualarının kendilerine fayda sağlayacağını umdukları herkesten ümidlerini kesince, Allahü Teala'ya sığınırlar "Rabb'inize dua edin, Rabb'inizden üstün kimse yoktur" derler. Sonra "Ey Rabb'imiz bizim taşkınlığımız bizi yenmişti, sapık bir topluluk olmuştuk" diyerek günahlarını itiraf ederler ve Hakk Teala'dan kendilerini cehennemden çıkarmasını dilerler ve : "Ey Rabb'imiz bizi buradan çıkar, eğer bir daha fenalığa dönersek zulmedenlerden oluruz" derler. Allahü Teala da onlara: "Olduğunuz yerde sinip durun" yani cehennemin içinde sessiz sakin, durun; cehennem sizi alıkoydukça siz de köpeklerin baş eğmesi gibi baş eğin; cehennemden çıkarılmanızı istemek için Be­nimle konuşmayın" diye cevap verir. "Bu zaman bütün iyiliklerden ümidlerini keserler; bunun ardından da çığlıklar atmaya... başlarlar".

    Allahü Tealâ bizi cehennem azabından korusun, Amin.

     

    Mü'minuerin Kabe'lerini   Görmesi  Ve  Allahu Teala'nın   Cennet   Ehline   Hitabı

     

    Mü'mınlerin Ahırette Rabb'lerlnl Göreceklerinin Îsbatı1 Île İlgili Hadîs

     

    392. Bu hadisi İmam Müslim Rahmetullahi Aleyh Kastal-lanî'nin hamişine göre, C.2, s.lO7'de rivayet etmektedir:

    Ubeydullah ibnu Unıer ibnu Mey sere, Abdurrahman ibnu Mehdî'den, o Hammad ibnu Seleme'den, o Sabit el-Bunanî'den, o Abdurrahman ibnu Ebi Leyla'dan, o da Şuheyb Radıyallahü Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyuduğunu rivayet etmiştir:

    "Cennetlikler cennete girdiğinde Allah Tebareke ve Teala: Artır­mamı istediğiniz bir şey var mı? diye sorar. Onlar: Yüzümüzü ak etmedin mi, bizi cennete koymadın mı, bizi cehennem azabından kurtarmadın mı? derler. O zaman örtü kal dinli verir. Cennet eh­line, Rabb'lerini görmekten daha sevimli bir nimet verilmemiş tir". [52]

     

    393. Müslim, bu hadisin, aynı senedle bir başka rivayetini de veriyor. Ancak orada şöyle bir ilaveye yer vermektedir:

    "Sonra Resulullah Aleyhisselâm şu mealdeki ayet-i kerimeyi okudu: "Güzel amel işleyenlere daha güzel karşılık ve fazlalık var". [53]

     

    394. İbnu Mace de, Mü'minlerin Rabb'lerini göreceklerine dair hadisi, başka bir metinle rivayet etmektedir:

    Cabir ibnu Abdullah Radıyallahil Anh'dan rivayet edildiğine göre Resulullah ALey his selâm şöyle buyurdu:-

    "Cennet ehli kendilerine verilen nimetlerin içindeyken, birden bir nur (ışık) görünür. Başlarını kaldırırlar. Bir de görürler ki, Rabb Teala, üzerlerinden kendilerine tecelli etmiştir. Hakk Teala: "Size selam olsun ey cennet ehli" diye buyurur. Resulullah Aley­hisselâm buyurdu ki; Bu husus Allahü Teala'mn şu ayet-i kerime­sinde bildirilmiştir: "Rahmet sahibi olan Rabb katından onlara, sözle selam vardır". Resulullah Aleyhisselâm sonra şöyle devam etti: O, onlara bakar, onlar da O'na bakarlar, O'na baktıkları sürece, araya perde konuluncaya kadar, etraflarındaki cennet ni­metlerinden hiçbirine iltifat etmezler. Bundan sonra da, nuru ve bereketi, üzerlerinde, bulundukları yerlerin üzerinde kalır.[54]

     

    395. Bu hadisi de İbnu Mace Şuheyb Radıyallahü Anh'den rivayet ederek şöyle bildiriyor:

    Resulullah Aleyhisselâm: "Güzel amel işleyenlere daha güzel karşılık ve fazlalık vardır" mealindeki ayet-i kerimeyi okuyup şöyle buyurdu:'

    "Cennet ehli cennete cehennem ehli de cehenneme girince bir çağına: "Ey cennet ehli, sizin için Allah katında bir söz vardır, onu Hakk Teala yerine getirmek istiyor" diye seslenir. Cennetteki-ler:" O nedir ki, Allah bizim iyilik taraflarımızı ağır getirmedi mi, yüzlerimizi ak çıkarmadı mı, bizi cennete koymadı mı, bizi cehen­nem azabından kurtarmadı mı?" derler' Bu zaman, Örtü kaldınlı-verir. Hakk Celle ve Ala'ya bakarlar. Allah'a yemin ederim ki, Cenabı Allah, cennette kilere, kendisine bakmaktan daha sevimli ve daha çok gözleri nurlandırıcı bir nimet vermemiştir.[55]

    îbnu Mace'nin Sünen'ine haşiye yazan diyor ki: "Buradan anlaşılıyor ki, Allahü Teala cennetliklerin kalbinden hırsı çıkar­maktadır. Ayrıca onlara tama etmedikleri bir şeyi fazlalık olarak veriyor ve onlan kendi fazlından razı ediyor".

    Bu hadisi Tirmizi, Nesâî ve başkaları, Hammadu'bnu Se-leme'nin Sabit'ten, onun İbnu Ebi Leyla'dan, onun Şuayb'dan, onun da Peygamber Aleyhisselâm'dan rivayeti tanki ile ver­mişlerdir,

     

    392 - 395. Hadislerin Şerhi:

     

    Mü'minlerin Yüce Allah'ı görmesi ile ilgili hadisin şerhinde imam Nevevî şöyle diyor:

    Bil ki, Allah'ın sıfatları ile ilgili konularda ilim adamları iki ayrı görüş ortaya koymuşlardır.

    Birincisi: Selef âlimlerinin çoğunun veya tamamının tercih ettiği görüştür. Bunlar, bu konularla ilgili metinlerin anlamları üzerinde fikir yürütmeksizin: Bizim bunlara iman etmemiz ve Al­lahü Teala'nm azamet ve şanına layık bir anlam ifade ettiğine i-nanmamız gerekir. Bununla birlikte şunu kesin olarak bilmeliyiz ki, hiçbir şey Allah'ın benzeri değildir; O yaratıklara mahsus özelliklerden münezzehtir, derler. Bu görüşü bazı kelamcılar da kabul etmişlerdir ve inanç açısından en selametlisi de budur.

    İkinci görüş ise: Kelamcılarm çoğunluğunun kabul ettiği görüştür. Bu görüşe göre, sıfatlarla ilgili metinler, itikaddaki tem­el ölçüler esas alınarak ve Arap dilinin kurallan da nazar-ı itibare alınmak suretiyle yerine göre te'vil edilir. (Bu konu üzerinde daha önce tafsilatlı birgiler verilmişti). Nevevî'nin, sahih-i Müslim Şerhinden.

     

    'Allahü Tealanın Cennet Ehline Hitabı İle İlgili Hadis

     

    396. Bu hadisi Buharı, C.8, &U4*te, Kastallanî'ye göre, C.9, s.319'da, KitabuV-Rikak'ın "Cennet ve Cehennemin Özelliği" başlıklı babda rivayet etmektedir:

    Muaz ibnu Esed, Abdullah'dan, o Malik ibnu Enes'den, o Zeyd ibnu Eşlemden, o Ata ibnu Yesar'dan, o da Ebu Saîd el-Hudrî Radıyallahu Anh'den Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyur­duğunu rivayet ediyor:

    "Allahü Teala Cennet ehline: "Ey cennet ehli !" der. Onlar: "Buyur, Ey Rabb'imiz, Emret, Ey Rabb'imiz" derler. Allahü Teala: "Razı oldunuz mu?" diye buyurur. Onlar: "Niçin razı olmayalım; Yaratıklarından kimseye vermediğini bize verdin", derler. Allahü Teala: "Ben size bundan daha üstününü vereceğim" diye buyurur. Onlar: "Ey Rabb'imiz, bundan daha üstün ne olabilir?" derler. Al­lahü Teala:" Size rızamı bahşediyorum. Bundan sonra artık ebe­diyen size kızmam" diye buyurur.[56]

     

    397. Buharı bu hadisi, Kitabu't-Tevhid'in "Rabb'ın Cennet Ehli İle Konuşması" başlıklı babında da rivayet etmektedir.

    Buharî'nin sahih'inde, C.9, s.l5l'de, Kastallanl'ye göre C.lO, s.25l'de yine Ebu Saîd el-Hudri Radıyallahü Anh'den rivayetle ver­diği bu hadisin metni de daha önce geçen hadisin metnine yakındır. Sadece orada:

    "Ben size bundan daha üstününü vereceğim" ifadesinin yerine "Size bundan daha üstününü vermemi istemez misiniz" ifadesi geçmektedir".[57]

    Bu hadisi Müslim de, Sahih'inde, "Cennet Nimetleri ve Ehli" başlıklı babda rivayet ediyor. Tirmizî de, C.2, s.91'de bu hadise yer vererek, hadisin hasen, sahih olduğunu kaydediyor. Tirmizî'nin rivayet ettiği hadisin metni de, Buharî'nin Kitabu'r-Rikak'mda geçen metne yakındır. Tirmizî'nin rivayetinde, "daha üstününü vermemi  istemez  misiniz?"  ifadesi  geçmektedir.

     

    396-397. Hadislerin Şerhi:

     

    el-Feth de deniliyor ki: Bu hadiste "Allah'ın razı olması ise hep­sinden büyüktür" mealindeki ayet-i kerimeye işaret vardır. Çünkü rıza, bütün kurtuluş ve saadetlerin sebebidir. Bir kimse üst'ünün kendisinden razı olduğunu bilince, bu, gözünün nurunu artırır; kalbi için bütün nimetlerden daha sevimli olur. Çünkü razı olmak­la kendine ihsanda bulunmuş ve kendine yücelik kazandırmış ol­maktadır.

    et-Tayyibî Rahmetullahi Aleyh'de diyor ki: Kerametlerin en üstünü Allah Teala'yı görmektir.

    el-Miftah müellifi de diyor ki: Hadisin metninde ndvan kelime­sinin nekîre olarak kullanılması, Allah'ın rızasından, çok az bir şeyin bütün cennetlerden ve içindekilerden daha üstün olduğuna işarettir.

    et-Tayyibî daha sonra şöyle diyor: Bu ifadenin ta'zim, yüceltme manasına alınması en uygun olanıdır. Yani büyük rızanın (rıd-vân'm), ismi "çok ihsanda bulunan Allah" olana nisbet edilmesi yerinde olur.

    Allah'ın kendini sevdiği kullarına göstermesi O'nun ihsan-larındandır. Bu ise kerametlerin en üstünüdür. Bu noktada hadisin anlamı, ayetin anlamına uygun düşmektedir. Hakk Teala rıdvânı kendi zatına nisbet ediyor, ancak "size rızamı bahşediyorum" diye buyurarak, bunu istiare sigası ile ifade ediyor. Kendi rızasını, büyük bir sultanın yanma misafir olan hey'etlere takdim edilen hediyelere teşbih ediyor. (Kastallanî şerhinden).

    Yüce Allah bize de cennet nimetleri arasında kendi cemalini seyretme nimetini de bahşetsin. Amin, ya Rebbe'l-Alemin.

     

    'Cennet Ehlinden Bazılarının Ekim İçin Kabe'lerinden İzin İstemelerine Dair' Hadis

     

    398. Bu hadisi Buharı Rahmetullahi Aleyh, C.9, s.l51'de, Kitabu't-Tevhid'in "Rabb'in Cennet Ehli İle Konuşması" baş­lıklı babda rivayet etmektedir:

    Muhammed ibnu Sinan'ın Fuleyh'den, onun Hilalden, onun Ata ibnu Yesar'dan, onun da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den rivayet ettiğine göre Resulullah Aleyhisselâm bir gün yanında sah­ra ahalisinden bir adam varken konuşuyordu. Buyurdu ki:

    "Cennet ehlinden bir adam, Rabb'inden ekim için izin istedi. Cenab-ı Hakk:"îstediğin her şeyin içinde değil misin?" diye buyur­du. Adam: "Evet, ancak ben ekim işini seviyorum" dedi. Hemen alelacele tohumunu attı. göz açıp yumuncaya kadar bu tohumlar bitip yeşermeye başladı. Hemen hasadhk oldu, toplanıldı, dağlar gibi oldu. Allah Teala'o zaman şöyle buyurdu: "Al onu, Ey Adem­oğlu, seni biç bir şey doyurmaz."

    Bedevi Arap bunun üzerine : "Ey Allah'ın Resulü, bu kimsenin ancak Kureyşlilerden veya ensardan olduğunu görürsün. Onlar ekim işiyle uğraşmaktadırlar. Biz ekim işiyle uğraşanlardan değiliz, diye söyledi. Bu söz üzerine Resulullah Aleyhisselâm güldü.[58]

    Bu hadisi Buharı Rahmetullahi Aleyh, Kitabu'l-Muzara'a'da, "Toprağın Al tunla Kiralanması" başlıklı babdan sonra müstakil bir babda da vermektedir.

     

    39a Hadisin Şerhi:

     

    Hadiste geçen "izin istedi, buyurdu" gibi bazı fiillerin geçmiş za­man sigasıyla kullanılması Resulullah Aleyhisselâm'm cennet ni­metlerinden bahsederken, âdeta herşeyin tahakkuk ettiğini bildir­mek için kullandığı bir ifade tarzıdır. Bu ifadeler daha başka hadislerde de geçmektedir. Bu fiiller esasında "ister, buyurur" veya "isteyecek, buyuracak" manasınadır.

    ÎJu. hadis insanın, her şeyden müstağni olsa da, Önceden yaşadığı, hayata özlem duyacağını gösteriyor.

     

    Cennet Pazarı Hadisi

     

    399. Bu hadisi İmanı Tirnıizî Rahmetullahi Aleyh Ca­miinde, C.2, s.89-90'da, "Cennet Pazarı Hakkındaki Rivayet­ler" başlıklı babda veriyor:

    Saîd ibnu'l-Museyyeb'den rivayet edildiğine göre, o, bir kere­sinde Ebu Hureyre Radıyallahü Anh ile karşılaştı.

    -"Ebu Hureyre Saîd ibnu Museyyeb'e 'Allahü Teala'nın benimle seni cennet pazarında bir araya getirmesini diliyorum' dedi. Saîd: "Orada da pazar var mıdır?' diye sordu. Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'da şöyle cevap verdi: 'Evet, Resuluİlah Aleyhisselâm bana bil­dirdi ki, cennet ehli oraya girdiklerinde amellerinin fazlalarını koyarlar. Sonra kendilerine dünya günlerinden cuma gününe denk gelen bir vakit miktarınca izin verilir. Rabb'lerini ziyaret ederler. Arş'ı onlara görünür. (Arş) cennet bahçelerinden bir bahçeye kurulur. Onlar için (yani cennet ehli için) nurdan, altun-dan ve gümüşten minberler kurulur. Onların içinde aşağı dere­cede olan yoktur, ama derece itibariyle en aşağı mevkide olanı misk ve kâfurdan koltuklara otururlar. Diğer koltuk sahiplerinin kendi­lerininkinden daha üstün oturaklar üzerinde olduklarını görmezler'. Ebu Hureyre Radıyallahü Anh dedi ki: Ben "Ey Al­lah'ın Resulü, Rabb'imizi görecek miyiz?" diye sordum. Şöyle cevap verdi: Evet, güneşi ve ondördüncü gecesinde ayı görmekte şüpheye düşüyor musunuz? Biz: Hayır, dedik. Resuluİlah Aleyhisselâm da şöyle buyurdu: îşte bunun gibi Rabb'inizi görmekte de şüpheye düşmezsiniz. Bu meclise katılanlardan hiç kimse kalmaksızın Al­lah hepsi ile doğrudan konuşur. Buyurur ki: Ey filan oğlu filan, şu şu günü hatırlıyor muşun?", dünyadaki bazı taşkınlıklarını ona hatırlatır. Kul: Ey Rabb'im, onu benim için bağışlamamış miydin? der.. Hakk Teala: Evet, Mağfiretimin genişliği seni şu üzerinde bu­lunduğun mevkiye ulaştırdı, diye buyurur. Onlar bu hal üzereyken üzerlerinden bir bulut sarar.. Üzerlerine bir güzel koku yağdırır ki, onun benzeri bir kokuyu o zamana kadar koklamış değillerdir.

    Rabb'imiz Tebareke ve Teala, ö zaman: Sizin için hazırlamış olduğum ihsanlara gidin, arzuladığınızı alın, diye buyurur. Etrafı melekler tarafından sarılmış bir pazara gideriz. Gözler onun bir benzerini görmüş; kulaklar onun bir benzerinin haberini duymuş; gönüller öyle bir şeyi düşünmüş değildir. İstediğimiz her şey bize verilir. Orada satma ve satın alma yoktur. Bu pazarda cennet ehli birbirleriyle karşılaşırlar. Yüksek derece sahibi bir adam, -orada aşağı bulunmamak la birlikte- kendinden daha alt bir mevkide bu­lunanla karşılaşır. Onun üzerindeki giysiler çok hoşuna gider. Bunların aralarındaki konuşma bitinceye kadar onun üzerinde daha güzel bir giyecek oluşur. Bunun sebebi şudur ki, orada kimse­nin üzüntüye kapılması uygun değildir. Sonra evlerimize dağılırız. Eşlerimiz bizleri karşılayarak: Merhaba, hoş geldin; bizden ayrıldığın zamankinden daha güzel bir görüntüyle geri geldin, derler. Bu söze muhatab olan da: Biz bugün Cebbar olan Rabb'imizle buluştuk, üzerimizdeki bu değişikliğin olması da artık hakkımızdır, der.[59]

    Ebu Isa et-Tirmizî der ki: Bu Hadis garibdir. Burada verilen ta­rikten başka bir rivayet tarikini bilmiyoruz. Suveyd ibnu Anar, el-Evzâî'den bu hadisin bir kısmını rivayet etmektedir.

    Not: Suveyd ibnu Amr bu hadisin senedinde ismi geçen şahıslardan değildir. el-Evzâî'nin ismi ise senedde geçmektedir.

     

    400. Bu hadisi İbnu Mace de, Sünen'inde C.2, s.307'de, Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den rivayet ediyor. Ve orada şöyle bir ilaveye yer veriyor:

    "Onlar için nurdan, inciden, yakuttan, zebercedden, altundan ve gümüşten minberler kurulur."

    Bir yerinde de şöyle diyor:

    "Bu meclise katılanlardan hiç kimse kalmaksızın Allahü Teala hepsi ile ayrı ayrı kelam eder. Hatta sizden bir adama:' Ey filanca, şöyle söyle işler işlediğin günü hatırlıyor musun1 diyerek bazı taşkınlıklarını hatırlattığında o: 'Ey Rabb'im beni bağışlamamış miydin?' der. Allahü Teala da: "Evet, Benim mağfiretimin genişliği ile bu dereceye ulaştın' diye buyurur" Sonra hadis aynı şekilde de­vam ediyor.

    Ayrıca ibnu Mace'nin rivayetinde "istediğimiz her şey bize veri­lir" • ifadesi yerine "istediğimiz her şeyi yükleniriz" ifadesi -geçmektedir. [60]

     

    399 - 400. Hadislerin Şerhi:

     

    "Cennet pazarı" denilirken ahirette Müminlerin bir araya gele­rek, benzerini hiçbir gözün görmediği, kulakların duymadığı, kim­senin hatırına gelmeyen şeyleri görecekleri yer, dünyadaki pazar­lara benzetiliyor. Orada cennet ehli, kendilerine ve kardeşlerine verilenlerden dolayı mutlu bir vaziyette birbirleri ile karşılaşırlar.

    "Rabb'lerini ziyaret ederler. Arş'ı onlara gözükür. Arş cennet bahçelerinden bir bahçeye kurulmuştur" sözü daha önce benzerleri geçmiş olan sıfat hadislerindendir. Bu sözler, müteşabih sözlere girmektedirler. Daha önceki hadislerde de, bu gibi konularda ilim adamlarımızın izledikleri yol hakkında tafsilatlı bilgi verilmişti.

    Halef âlimleri, bu ifadeyi te'vil ederek burada kastedilen ma­nanın şu olduğunu belirtiyorlar: Burada Allah'ın meleklerinden bir melek karşılarına çıkar; yahut söz konusu bahçede Allah'ın nimet ve ihsanı kendilerine takdim edilir,...Allahü Teala, ya­ratıklarına benzemekten  münezzehtir.

    "Bu meclise katılanlardan hiç kimse kalmaksızın Allah hepsi ile doğrudan konuşur". Yani Allahü Teala, herbiri ile uzun uzun konuşarak, ona yaptıkarmı, bunlara kendisinin rahmet ve mağfiret ile karşılık verdiğini hatırlatır; bazı büyük günahlarım, yani insanın üstlendiği emanetin muhafazası ile ilgili tekliflere gadretmek mahiyeti taşıyan günahlarım ve kendisinin bunları bağışladığını hatırlatır.

    Bu pazarda Mü'minler birbirleri ile karşılaşırlar; tanışırlar, birbirlerini tebrik ederler, birbirlerinden dolayı sevinç duyarlar, Cennette kimse için üzüntü yoktur ve kimse kimseye üstünlük tas-lamayacaktır. Hepsi kendilerine verilenlerden dolayı memnun olurlar. Rahat ve sevinçli olurlar. Yüce Allah ayet-i kerimesinde: "Onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdirler." buyuruyor. Pazardan sonra hanımlarının yanlarına giderler. Hiç kimsenin vasfedeme-yeceği derecede bir güzelliğe sahip olurlar.

    Allahü Teala bize de cennetini ve nimetlerini bahşetsin, Cemaîi-ni seyretmekle bizleri de şereflendirsin. Bizleri Peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve salihlerle biraraya getirsin. Bunlar ne güzel arkadaştırlar. Amin, ve'1-hamdu lillahi Rabbi'l-Âlemin

     



    [1] Müslim: iman: 299

     

    [2] Müslim: İman: 301

     

    [3] Müslim: İman: 302

     

    [4] Müslim:Iman:304

     

    [5] Müslim:Iman:304

    [6] Müslim: İmân: 306

     

    [7] Müslim: İman: 308

    [8] Müslim: İmân: 309

     

    [9] Müslim: iman: 310

     

    [10] Nesâî: İman: 18

     

    [11] Tirmizî: Et'imme: 34; Kıyame: 10

    [12] Ibnu Mace: Mukaddime: 9

     

    [13] Ibnu Mace: Zühd: 37.

    [14] Buharî: Zekat: 9

     

    [15] Buharî: Menakıb: 25 (Sahihu'UBuharî, Kitabu Bedu'l-Halk'da islam'da. Peygam­berliğin Alametleri" başlıklı bir bab bulunmamaktadır, Bu bab, Kitabu'I-Mcnakıb'm 25. babıdır. Yukandak i hadis te bu   babdadır.)

     

    [16] Müslim: Zühd; 16

     

    [17] Müslim: Zühd: 17

    [18] Tirmizî: Kıyame: 6

    [19] Tirmizî: Kıyame: 6

     

    [20] Tirmizî: Scvabul-Kur'an: 25

    [21] Buharî: Enbiya : 3

    [22] Buharî: Tefsir, Bakara Suresi: 13; Tirmizî Tefsir, Bakara Suresi: 9

    [23] Ibnu Mace: Zilhd: 34

     

    [24] Buharî: Enbiya: 8 (Bu hadisin geçtiği bab Kitabu'l Bedu'l-Halk'da değil Kitabu'l-Enbiya'dadır). Tefsir, Şuara Suresi:!

     

    [25] Buharî: Enbiya: 1 (Hazreti Adem'im yaratılışı ile ilgili bab, Kitabu Bedu'l-Halk'da değil Kitabu'l-Enbiya'dadır).

    [26] Buharî: Rikak: 51"

    [27] Müslim: Munafıkün: 51

    [28] Müslim: Münafikün: 52

    [29] Müslirn: Münafikûn : 53

     

    [30] Buhari: Tefsin Kaf Suresi : 1

    [31] Buharf: Tevhid: 25

    [32] Müslim: Cennet: 35

    [33] Müslim: Cennet: 35

    [34] Müslim: Cennet 36

    [35] Müslim: Cennet: 36

     

    [36] Müslim: Cennet: 37

    [37] Müslim: Cennet: 38

    [38] Müslim: Cennet: 39

    [39] Tirmizî: Cennet: 22

     

    [40] Buharî: Rikak: 53

     

    [41] Buharî : Rikak: 53

    [42] Buharî: Rikak: 53

    [43] Buharî: Rikak; 53

    [44] Buhart: Rikak : 53

     

    [45] Ibnu Mace: Zühd: 38

    [46] Tirmizî: Zühd: 39; Cennet: 20; Tefsir: Meryem Suresi: 2

    [47] Buharî: Rikak: 51

     

    [48] Buharî: iman: 15

    [49] Tirmizî: Cennet: 21                                                -

     

    [50] Ebu Davud: Sünnet-, 22; Nesâf: Eyman: 3

     

    [51] Tirmizî: Cehennem: 5

     

    [52] Müslim: İman: 297

    [53] Müslim: iman: 298

    [54] ibnu Mace: Mukaddime: 13

    [55] Ibnu Mace: Mukaddime: 13

     

    [56] Buharî: Rikak: 51

    [57] Buharf: Tevhid: 38

     

    [58] B.uharf: Tevhid: 38                 

    [59] Tirmizî: Cennet: 15

     

    [60] ibnu Mace : Zühd: 19**[1]**





       Kaynak:
    [1]: Müslim Hadisi.Hadis Ansiklopedis Derleyen Abdulvahid Metin
    Derleyen Ebubekir Yasin





    “Hadis Fihristini online okuyabilir, facebook, twitter gibi diğer sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz. Eraykitap En iyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir