ErayKitap Web Sitesine Hoş Geldiniz !             En İyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir
بِسْمِ اللهِ اَلْحَمْدُ ِللهِ وَحْدَهُ، وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى مَنْ لاَنَبِيَّ بَعْدَهُ
Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm, kendisinden sonra Nebi gelmeyecek olan Muhammed - sallallahu aleyhi ve sellem-’e olsun.
Konularına Göre Hadis-i Şerif Meali / veya Hadis Fihristi
"...Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle.." (Tevbe Suresi - 29)
(Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Ğafur ve Rahimdir.
De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin Eğer yüz çevirirlerse /itaat etmezlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez (Ali İmran Suresi 31-32)
Hadis Fihristi veya Konularına Göre Hadis Meali HADİS FİHRİSTİ
  = ♦   E   ♦ =  
  • Hadis-i Şerifi inkar edenler için / Koltuğuna Kurulan Karnı Tok Bir Adamın
    “Şunu iyi biliniz ki, bana Kur'an-ı Kerim ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir.
    (Bu konuda) dikkatli olun; (çünkü) koltuğuna kurulan tok bir adamın ‘Size sadece şu Kur'an lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter!’ diyeceği (günler) yakındır...” Bu hadis-i şerif -farklı nüanslarla - kütübü sitte ve diğer bazı kaynaklarda geçmektedir
    Ebu Davud, Sünnet, 5(6), İmaret,33; Tirmizî, İlim, 10; İbn Mace, Mukaddime, 2; Darimî, Mukaddime,49; Ahmed b. Hanbel, 2/367, 4/131-132, 6/8) İLİM BÖLÜMÜ / BÖLÜM: 10 Ø HADİSLERİ İNKAR EDENLER DE OLACAK MI? HADİS NO: 2663


  • ESMA UL HUSNA
    Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: En güzel isimler Allah'ındır. O'na o isimlerle dua edin. O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları terk edin. Onlar yaptıklarının cezasını görecektir."(A'râf: 7/180) Dua eden kimse, isteklerine uygun düşecek şekilde Allah'ın isimlerini kullanarak dua etmelidir. Mesela; rızkın genişletilmesi, açlıktan ve geçim sıkıntısından kurtulmak isteniyorsa "Rezzak" ve "Kerim" isimleriyle Allah'a dua edilir. Eğer duanın konusu günahtan bağışlanma ise "Rahmân", "Rahîm", "Ğafûr" ve "Afüvv" isimleriyle dua edilir. Yine, zâlimlerin ve İslâm düşmanlarının cezalandırılması talep ediliyorsa "Kahhâr", "Müntakim" isimleriyle dua edilir. Bu kelimeler, âdeta bir kapının anahtarı gibidir. Biz, dua edeceğimiz zaman isteğimize uygun isimlerle Allah'ın kapısını çalıp, bu anahtarlarla açmaya çalışalım.

    Tabii, bu noktada Allah'ın güzel isimlerini (esmâü'l-hüsnâ) manalarıyla birlikte şuurlu bir şekilde bilme zorunluluğu ortaya çıkıyor. Allah, mü'minlerin velîsi (dost ve yardımcısı) olduğuna göre, bir mü'min olarak bu isimleri bilmemek önemli bir eksikliktir.[1]


    Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor:
    "Resûlulah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
    "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır.
    Kim bunları ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever."
    Bir rivâyette: "Kim o isimleri sayarsa cenntete girer" buyurmuştur.
    Buhârî hadisi bu lafızla tahric etmiştir.
    Müslim'de "tek" kelimesi yoktur.
    Buhârî, Daavât 68; Müslim, Zikr 5, (2677); Tirmizî, Daavât 87, (3502).

    Tirmizî'nin rivâyetinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Allah'ın isimlerini şöyle yazdı:


    "O Allah ki O'nda başka ilâh yoktur. Rahman'dır. Rahim'dir.
    El-Meliku'l-Kuddûsu, es-Selâmu, el-Mü'minu, el-Müheyminu, el-Azîzu,el-Cebbâru, el-Mütekebbiru,
    el-Hâliku, el-Bâriu, el-Musavviru, el-Gaffâru, el-Kahhâru, el-Vehhâbu, er-Rezzâku, el-Fettâhu, el-Alîmu,
    el-Kâbizu, el-Bâsitu, el-Hâfidu, er-Râfiu, el-Muizzu, el-Müzillu, es-Semîu, el-Basîru,
    el-Hakemu, el-Adlu, el-Latîfu, el-Habîru, el-Halîmu, el-Azîmu, el-Gafûru,
    eş-Şekûru, el-Aliyyu, el-Kebîru, el-Hafîzu, el-Mukîtu, el-Hasîbu, el-Celîlu, el-Kerîmu,
    er-Rakîbu, el-Mucîbu, el-Vâsiu, el-Hakîmu, el-Vedûdu, el-Mecîdu, el-Bâisu,
    eş-Şehîdu, el-Hakku, el-Vekîlu, el-Kaviyyu, el-Metînu, el-Veliyyu, el-Hamîdu, el-Muhsî,
    el-Mubdiu, el-Muîdu, el-Muhyi, el-Mümîtu, el-Hayyu, el-Kayyûmu,
    el-Vâcidu, el-Mâcidu, el-Vâhidu, el-Ahadu, es-Samedu, el-Kâdiru,
    el-Muktediru, el-Muahhiru, el-Evvelu, el-Âhiru, ez-Zâhiru, el-Bâtinu, el-Vâli, el-Müte'âli,
    el-Berru, et-Tevvâbu, el-Müntekimu, el-Afuvvu, er-Raûfu, Mâliku'l-Mülki,Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm,
    el-Muksitu, el-Câmiu, el-Ganiyyu, el-Muğnî,
    el-Mâni', ed-Dârru, en-Nâfiu,en-Nûru, el-Hâdî, el-Bedîu, el-Bâki, el-Vârisu,er-Reşîdu es-Sâbüru."
    İsimleri bu şekilde, sâdece Tirmizî saymıştır.

    ALLAH'IN GÜZEL İSİMLERİNİN ŞERHİ

    El - Kuddûs: Ayıplardan temiz demektir.

    es-Selâm: Selâm sahibi‚ yani herçeşit ayıptan selâmette‚her türlü âfetten berî demektir.

    el-Mü’min: Kullarına va’dinde sâdık olan demektir. Tasdîk mânasına olan imandan gelir. Yahut‚ kıyamet günü kullarına‚ azabına karşı garanti veren‚ güven veren demektir‚ bu mâna emân’dan gelir.

    el-Muheyyim: Şâhid olan (görüp güzeten) demektir. Emîn mânasına geldiği de söylenmiştir. Aslı‚ müeymin’dir‚ ancak hemze‚ hâ’ya kalbolmuştur. Keza er-Rakîb ve el-Hafiz mânâsına geldiği de söylenmiştir.

    el-Azîzu: Kahreden‚ galebe çalan demektir. "İzzet"‚galebe çalmak mânasına gelir.

    el Cebbâr: Mahlukâtı mecbur eden; emir veya yasak her ne dilerse ona zorlayan demektir. Bu kelimenin‚ bütün mahlukâtının fevkinde yücedir mânasına geldiği de söylenmiştir.

    el-Mütekebbir: Mahlukâta ait sıfatlardan yüce‚ uzak mânasına gelir. Ayrıca "Mahlukâtından büyüklük taslayarak kendisiyle azamet yarışına kalkanlara büyüklüyünü gösteren ve onlara haddini bildiren mânasına geldiği de söylenmiştir.Keza şu mânaya geldiği de belirtilmiştir: "Mütekebbir" Allah’ın azametini ifâde eden kibriyâ kelmesinden gelir‚ tezyîfî bir mâna taşıyan kibir kelimesinden gelmez.
    el-Bârîu: Mahlukâtı‚ mevcut bir misâle bakmaksızın‚ yoktan‚ örneksiz olarak yaratan mânasına gelir. Bu kelime‚ öncelikle hayvanlar için kullanılır‚ diğer mahluklar için pek kullanılmaz. Hayvanlar dışındaki mahlukât hakkında nâdiren kullanılır.

    el-Müsavvir: Mahlukâtı farklı sûretlerde yaratan" demektir. Tsvîr lügat olarak hat ve şekil çizmek mânasına gelir.

    el-Gaffâr: Kulların günahlarını tekrar tekrar affeden‚ mânasına gelir. Gafr kelimesi‚ aslında setr (örtmek) ve kapatmak mânalarına gelir. Allah Teâla kullarının günahlarını affedici‚ onlar için cezayı terketmek sûretiyle (günahları) örtücüdür.

    el-Fettâh: Kulları arasında hâkim demektir. Araplar, hâkim iki hasmın (dâvalı-dâvacı) arasındaki ihtilafı çözdüğü zaman: "Hâkim iki hasmın arasını fethetti" derler. Hükmetti, çözüme kavuşturdu mânasında, hâkime fâtih dendiği de olmuştur. Mamafih "Kullarına rızk ve rahmet kapılarını açan", rızıklarından kapanmış olanları açan mânasına da gelir.

    el-Kâbız: Kullarının rızkını lütfu ve hikmetiyle tutan mânasına gelir.

    el-Bâsıt: Kullarına rızkı açıp cûd ve rahmetiyle genişleten demektir. Böylece Cenâb-ı Hakk, hem ihsan sahibi, hem de onu men edici olmaktadır.

    el-Hâfid: Cebbarları ve firavunları alçaltan demektir. Yâni onları horlar ve değersiz kılar demektir.

    er-Râfi': Velîlerini, dostlarını yüeltir. Azîz kılar demektir. Böylece Allah, hem zelîl hem de azîz kılıcı olmaktadır.

    el-Hakem: Hâkim demektir. Bu da hakikatı hükmetme yetkisi kendis ne verilen, ona gönderilen demek olur.

    el-Adlu: Kendinde heva meyli olmayan, hükümde doğruluktan ayrılmayan cevre yer vermeyen mânasına gelir. Aslında masdardır. Ancak âdil makamında kullanılmıştır. Âdil'den daha beliğdir, çünkü müsemma, fiilin kendisiyle isimlenmiştir.

    el-Latîfu: Arzunu sana rıfkla ulaştıran demektir. "Mahiyeti, idrak edilemeyecek kadar latîf" mânasına geldiği de söylenmiştir.

    el-Habîru: Olanı ve olacağı bilen kimseye denir.

    el-Gafûru: Bağışlamada mübalağa eden, çok bağışlayan demektir.

    eş-Şekûru: Kullarını, sâlih fiilleri sebebiyle mükâfatlandıran ve sevap veren demektir. Allah'ın kullarına şükrü, onlara mağfireti ve ibâdetlerini kabul etmesidir.

    el-Kebîru: Celâ1 (büyüklük) ve şânının yüceliği sıfatlarını taşıyan kimsedir.

    el-Mukîtu: Muktedir demektir. Ayrıca, mahlukâta gıdalarını veren mânasına geldiği de söylenmiştir.

    el-Hasîbu: el-Kâfi demektir. Muf'il mânasında fâildir, tıpkı mü'lim mânasında elim gibi, hasîb'in muhâsib mânasında kullanıldığı da söylenmiştir.
    er-Rakîbu: Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan hâfîz (muhâfız) demektir.

    el-Mucîbu: Kullarının duasını kabul edip, icâbet eden zât demektir.

    el-Vâsiu: Zenginliği, bütün fakrlar bürüyen; rahmeti herşeyi kuşatan demektir.

    el-Vedûdu: el-Vedd (sevgi) kelimesinden mef'û1 mânasında feûl'dür. Allah Teâlâ Mevdûd'dur. Çok sevilir. Yani velilerinin kalbinde sevgilidir. Veya fâil mânasında feûldür. Yani Allah Teâla sâlih kullarını sever, bu da "onlardan razı olur" demektir.

    el-Mecîdu: Keremi geniş olan demektir. Şerif mânasını taşıdığı da söylenmiştir.

    el-Bâisu: Mahlukâtı, ölümden sonra kıyamet günü yeniden diriltir demektir.

    eş-Şehîdu: Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan kimse demektir. Şâhid ve şehîd aynı mânada kullanılır, tıpkı âlim ve alîm kelimeleri gibi. Mâna şöyledir: Allah, (her yerde) hâzırdır. Eşyayı müşahede edip her an görür.

    el-Hakku: Varlığı ve vücudu gerçek olan demektir.

    el-Vekîlu: Kulların rızıklarına kefil demektir. Hakikat şudur: Kendisine tevkîl edilmiş olanı işinde müstakil söz sâhibi olmaktır. Bu hususta şu âyet hatırlanabilir: "(Dediler ki) Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" (A1-i İmrân 173).


    el-Kaviyyu: el-Kâdir (güçlü) demektir. Ayrıca: "Kudreti ve kuvveti tam, O'nu hiçbir şey âciz kılamaz" mânasına da gelir.

    el-Metînu: Şedîd ve kavî olup, hiçbir fiilinde meşakkatle karşılaşmayan demektir.

    el-Veliyyu: Nâsır (yardımcı) demektir. Ayrıca: "İşlerin kendisiyle yürüdüğü mütevelli, yetimin velîsi gibi" diye de açıklanmıştır.

    el-Hamîdu: Fiiliyle hamde hak kazanan mahmûd kimsedir. Bu kelime mef'ûl mânasında fâildir.

    el-Muhsî: İlmiyle herşeyi sayan, nazarından büyük veya küçük hiçbir şey kaçmayan kimse demektir.

    el-Mübdiu: Eşyayı yoktan ilk defa var eden, yaratan demektir.

    el-Muîdu: Mahlukâtı hayattan sonra tekrar ölüme, öldükten sonra da tekrar hayata iâde eden kimse demektir.

    el-Vâcidu: Fakirliğe düşmeyen zengin demektir. Bu kelime, gına demek olan cide kökünden gelir.

    el-Vâhidu: Tek başına devam eden, yanında bir başkası olmayan ferd'dir. Ayrıca, şerik ve arkadaşı olmayan kimse mânas da mevcuttur.
    El-Ahadu: Ferd demektir. Ahad ile vâhid arasındaki farka gelince, ahad, kendisiyle bir başka adedin zikredilmesini men edecek bir yapıya sâhiptir. Kelime hem müzekker, hem de müennestir. "Bana kimse (ahad) gelmedi derken, gelmeyen hem erkektir, hem de kadındır." Vâhid'e gelince bu sayıların ilki olarak vazedilmiştir: "Bana halktan biri (vahid) geldi" denir ama, "Bana haktan kimse (ahad) geldi" denmez. Vâhid, emsâl ve nazîri kabûl etmeyen bir mâna üzere bina edilmiştir. Ahad ise ifrad ve arkadaşlardan yalnızlık üzere bina edilmiştir. Öyle ise, vâhid, zât itibariyle münferiddir, ahad ise mâna itibariyle münferiddir.

    es-Samedu: İhtiyaçlarını temin etmek üzere, halkın kendisine başvurduğu efendidir. Yani halkın kendisine yöneldiği kimsedir.

    el-Muktediru: Kudret kökünden müfteil babındandır. Kâdir'den daha öte bir güçlülük ifâde eder.

    el-Mukaddimu: Eşyayı takdim edip, yerli yerine koyan demektir.

    el-Muahhiru: Eşyayı yerlerine te'hir eden demektir. Kim takdime hak kazanırsa ona takdîm eder, kim de te'hîre hak kazanırsa ona da te'hîr eder.

    el-Evvelu: Bütün eşyadan önce var olan demektir.

    el-Âhiru: Bütün eşyadan sonra bâkî kalacak olan demektir.

    ez-Zâhiru: Herşeyin üstünde zâhir olan ve onların üstüne çıkan şey demektir.

    el-Bâtınu: Mahlukâtın nazarlarından gizlenen demektir.

    el-Vâlî: Eşyanın mâliki ve onlarda tasarruf eden demektir.

    el-Müteâli: Mahlukâtın sıfatlarından münezzeh olan, bu sıfatların biriyle muttasıf olmaktan yüce ve âlî olan.

    el-Berru: Katından gelen bir iyilik ve lütufla, kullarına karşı merhametli, şefkatli demektir.

    el-Müntakimu: Dilediğine ceza vermede şiddetli davranan demektir. Nekame kökünden müfteil babında bir kelimedir. Nekame, hoşnudsuzluğun öfke ve nefret derecesine ulaşmasıdır.

    el-Afuvvu: Afv'dan feûl babında bir kelimedir. Bu bâb mübalağa ifâde eder. Öyle ise mâna: "Günahları çokça bağışlayan" demek olur.

    er-Raûfu: Katından gelen bir re'fetle (şefkatle) kullarına merhametli ve şefkatli olan demektir. Re'fetle rahmet arasındaki farka gelince; rahmet bazan maslahat gereği istemeyerek de olabilir. Re'fet isteksiz olmaz, isteyerek olur.

    Zü'l-Celâl: Celâl, celîl'in masdarıdır. Celâl, celâlet, nihâyet derecede büyüklük, azamet demektir. Zü'l-Celâl büyüklük sahibi olan mânasına gelir.

    el-Muksidu: Hükmünde âdil, demektir. Ef'àl babında adaletli oldu mânasına olan bu kelime, sülâsî aslında zulmetti mânasına gelir. Nitekim kasıt; cevreden, zâlim demektir.

    el-Câmiu: Kıyamet günü mahlukâtı toplayan demektir.

    el-Mâniu: Dostlarını, başkalarının eziyetinden koruyan yardımcı demektir.

    en-Nûru: Körlüğü olanları nuruyla görür kılan, dalâlette olanları da hidâyetiyle irşâd eden demektir.

    el-Vârisu: Mahlukâtın yok olmasından sonra da bâki kalan demektir.

    er-Reşîdu: Mahlukâta maslahatların gösteren demektir.

    es-Sabûru: Âsîlerden intikam almada acele etmeyen, cezalandırmayı belli bir müddet te'hîr eden demektir. Allah'ın sıfatı olarak sabûr'un mânası halîm'in mânasına yakındır. Ancak ikisi arasında şöyle bir fark vardır: Sabûr sıfatında cezanın mutlaka olacağını beklemeyebilirler. Ancak halîm sıfatıyla Allah'ın cezasına kesin nazarıyla bakarlar.

    Allah inkarcıların söylediklerinden münezzeh ve mukaddestir, uludur, yücedir. *[1]

    ________________ oOo _________________

    Kaynak:
    [1]:KALLAH'IN GÜZEL İSİMLERİNİN ŞERHİ :KutubuSitte7300

    Konuların Göre Hadis Meali...

    ESMÂU’L-HÜSNÂ

    NASIL TECELLİ EDER

    Bu kitabın Arapça metinlerinin açıklamasında, Prof. Dr. Alaattin Başar, Said el-Kahtani, Mahmut Toptaş, İzzettin Cemel’den istifade edilmiştir.


    İÇİNDEKİLER

     

     

     

     

     

    ÖNSÖZ. 9

    Nasıl Bir Allah’a İnanılıyor?. 10

    Eksik Bir Allah İnancı  Neye Mal Olur?. 12

    Peki Allah’ı Nasıl Tanıyacağız. 14

    1. ALLAH (c.c.) 15

    2. ER-RAHMAN.. 16

    3. ER-RAHİM.. 18

    4. EL-MELİK.. 20

    5. EL-GUDDUS. 21

    6. ES-SELAM.. 23

    7. EL-MÜ’MİN.. 24

    8. EL-MÜHEYMİN.. 26

    9. EL-AZİZ. 28

    10. EL-CEBBAR.. 29

    11. EL-MUTEKEBBİR.. 30

    12. EL-HALİG.. 32

    13. EL-BARİ 33

    14. EL-MUSAVVİR.. 34

    15. EL-GAFFAR.. 35

    16. EL-KAHHAR.. 36

    17. EL-VEHHAB.. 37

    18. ER-REZZAK.. 38

    19. EL-FETTAH.. 40

    20. EL-ALİM.. 41

    21. EL-GABİD.. 42

    22. EL-BASIT. 44

    23. EL-HAFİD.. 45

    24. ER-RAF’İ 46

    25. EL-MUİZ. 47

    26. EL-MUZİL. 48

    27. EL-SEMİ 48

    28. EL-BASİR.. 49

    29. EL-HAKEM.. 50

    30. EL-ADL. 51

    31. EL-LATİF. 53

    32. EL-HABİR.. 54

    33. EL-HALİM.. 55

    34. EL-AZİM.. 57

    35. EL-ĞAFUR.. 57

    36. EŞ-ŞEKUR.. 59

    37. EL-ALİYY.. 60

    38. EL-KEBİR.. 61

    39. EL-HAFIZ. 62

    40. EL-MUKİT. 63

    41. EL-HASİB.. 64

    42. EL-CELİL. 66

    43. EL-KERİM.. 66

    44. ER-RAGIB.. 67

    45. EL-MUCİB.. 68

    46. EL-VASİ 70

    47. EL-HAKİM.. 71

    48. EL-VEDUD.. 72

    49. EL-MECİD.. 73

    50. EL-BAİS. 74

    51. EŞ-ŞEHİD.. 75

    52. EL-HAKK.. 76

    53. EL-VEKİL. 77

    54. EL-KAVİ 78

    55. EL-METİN.. 79

    56. EL-VELİ 80

    57. EL-HAMİD.. 81

    58. EL-MUHSİ 82

    59. EL-MÜBDİ 83

    60. EL-MUİD.. 84

    61. EL-MUHYİ 85

    62. EL-MUMİT. 86

    63. EL-HAYY.. 87

    64. EL-KAYYUM.. 88

    65. EL-VACİD.. 89

    66. EL-MACİD.. 90

    67. EL-VAHİD.. 90

    68. ES-SAMED.. 92

    69. EL-GADİR.. 93

    70. EL-MUKTEDİR.. 94

    71. EL-MUKADDİM.. 95

    72. EL-MUAHHİR.. 97

    73. EL-EVVEL. 98

    74. EL-AHİR.. 99

    75. EZ-ZAHİR.. 100

    76. EL-BATIN.. 101

    77. EL-VALİ 102

    78. EL-MÜTEALİ 103

    79. EL-BERR.. 104

    80. ET-TEVVAB.. 105

    81. EL-MUNTAGİM.. 107

    82. EL-AFUVV.. 108

    83. ER-RAUF. 109

    84. MALİKÜ’L MÜLK.. 111

    85. ZÜ’L CELALİ VE’L İKRAM.. 112

    86. EL-MUKSİD.. 114

    87. EL-CAMİ 114

    88. EL-ĞANİY.. 116

    89. EL-MUĞNİ 117

    90. EL-MANİ 119

    91. ED-DARR.. 120

    92. EN-NAFİ 122

    93. EN-NUR.. 123

    94. EL-HADİ 124

    95. EL-BEDİ 126

    96. EL-BAKİ 127

    97. EL-VARİS. 128

    98. ER-REŞİD.. 129

    99. ES-SABUR.. 130

    İsim ve Sıfatlar Işığında  Allah İnancı Nasıl Olmalı?. 132

    İyi Bir Allah İnancı  Amele Nasıl Yansır?. 133

    Allah’ın (c.c.) isimlerinin  insan üzerindeki tecellisi; 135

     

     


    ÖNSÖZ

     

     

     

     

    Nefsimizin direktifleri doğrultusunda yaşarken bizleri o girdaptan kurtarmak isteyen davetçiler bir şekilde;‘Allah’ın sözüne kulak ver; cennetini garantile’ ilahi mesajını ulaştırdılar...

    Kulaklarımızın pasını gideren bu şok cümle aynı zamanda gözlerimizdeki sis perdesinin de kalkmasına vesile oldu...

    Bir de baktık ki bir elimizde Kur’an diğer elimizde ‘Kur’an’ın insana dönüşmüşünün hayatı...

    Kur’an ve sünnet; koruması altına giren konuğun attığı her adımı takip ederek hayatıyla yakından ilgilenir.

    Hemen hemen her saat yeni bir ayetle karşılan konuk, Rabbini tanıdığı oranda ayetleri görür, okur ve yaşar.... İşte kul olma başarısındaki sır burada;

    Önce Rabbini gereği gibi tanı;

    Sonra zaten sever, güvenir, O’nu her an zikreder ve gerekli fedakarlığısterirsin...

    Nasıl Bir Allah’a İnanılıyor?

    Bugün insanların büyük bir çoğunlu maalesef Allah’ı gereği gibi tanımıyor. Ya Allah’ın (c.c.) isim ve sıfatlarından herhangi birini ölü yada dirilere atfediyorlar yada Allah’ın gücünü, zenginliğini ve kullarına karşı yakınlık derecesini kavrayamıyorlar.

    Büyük bir kesimin Allah inancı şöyle göze çarpar:

    Benim inandığım Allah; Yeri ve göğü yaratır, insanların yaşaması için gerekli malzemeleri hazırlar, insanların hayat modeli tercihlerine karışmaz.

    Göklerin hakimi olan Allah (c.c.) yerdekilerin yaşamına karışmaz. Sadece kalp temizliğine bakar.

    Merhameti boldur. Kendisinin varlığına inanan herkes kurtuluşa erer. (Oysaki şeytan da Allah’ın varlığına inanıyor.)

    İnsanların dua ve isteklerini aracılar (Türbelerde yatan zatlar, şeyhler vs.) olmadan işitip cevap vermez. (Haşa)

    Çok hoş görülüdür. Her şeyi hoş karşılar!

    Sevdiklerini bolca rızıklandırır. Sevmediklerini ise fakir kılar.

    Peki Allah’ın 99 isim ve sıfatları nerede?

    Üzülerek söylüyorum ki birçok insanın Allah inancı maalesef böyle...

    Bu tür hastalığı Rabbimiz şöyle dile getiriyor;

    Onların çoğu, Allah’a ortak koşmadan inanmazlar.

    (Yusuf, 106)

    Bir de eksik bir Allah inancının neye mal olacağına bir göz atalım:

    Eksik Bir Allah İnancı
    Neye Mal Olur?

    Dinin doğru anlaşılmasına engel olacağından akideye zarar verir.([1])

    Allah (c.c.) ile gereken dostluk kurulamayacağından salih amel işleme oranı fırın altına inebileceğinden günah işleme oranında artış gözükür.

    Cehennemin sıcaklık derecesi algılanamayacağından (Allah’ın ceza verici sıfatının algılanamaması) Al­lah’ın haram kıldığı ameller daha cazip gözükür.

    Allah’ın (c.c.) emir, yasak ve tavsiyele­rine karşı boş vericilik baş gösterir.

    Kişi tanıdığı oranda sever. Az tanıyan az sever, az tanıyan az güvenir. Haliyle gereken sevgi tanındığı orandadır.

    Allah’ın Kur’an ve Sünnet’teki mesajına kulak verilmemesine yol açar.

    Allah’ın (c.c.) bağışlayıcı sıfatının bilinememesi ümitsizliğe yol açacağından tövbe etme eylemi gerçekleşmemiş olur.

    ‘Kalbi temiz olan kurtulur’ batıl inanışı kalpte ve düşüncede geniş bir yer edecinden kullukta sınıfta kalınır. Görüldüğü gibi eksik bir Allah inancı üzerine basılmış mayın gibi...

    Hem bu tarafta hem de öteki tarafta patlar...

    Peki Allah’ı Nasıl Tanıyacağız

    İsim ve sıfatların ezberlenmesiyle Allah (c.c.) tanınamaz... İsim ve sıfatlarının manasının ezberlenmesiyle de yakini olarak tanın­maz...

    Peki nasıl tanınır?

    Kanaatimce Allah’ın varlığına iman ettikten sonra Kur’an ve sünnet ışığında isim ve sıfatlarını kendi nefsimizde ve tabiattaki tecellisinde görüp iyi bir tefekkürle tanınır....

    Ve böylece günün her saatinde Allah’ın (c.c.) gücünü, büyüklüğünü, merhametini zenginliğini ve diğer sıfatlarını görerek kendisiyle sıcak bir diyalog sağlamış oluruz...

    * * *

    Önce Allah’ın isim ve sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini okuyalım sonra da Allah inancımızın nasıl olması gerektiğine bir göz atalım.

    الله

    1. ALLAH (c.c.)

    En güzel isimler Allah’ındır...

    (Araf, 180)

    Allah O’dur ki, O’ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler yalnız O’nundur.

    (Taha, 8)

    ALLAH: En güzel isim ve en güzel sıfatlara sahip olan.... Varlığı zorunlu ve bütün övgülere layık bulunan zatın adıdır.

    Tüm kainatı yoktan var eden ve yarattığı tüm varlıkları (canlıları) rızıklandı­rıp kollayan ve belirli bir ömür biçen, akla ve hayale gelmeyecek çeşitlikte ve güzellikle canlı ve cansızlar yaratan ve onları mükemmel bir ahenkle yöneten ‘biri’ var.

    İşte o ‘biri’ ‘iki’ olamaz. Zaten iki ayrı varlık yaratıp yönetiyor olsaydı dünyanın dengesi bozulurdu.

    En güçlü, en güzel, en merhametli, en alim, kısacası olumlu yönde tüm en’leri toplayan ‘zat’ın adıdır Allah.

    İsim ve sıfatlarını yerde, gökte ve kendi nefsimizde (beden ve ruhumuzda) tecelli ederek yakından tanınmasını istedi. Ve haliyle Allah’ı tanımanın en iyi yolu isim ve sıfatlarının tecellisini görmekten geçer.

    الرَحْمَنٍُِ

    2. ER-RAHMAN

    Rahman. Kur’an’ı öğretti, insanı yarattı. O’na beyanı (konuşmayı, yazmayı, anlama ve anlatmayı) öğretti.

    (Rahman, 1...4)

    (Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki, sana vahy ettiğimizi onlara okuyasın. Onlar Rahman’ı inkar ediyorlar...

    (Rad, 30)

    Er-Rahman: İnsan olsun hayvan olsun, mü’min olsun kafir olsun hiçbir fark gözetmeksizin her canlının her türlü rızkını veren ve onları koruyup gözeten...

    Güneşiyle müslümanı ve kafiri ısıtan Allah (c.c.) Rahman’r.

    Müslüman ve kafirin oltasına balık veren Allah (c.c.) Rahman’r.

    Müslüman ve kafire evlat ve mal veren Allah (c.c.) Rahman’r.

    İnsanların cennetini düşündüğü için peygamber, Kur’an ve davetçiler gönderen Allah (c.c.) Rahman’r.

    Tövbe ve duaları kabul eden Allah (c.c.) Rahman’r.

    Biz insanlar hala nefes alabiliyorsak, ciddi bir mücadele etmeden uyku nimetinden faydalanabiliyorsak, yakıcı ve bunaltıcı günin sıcaklığından kaçıp gölge nimetine sığınabiliyorsak, rahat yaşayabilmemiz için tüm şartlar oluşmuşsa tüm bunlar Allah’ın bizlere olan merhametindendir. Yani Allah’ın Rahmet’indendir. Allah’ın ‘Rahman’ sıfatını tüm canlılarda görebilmek mümkün... Hem de günün 24 saati...

    الرَحِيِمُ

    3. ER-RAHİM

    ...Allah mü’minlere karşı çok merhametlidir.

    (Ahzab, 43)

    Allah-u Teala yeri ve göğü yarattığı zaman yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet yer ile göğün arasını dolduracak kadar engindi. Bu rahmetten 99’unu yanına ayırdı. Bir rahmeti de mahlukat arasında paylaştırdı. İşte bununla mahlukat birbirine şefkat eder. Vahşi bir hayvan bulunla su içer. Kıyamet günü olduğunda ise Allah bu rahmeti takva sahibi kullarına hasretmiş ve onlara 99’unu ziyade etmiştir.’ (Ahmet b. Hanbel, Müsned v. 439. Taberi VIII, 273)

     

    Er-Rahim: Esirgeyen, bağışlayan, engin merhamet sahibi, dünyada kendisine inanıp emirlerini yerine getirenleri ahirette ebedi nimetlerle mükafatlandıracak olan.

    Her ne kadar da inananları Cehennem ateşinden uzaklaştırıp cen­net vizesi vermekle ‘Rahim’ sıfatı tecelli ediyorsa da ‘Rahim’ sıfatının uzantısını daha çok ahiret endeksli yaşayan mü’minlerin salih amellerinde görmek mümkün. Allah’ın (c.c.) ‘Rahman’ fatından nasiplenen kafirler ‘Rahim’ fatından faydalanamazlar

    المَلكُ

    4. EL-MELİK

    De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen mülkü kime dilersen ona verirsin, mülkü kimden dilersen ondan alırsın…

    (Ali-İmran, 26)

    El-Melik: Görünen ve görünmeyen bütün alemlerin sahibi ve yöneticisi.

    Şu anda yazmakta olduğum kalemin de sahibi, kalemin içindeki mürekkebin de sahibi, yazı yazdığım A4 kağıdının da sahibi...

    Allah’ın (c.c.) ‘El-Melik’ isminin tecellisini gözlerimiz de dahil, gördüğümüz ve göremediğimiz yaratılan her şey üzerinde görmemiz mümkün. Her ne kadar da tapu kağıtlarında beşer isimleri yazsa da gerçek sahip Allah’tır.

    Yarattıklarının sahibi olmasının yanı sıra yarattığı her şeyde tasarrufta bulunan ve yöneten anlamına da gelen ‘El-Melik’ isminin tecellisini;

    İnsanların güzel ve adaletli bir şekilde yaşaması için gerekli kanunlar göndermesinde (Kur’an ve Sünnet), tabiattaki diğer canlıların belirli bir ahenkte yaşaması için fıtratlarına bazı programlar yüklemesinde de görmek mümkün.

    القُدُّؤسُ

    5. EL-GUDDÜS

    Biz seni hamd ile tespih eder ve her noksanlıklardan tenzih ederiz.

    (Bakara, 30)

    Göklerde ve yerde olan her şey ....Guddus ...olan Allah’ı tesbih eder.

    (Cuma 1)

    El-Guddüs: Hatadan, gafletten, acizlikten ve her türlü eksiklikten çok uzak, pek temiz.

    Noksan sıfatlardan münezzeh ve her an bir işte olan Allah-u Teala ne yaratırken zorlanır, ne yaratırken düşünür, ne de yaratışında bir düzensizlik görülür. Fil yaratırken zorlanmayan Allah-u Teala, örümcek yaratıp o küçücük kuyruk kısmında değişik özelliklerde ağ iplikçiklerini imal ettirmeyi de unutmaz. O sadece ol der ve bu emrin muhatabı zaman geçirmeksizin hemencecik oluverir.

    Bizlere düşen şey ise Allah’ın ‘Guddüs’ sıfatını tabiatta görüp ‘subhanallah’ demek.

    السَّلامُ

    6. ES-SELAM

    O öyle Allah’tır ki, ....selamet verendir.                (Haşr, 23)

    Rasulullah (s.a.v) namazdan ayrılmak istediği zaman üç kere istiğfarda bulunur, sonra da:

    Allah’ım! Selam olan sensin ve esenlik de sendendir. Sen celal ve ikram sahibi yücesin’ diye dua ederdi. (Müslim, Tirmizi, Ebu Davud)

    Es-Selam: Her çeşit arıza ve hadiselerden salim kalan her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran. Cennetteki bahtiyar kullarına selam eden.

    Varlığında her hangi bir kusur ya da ayıp olmayan Allah-u Teala’nın ‘Es-Selam’ isminin tecellisini;

    ‘İnsanları karanlıktan çıkarıp (cehaletten kurtarıp) aydınlığa sevk etmek için Kur’an, Peygamber ve davetçiler göndermesinde, bizleri her hangi bir dünyalık sıkıntı karşında kurtarmasında görmek mümkün.

    Hele de hidayete ermişseniz Allah’ın ‘es-selam’ isminin tecellisini taşıyorsunuz demektir.

    المُؤْمِنُ

    7. EL-MÜ’MİN

    İnanıp da imanlarına her hangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.

    (En’am82)

    O ...selam’dır, mü’mindir, müheymin’dir

    (Haşr23)

    El-Mü’min: Kendisine sığınanları emin kılan, emniyet verici, kullarını iman şerefiyle şereflendiren, insanları koruyup rahatlatan.

    Allah’a gerçek manada iman edenler kendi evindeymiş gibi dünyada da rahat ederler, ahirette de.

    Allah’ın ‘El-Mü’min’ ismine iman eden insan; başına ne tür musibet ve bela gelirse gelsin karşılığında cennet alacağını bildiği için Allah’ın bu ismine güvenerek sabreder.

    Yine karşılığında cennet vaad edilen cihad’a giden bir mücahid gönül rahatlığıyla, hiçbir korku ve endişe duymadan gider. Allah’ın bu ismine iman etmek kalpteki korku, endişe ve şüpheleri kökünden söküp atar.

    Allah’ın ‘El-Mü’min’ isminin tecellisini daha çok ‘can ve malını Allah yolunda harcayan, aza kanaat eden, geceleri Rabbini anmak için sıcak yatağını terk eden Müslümanlarda görmek mümkün.

    المُهَيْمِنُ

    8. EL-MÜHEYMİN

    Sen ne zaman bir işe girişsen, ne zaman Kur’an’dan bir şey okuyacak olsan; sizler de ne zaman bir işe başlasanız, Biz o iş esnasında mutlaka yaptıklarınızdan haberdarız. Şüphesiz ki yerde de gökte de zerre kadar bir şeyin Rabbiniz­den uzak ve gizli kalması mümkün değildir.

    (Yunus, 61)

    Onlar sırlarının da fısıltılarının da Allah tarafından bilindiğini ve O’nun bütün gizli şeyleri en iyi bilen olduğunu hala anlamadılar mı?

    (Tevbe78)

    El-Müheymin: Evrenin bütün işle­rini düzenleyen, gözeten ve yöneten; insanları murakabe eden. (Üstün gelen)

    Canlıların rızklarını temin eden, hangi canlının neye ihtiyacı olduğunu bilen, herhangi bir ağaç dalında düşen bir yapraktan haberi olan, bir Afrika yerlisinin ayağına batan dikenden ha­beri olan ve o an onu gören Allah-u Teala’nın çok büyük ve çok güçlü olduğunu görürüz.

    Allah-u Teala’nın her şeyi görmesi bize Allah’ın büyük ve güçlü olduğunu gösterir. Fakat bizim için en önemlisi Allah’ın şu an bizleri gözetliyor olması.

    Tabi bizlere düşen şey bir an önce toparlanıp O’nun razı olacağı bir şe­kilde yaşamak.

    العَزِيزُ

    9. EL-AZİZ

    Kim izzet isterse bilsin ki izzetin tamamı Allah’a aittir.

    (Fatır, 10)

    İzzet, Allah’a, Resulüne ve mü’minlere aittir.

    (Münafigun, 8)

    El-Aziz: Eşi, benzeri ve dengi bulunmayan; değerli, şerefli ve güçlü; asla yenilmeyen, daima galip olan.

    ‘El-Aziz’ olan Allah-u Teala’yla savaşa giren tüm varlık ve sistemler er geç yenilirler. Geç yenilmeleri onların güçlü Rabbimizin güçsüz olduğu anlamına gelmez (Haşa!)

    Allah-u Teala’nın sabrı gereği bir süre müddet verilir ve sonunda kendisini ilah zannedip de suda boğulan firavunlar gibi yenilirler...

    Allah’ın ‘El-Aziz’ isminin tecellisi;

    ‘Hiçbir sistem ve işkence karşısında boyun eğmeyip şahadete kadar uzanan bir hayat süren mü’minlerin o yaşantısında görmek mümkün.

    الجَبَّارُ

    10. EL-CEBBAR

    O öyle Allah’tır ki,... istediğini zorla yaptıran...dır. (Haşr23)

    El-Cebbar: Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.

    İnsana verilen irade dışındaki tüm varlıklar istese de istemese de Allah’ın çizdiği program dahilinde hareket ederler. Gece geldiğinde gündüz kaybolur, gündüz geldiğinde gece kaybolur...

    Güneş doğar, denizlerdeki sular buharlaşır, bulutlarda yoğunlaşarak yağmur olarak yeryüzüne inerler. İsteseler de istemeseler de Allah’ın ‘Cebbar’ sıfatı gereği kendilerine verilen görevleri yapmak zorundadırlar.

    Kırılanları onaran anlamına da gelen ‘El-Cebbar’ sıfatının tecellisini; hastalığına şifa bulan, yarası iyileşen ve ümidin kaybolmaya yüz tuttuğu anda dualara icabet etmesinde görmek mümkün.

    المُتَكَبِّرُ

    11. EL-MUTEKEBBİR

    Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler.

    (Mü’min 35)

     (Allah) üstün, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır.

    (Haşr23)

    El-Mütekebbir: Çok büyük, her hususta büyüklüğünü gösteren, yücelik, kibriya ve azamet kendine mahsus, kendisinin hakkı olan.

    Her kim Allah’ın bu sıfatıyla sıfatlanmak isterse cehennemde şeytana kou olması kaçınılmaz olur.

    Yücelik, ululuk Allah’a mahsustur. Ve bu da O’nun hakkıdır.

    Allah’ın El-Mütekebbir sıfatının tecellisini;

    Dünyadayken büyüklük taslayıp kendilerini ilah olarak kabul ettirmeye çalışan zorbaların tuvaletteki hallerinde, yorulunca güçlerinin kaybolmasında, zayıflığın alameti olarak uykuya yenik düşmelerinde görmek mümkün.

    Kibirden Allah’a sığınmalıyız. Zaten kibirli insanı insanlar da sevmez.

    الخَالِقُ

    12. EL-HALİG*

    Göklerde ve yerde bulunan her şey ve herkes ondan ister. O her an yaratma halindedir.

    (Rahman29)

    Şu anda bilemeyeceğiniz daha nice şeylerin hepsini o yaratır.

    (Nahl 8)

    El-Halig: Her şeyi takdirine uygun şekilde yaratan.

    Tabiattaki canlı ve cansızları yaratırken hiçbir yere ve hiçbir modeliste müracaat etmeden, yine yaratırken hiçbir zorlanma ve yorgunluk duymadan her şeyi mükemmel yaratır.

    Bir gül yaratır; kokusunu vermeyi unutmaz. Kaplumbağa yaratır; zırhını vermeyi unutmaz... Bir kuş yaratır; tüylerle süsleyip güzel bir de ses verir...

    Sanıldığı gibi Allah-u Teala her şeyi önceden yaratmış ahirette bizleri beklemiyor! Allah her an yaratıyor ve faaliyette... ‘El-Halig’ isminin tecellisini günün 24 saati görmek mümkün.

    البَارِي

    13. EL-BARİ

    O Allah ki, Halik’tir, Bari’dir, Musavvir’dir. En güzel isimler O’nundur.

    (Haşr24)

    El-Bari: Her hangi bir modele bağlı kalmadan bütün varlıkları uyumlu yaratan.

    Aynı toprak, su, hava ve güneşi kullanarak domates ve biberi ‘Halig’ sıfatıyla yaratan Allah-u Teala’nın ‘El-Bari’ sıfatını her iki sebzeye farklı lezzet ve şekil vermesinde görebiliriz.

    Allah-u Teala bir canlı yaratır ve o canlının yaşayabilmesi için gerekli malzemeleri de yaratarak ona hem güzel bir görüntü verir hem de ‘El-Bari’ sıfatını tecelli etmiş olur.

    المُصَوِّرُ

    14. EL-MUSAVVİR

    Allah O’dur ki, ... size suret verip suretlerinizi güzelleştirmiş....(Mü’min, 64) 

    El-Musavvir: Tasvir eden; her şeye bir suret ve şekil veren, her şekli diğerinden farklı kılan, mahlukatını istediği sıfat ve seçtiği surette yaratan.

    Her ne kadar da yüce Allah’ın; El-Halik, El-Bari ve El-Musavvir sıfatları birbirine benzermiş gibi görünse de aralarında farklar vardır. Mesela;

    Allah, bir insanı El-Halik sıfatıyla yaratır, El-Bari sıfatıyla belirli şekiller ‘el, kol, göz, bacak vs.’ verir, El-Musav­vir sıfatıyla da değişik görünümler kazandırır. Zenci ve beyaz tenli insanlar gibi. İşte bu renk ve görünüm farkı ‘El-Musavvir’ in tecellisidir.

    الغَفَّارُ

    15. EL-GAFFAR

    Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayandır.

    (Nuh10)

    El-Gaffar: Daima af eden, tekrarlanan günahları bağışlayan.

    Günah işlemeye meyyal yaratılan insanoğlunun ebedi saadeti kazanması için baş vuracağı bir isimle karşılaşıyoruz; El-Gaffar.....

    Allah’ın (c.c.) günahlarımızı bağışlayacağını bizlere bildirmesi hem kendisinin büyüklüğünü gösterir hem de biz insanlara olan merhametini. Yeter ki ellerini açıp yürekten ‘beni bağışla Allah’ım! Çünkü sen Gafur’sun!’ de... Tövbenin gereklerine uyduğunda bir de bakmışsın, defterin sağdan gelmiş!..

    القَهَّارُ

    16. EL-KAHHAR

    Deki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O birdir, karşı durul­maz güç sahibidir.

    (Rad, 16)

    El-Kahhar: Kudretinin karşısında her şeyi aciz bırakan, her şeyi hük­müne itaat ettirebilen bir galibiyet ve hakimiyet sahibi, düşmanlarını kahrederek zelil ve perişan hale getiren.

    Allah’ın güçlü, mahlukatın da güç­süz ve Rabbine muhtaç olduğunu ‘El-Kahhar’ isminde görebiliriz. Allah (c.c.) güçlüdür. Karşısında hiçbir güç dayana­maz. Çünkü yaratılan her şey güçsüz ve Allah’ın ‘El- Kahhar’ isminin karşısında acizdir.

    Allah’ın ‘El-Kahhar’ isminin tecellisini; ‘Kendisini ilah yerine koyan tağutla­rın, gözle görülmeyecek kadar küçük bir mikrop karşısında hastalanıp devrilmelerinde, İslâm düşmanlarının mağlubiyetlerinde, doğanın bir uyum içinde fıtratlarını bozmadan yaşamalarında’ görebiliriz.

    الوَهَّابُ

    17. EL-VEHHAB

    ....Şüphesiz sen daima bağışta bulunansın.

    (Sad 35)

    El-Vehhab: Her çeşit nimeti hiçbir karşılık beklemeden bol bol bağışlayıp veren...

    Allah’ın büyüklüğünü, zengin oluşunu ve biz insanlara olan Rahmetini ‘El-Vehhab’ isminde okuyabiliriz. Doğar doğmaz Allah’ın havasını teneffüs edip O’nun güneşi ile ısındık... Her saniye O’nun nimetleri ile rızıklanıyoruz. Ve karşılığında teşekkür etmesek bile rızık devamlı bir şekilde gelir. Bu Allah’ın ‘Vehhab’ sıfatının tecellisidir. Allah’ın, vermiş olduğu nimetler için teşekkürümüze de ihtiyacı yok zaten...

    Ve bizlere de ikram karşılığında secde etmek düşer.

    الرَزَّاقُ

    18. EL-REZZAK

    Yeryüzünde yürüyüp te rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. Onların durdukları yerlerini de emanet edildikleri yerlerini de O bilir...

    (Hud, 6)

    El-Rezzak: Rızıkları yaratan, kullarına bahşeden ve her canlının rızkına kefil olan.

    İnananın da inanmayanın da yaratı­lan tüm canlıların Allah’a muhtaç olduğunu, Allah’ın da her şeyden haberdar ve zengin olduğunu ‘El-Rezzak’ isminde okuyabiliriz.

    Acıkınca yeriz; midemiz rızıklanır, güzel bir manzaraya bakarız; gözlerimiz rızıklanır, soluruz; ciğerlerimiz rızıkla­nır, sever ve inanırız; kalbimiz rızıkla­nır... hem de günün 24 saati...

    Allah’ın El-Rezzak isminin tecellisini;

    ‘Önümüze konan yemek ve meyve­den tutun da, kokladığımız gülden, içtiğimiz çaydan, girdiğimiz denize kadar...’

    Kartalın ya da serçenin avlanmasından tutunda bağırsağınızdaki tenyaya kadar her birinin ayrı ayrı rızıklandığın­da görmek mümkün. Bizlere düşen şey ise verilen her nimetten sorguya çekileceğimizi düşünerek gereken kulluğu yapmamız.

    الفَتَّاحُ

    19. EL-FETTAH

    Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında sen hak ise hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.                      (Araf 89)

    El-Fettah: Kullarına Rahmet kanadını açan ve her türlü müşkülleri çözüp kolaylaştıran.

    El-Fettah isminde de Allah’ın güçlü, kullarına karşı merhametli ve kullarının sıkıntısını gideren olduğunu görürüz.

    Her insanın içinden çıkamadığı bir takım sıkıntılar olabilir. Bu sıkıntıların gitmesi savaşan bir mücahit için; zafer, fakir bir insan için; zenginlik, hasta için; şifa, çiftçi için yağmur vs. dir.

    Allah-u Teala ‘El-Fettah’ isminin gereği kullarının sıkıntısını giderir. Al­lah’ın bu isminin tecellisini ‘sıkıntıdan kurtulup ta sevincini gizleyemeyen her canlıda’ görmek mümkün.

    العَلِيمُ

    20. EL-ALİM

    Gizlinizi de açığınızı da bilir. O ne kazanacağınızı da bilir.

                                (Enam, 3)

    El-Alim: Ezeli ilmiyle, büyük-kü­çük, gizli-aşikar, yaratılmış yaratılmamış her şeyi bilen.

    Şu anda ne yazdığımı, ve daha neler yazacağımı, hangi sayfayı okuduğu­nuzu ve okuyacağınızı, cebinizdeki (var­sa) paranın miktarını, alacak-vereceklerinizi, düşüncelerinizi, yarın ne kadar kazanacağınızı, ve ne kadar ve nasıl yaşayacağınızı, kısaca tüm her şeyi en ayrıntısına kadar bilendir.

    Allah’ın her şeyi biliyor ol­ması bize O’nun güçlü olduğunu göste­rir. Fakat bizim için en önemlisi şu an neler düşündüğümüzü, neler yaptığımızı ve yapacaklarımızı biliyor olması. Ve haliyle de bizlere düşen şey O’nun kontrolünde olduğumuzun bilin­cinde hayatımıza çeki düzen vermek.

     

    القَبِضُ

    21. EL-GABİD*

    Allah (rızkı) kısar da, açar da. Hep O’na döndürüleceksiniz

    (Bakara,245)

    El-Gabid: Daraltıp sıkan, kıtlık veren. Ruhları kabzeden.

    Tüm kainatı yoktan var eden Allah-u Teala tasarruf yetkisine de sahiptir. Dilediğini sevindirir dilediğini imtihanı gereği üzer. Dilediğine fazla verir, dilediğine de az verir.... Hatta ellerindekini de alır. Tüm bu hareketlenmeler Allah’ın her an faaliyette ve kullarına hükmet­mekte olduğunu gösterir.

    Allah-u Teala’nın ‘El-Gabid’ ismi­nin tecellisini; Uyuyan birinin ruhunun kabz olmasında, sevinçli iken gelen şok haberle sıkıntıya düşme anında, zenginken; fakirleşme, güçlü iken güçsüzleşme anında görebiliriz.

     

    البَاسِطُ

    22. EL-BASIT

    Bilakis Allah’ın elleri açıktır, dilediği gibi verir.

    (Maide, 64)

    Allah rızkını dilediğine bollaştırır.                         (Rad, 26)

    El-Basit: Rızkı genişleten, ruhları bedenlere yayan.

    ‘El-Basit’ isminin tecellisiyle sıkıntılar gitmiş yerine mutluluk ve genişlik almıştır artık. Tabi ki bu Allah’ın insana olan acıma, merhamet duygusundandır.

    Allah ‘El-Kabid’ isminin tecellisiyle kullarından sabır ve toparlanmalarını, ‘El Basit’ isminin tecellisiyle de kullandan şükretmelerini bekler.

    Her iki isimle de Allah-u Teala insanların maddi ve manevi hayatlarına müdahalede bulunarak imtihan eder. Bizlere de meselenin farkında olmak düşer.

    الخَافِضُ

    23. EL-HAFİD

     (O), alçaltan ve yüceltendir.

    (Vakıa, 3)

    El-Hafid: Kafirleri, asileri, mütekebbir ve zalimleri alçaltan, din düşmanlarını rahmetinden uzaklaştırıp ahirette zelil eden ve cezalandıran.

    El-Hafid ismi; özellikle Allah’a ve dinine savaş açan insanlar üzerinde tecelli ettiği görülür. Hem bu tarafta hem de öteki tarafta... Alçaltmak demek yüksek bir yerden indirip seviyeyi düşürmek demektir.

    Zalim yöneticileri inkılaplarla deviren ve ‘kendilerini ilah yerine koyup Allah’ın (c.c.) kanunlarını hiçe sayanların bulunmuş olduğu mevkilerden tepetakla cehenneme düşmelerinde Allah’ın ‘El-Hafid’ isminin tecelli ettiğini ‘El-Rafi’ isminin muhatapları görürler.

    الرَافِعُ

    24. EL-RAF’İ

    (O), alçaltan ve yüceltendir.

    (Vakıa, 3)

    El-Raf’i: Sevdiği kullarını yükselten, mü’minleri kendisine yaklaştırarak yücelten.

    Allah-u Teala kendisini yürüyerek gelenleri ‘El-Rafi’ ismi ile karşılayarak ona bir çok hayır kapılarını açar, O’na dinde anlayış ve bir çok ecirler sunar.

    Fakirleri zenginleştirmesinde, hastaları iyileştirmesinde, bir çobanı komutanlık, bir cahile de ilim kapılarını açarak alimlik mertebesine yükseltmesinde, meyhaneden çıkmayan bir sarhoşun hidayete ererek Allah yolunda hayat sürmesinde Allah’ın ‘El-Rafi’ ismini görmek mümkün.

    المُعِيزُ

    25. EL-MUİZ

    Asıl üstünlük (izzet) Allah’ın, Peygamberinin ve müminlerindir.

    (Münafikun, 8)

    El-Muiz: Dilediğine izzet ve kuvvet veren. İlimde yükselten.

    İzzet sahibi olan Allah-u Teala kendi sıfatından sadece Peygamberler ve mü’minlerin faydalanacağını görürüz. Allah’a iman et, izzetli ol!aksi halde hayvanlardan da aşağı duruma düşmek kaçınılmaz olur.

    İzzet sahibi her mü’minin gözünde kafirler birer hiçtirler...

    المُذِلُ

    26. EL-MUZİL

    El-Muzil: Alçaltan, zillet veren.

    Hele de İslâm’la şereflenip de inananları cennete götüren bu dini terk edenler üzerinde tecelli eden ‘El-Muzil’ isminin muhatabı olmaktan Allah’a sığınılmalı. Bu ismin tecelli ettiği insanları dünyanın her yerinde görmek mümkün.

    السَمِيعُ

    27. ES-SEMİ

    Yoksa onlar, gizlediklerini ve fısıltılarını işitmez miyiz sanırlar?...

    (Zuhruf, 80)

    Es-Semi: İşitmeye konu olan her şeyi hakkıyla işiten.

    Yine Allah-u Teala’nın her şeyi işitmesi O’nun büyük, güçlü ve her şeyden haberdar olduğunu gösterir.

    En ufak bir fısıldaşmamızı da işittiğini bildirmesi hayatımızı, konuştuklarımızı ve dinlediklerimizi tekrar gözden geçirmemiz için büyük bir lütuf.

    Düşünsene bir! Angarya konuşmalarımız, gereksiz kahkahalarımız dinleniyor! Ve yarın da dinlenecek...

    Allah’ın (c.c.) şu an da Si­bir­ya’daki bir vatandaşı görüp dinlemesinden ziyade bizleri dinlemesini bildirmesi bizler için büyük bir kopya...

    البَصِيرُ

    28. EL-BASİR

    ... Şüphesiz Allah ne yaptığınızı çok iyi görendir.

    (Bakara, 110)

    El-Basir: Tüm her şeyi kusursuzca gören.

    İnsanları, hayvanları ve kainatı ya-ratıp, rızıklandıran, onları Rahmetiyle koruyan, ne yaptıklarını bilen ve işiten Allah-u Teala aynı zamanda görür de. 

    Nerede olursan ol. İster kutuplarda, ister zindanda ister de kızgın çöllerde.

    Allah’ın her şeyi gördüğüne yakini olarak iman edip akıldan çıkarmamamız az hata yapmamızı sağlar.

    الحَكَمُ

    29. EL-HAKEM

    O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.                  (Araf, 87)

    El-Hakem: Hüküm verme yetkisini elinde tutan, son hükmü verecek olan.

    Hakimiyetin kayıtsız ve şartsız Allah’ın olduğunu ve yarattığı her varlığa hükmettiğini, insanların nasıl rahat ve adaletli yaşayacağını bilen Allah, hükümlerini (indirdiği kitaplar ve gönderdiği peygamberlerle) beyan ederek insanların iradelerine sunmuştur.

    Allah-u Teala son hükmünü ahiret-te verecektir. Bu dünyada Allah’ı hakem kabul edenler cennet ile mükafatlanırken, Allah’ın hakimiyetini kabul etmeyenler de şeytanları ile beraber yanacaklardır.

    العَدْلُ

    30. EL-ADL

    Biz kıyamet günüde adalet terazilerini kuracağız. O gün kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Yapılan iş hardal tanesi kadar bile olsa, onu adalet terazisine getiririz. Hesap gören olarak biz herkese yeteriz.                (Enbiya, 47)

    El-Adl: Bütün icraatları hak ve adalet üzere olan.

    Rahmeti gereği güneşiyle kafirleri bile ısıtmasıyla; Allah (c.c.) adildir.

    Kafirlerin hakkına tecavüz eden bir Müslümanı bile hesaba çekmesiyle; Allah (c.c.) adildir.

    Peygamber evladını bile hesaba çekecek olmasıyla; Allah (c.c.) adildir.

    İlk kul’u Adem (a.s.)’ın katil oğlunu bağışlamamasıyla Allah adildir.

    Yarattığı ateşin (bu dünya için) hem müslüman hem de kendi düşmanı kafire aynı acıyı vermesiyle Allah (c.c.) adildir. Daha rahat daha güvenli ve daha huzurlu yaşayabilmemiz için hazırladığı kanunların kendi peygamberlerini de bağlaması açısından yüceler yücesi Allah (c.c.) adildir.

    Yaptığımız en ufak bir amelin bile karşılığını verecek olması, vaad ettiği cennet ve cehennemi doldurması O’nun adaletinin son tecellisidir.

    Allah-u Teala’nın adil olması Müslümanları çok rahatlatır. Hele de zalimlerin zulmüne uğramışsa; ‘Zalimler için yaşasın cehennem!’ diyerek Allah’ın adaleti haykırılmış olur.

    اللَطِيفُ

    31. EL-LATİF

    Rabbim dilediğine karşı lütufkardır. O her şeyi bilen, hikmet sahibidir.

    (Yusuf 100)

    Allah kullarına karşı lütufkardır, dilediğini rızıklandırır.

    (Şura19)

    El-Latif: En ince ve gizli işleri, bütün incelikleri ile bilen ve onlara çok kolay nüfuz eden. Kullarına se-zilmez yollardan faydalar ulaştıran.

    Allah-u Teala kendisine koşarak gelen dostlarını ‘El-Latif’ ismi ise karşılayıp maddi ve manevi desteğini esirgemez. Onu hiç de beklemediği bir yerden ve hiç beklemediği bir şekilde rızıklandırarak sevindirir.

    ‘El-Latif’ isminin tecellisini ‘O’na kul olduğumuz sürece kendi nefislerimizde görmemiz mümkün.

    الخَبِيرُ

    32. EL-HABİR

    Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah’tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

    (Haşr 18)

    El-Habir: Her şeyin iç yüzünden haberdar olan.

    Yaratılan her şey Allah’ın kontrolü dahilinde hareket ederler. Hiçbir şey O’ndan gizli değildir. Yine hiçbir varlık O’ndan sır saklayamaz.

    Yer altında olup bitenleri bildiği gibi yeryüzünün neresine ne kadar yağmur yağdığını da bilir.

    Allah’ın ‘El-Habir’ sıfatını idrak etmiş bir kul, kalbinde en ufak bir kötü düşünceye yer vermez. Çünkü bilir ki Allah ondan da haberdardır.

    الحَلِيمُ

    33. EL-HALİM

    er Allah insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları taktir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilir ne de öne geçebilirler.

    (Nahl, 61)

    El-Halim: Cezalandırmaya gücü yettiği halde, hemen ceza vermeyen, kullarının isyanlarına karşı hemen öfkeye kapılmayan.

    Her şeye gücü yeten Allah’ın büyük bir sabrının da olduğunu ‘El-Halim’ isminde görebiliriz.

    Allah-u Teala insanları hem rahmeti ile kuşatıp rızıklandıracak, koruyacak ve cennete girmeleri için Kur’an Peygamber ve davetçiler gönderecek; tüm bunlara rağmen kendisine düşman olup dinine savaş açan insanların isyanına hemen cevap vermeyecek ... Vallahi bu sabrı Allah’tan (c.c.) başkası gösteremez!

    العَظِيمُ

    34. EL-AZİM

    O, yücedir, büyüktür.

    (Bakara, 255)

    El-Azim: Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu…

    Allah’ın (c.c.) isim ve sıfatlarını kavramak bizlere verilen az ilim ve akılla sınırlıdır. Oysaki Allah-u Teala bilgimizdeki Allah’tan çok daha yücedir.

    Hiçbir zeka, hiçbir akıl O’nu gerçek manada kavrayamaz. Büyüklüğü karşısında küçük dilini yutacak zaman dilimini dahi bulamaz.

    Çünkü O yüceler yücesidir.

    الغَفُورُ

    35. EL-ĞAFUR

    De ki: Ey nefisleri aleyhine aşırı giden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar...

    (Zümer, 53)

    El-Ğafur: Bütün günahları bağışlayan, affediciliği tam olan.

    Allah’ın büyüklüğünü, rahmetini ve kullarının cennete girmesini istediğini ‘El-Ğafur’ isminde görebiliriz.

    Şeytanın; ‘Allah Ğafur’dur! Günahları bağışlar. Bir kereyle bir şey olmaz!’ diyerek kandırdıktan sonra da

    ‘Bu kadar günah işledin! Allah seni nasıl affeder’ diyerek ümitsizliğe düşürmek ister. Şeytanın bu oyununa mat olan insanlar azımsanacak kadar değildir..

    Oysa ki Allah (c.c.) bütün günahları affeder!. Kendisine ortak koşup tövbe etmeden ölenler müstesna...

    الشَكُورُ

    36. EŞ-ŞEKUR

    Eğer Allah’a güzel bir borç verecek olursanız, onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah Şekür’dur, Halim’dir.            (Teğabun, 17)

    Eş-Şekür: Kendisine yapılan şükre, çok ecirle mukabele eden.

    İnsanları yoktan var ederek nimetlere boğan Allah-u Teala haklı olarak kullarından gereken teşekkürü bekler. Zenginliğinin ve merhametinin gereği en ufak bir teşekkürü bile kat kat teşekkür edilmiş gibi kabul eder.

    ‘Eş-Şekür’ ismi üzerine biraz düşünüldüğü zaman insanın yüzü kızarır.

    العَلِيُّ

    37. EL-ALİYY

    ... O’nun kürsisi gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları (gökleri ve yeri) koruması O’na ağır gelmez. O, çok yücedir, çok büyüktür.

    (Bakara, 255)

    El-Aliyy: İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce olan.

    Kainatı yoktan var eden Allah azze ve celle pek yücedir, bütün alemlerin üstündedir. Gökteki cisimlere yakın yerdekilere uzak anlamında değil... İlmi ile her cisme, her yarattığına aynı uzaklıktadır.

    Az olan aklımızla Allah’ın ‘El-Aliyy’ ismini tasavvur edemeyiz. Bizlere düşen, Allah’ın yüceliğine inanmaktır.

    الكَبِيرُ

    38. EL-KEBİR

    Bu (böyledir) . Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. Ondan başka taptıkları ise bizzatihi batıldır. Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür.

    (Hacc, 62)

    El-Kebir: Ululuğu karşısında her büyüğün küçüldüğü mutlak büyük.

    Tüm her şeyi görmesiyle Allah; büyüktür. Tüm her şeyi işitmesiyle Allah; büyüktür. Tüm canlıların rızkını üstlenmesiyle Allah; büyüktür.

    Milyonlarca çeşitlikte canlı ve cansız yaratan Allah; büyüktür.

    Gözle görülmeyecek kadar küçük canlılar yaratan Allah; büyüktür.

    Fışkıran sudan, konuşan insan yaratan Allah; büyüktür.

    Kışın hayatlarına son verip bahar mevsiminde tekrar bitkilere hayat veren Allah (c.c.) büyüktür.

    Zaten tüm isim ve sıfatlar Allah’ın (c.c.) büyüklüğünü ve güzelliğini tecelli eder.

    الحَفِيظُ

    39. EL-HAFIZ

    Şüphesiz Rabbim her şeyi gözetendir.

    (Hud, 57)

    El-Hafiz: Koruyup gözeten ve dengede tutan, varlıkları kaderle tayin edilmiş bir ecele kadar zevale uğramaktan koruyan.

    Yarattığı canlıları yaratıp başıboş bırakmadığını, onların rızıklarını ve bahşetmiş olduğu hayat haklarını korumasını üzerine alan Allah-u Tea­la’-nın ‘El-Hafiz’ isminin tecellisini her üç farklı canlı türünde görmek mümkün.

    Özellikle ormandaki yırtıcı hayvan­lar arasında bir tavşanın yada geyiğin hala otlanıyor olması, savaşlarda ve zalim sultanın baskıları altında insanların hala hayat sürmeleri, soyduğumuz elmanın içindeki kurtçuğun yaşıyor olması Allah’ın ‘El-Hafiz’ isminin tecellisinden başka bir şey değildir.

    المُقِيتُ

    40. EL-MUKİT

    ...Allah her şeye kadir ve gıda verendir.

    (Nisa, 85)

    El-Mukit: Her muhtaca ihtiyacı kadar rızık veren.

    Allah-u Teala yaratmış olduğu her canlının ihtiyaçlarını karşılamayı; bahşetmiş olduğu ömür dahilinde üzerine almıştır. Anne rahmine damla olarak düşen insanoğlunun gelişmesi için gerekli gıdayı göbek bağından sağlayarak ‘El-Mukit’ ismini insanoğlu üzerinde tecelli eder.

    Tabiattaki diğer canlılara şöyle bir göz attığımızda; Timsahın yaşayabilmesi için geyik ayarındaki gıdaya ihtiyacı olduğunu bilen Rabbimiz timsahın o ihtiyacını gidermek için geyik sürüsünü sofrasına gönderir... Serçe için ideal besin böcekler ve solucanlardır. Bu ihtiyaçlarını günün her saatinde karşıladıklarını görürüz.

    Tüm bunlar Allah’ın ‘El-Mukit’ isminin tecellisidir.

    الحَسِيبُ

    41. EL-HASİB

    Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter.                       (Talak, 3)

    Şüphesiz Allah herşeyi hesaplayandır.                 (Nisa, 86)

    El-Hasib: Kullarının yaptıklarını muhase­beye tabi tutan, amellerinin karşılığını verme hususunda kafi olan.

    Başıboş bırakılmayıp Allah’a kul olacağına söz veren insanoğlunun yaptığı her amel yazılır ve yarın önüne konur. Öteki alemde yargısız infaz yoktur. İblis’e;

    ‘Niçin secde etmedin. Seni secde­den alıkoyan neydi?’ diye soran Allah-u Teala bizlere de soracak;

    ‘Verdiğim bunca nimetlere karşı ne yaptın, vermiş olduğum gençliği nerede harcadın, nasıl kazandın ve nasıl harcadın?

    Allah’ın ‘El-Hasib’ ismine gereğince iman eden insan yapmış olduğu en ufak bir salih amelin boşa gitmediği inancıyla Allah’ın vaadlerine güvenerek rahat eder.

    الجَلِيلُ

    42. EL-CELİL

    Celal ve ikram sahibi Rabbinin adı çok yücedir.

    (Rahman, 78)

    El-Celil: Sıfatları sonsuz kemalde bulunan.

    Büyüklük ve yücelikte O’nun misli yoktur. Allah’ın zatı nasıl büyükse isim ve sıfatları da öyle büyüktür. Allah’ın büyüklüğü hayal ve tasavvurların kavrayamayacağı kadar büyüktür.

    Allah’ın ‘El-Celil’ isminin tecellisini; yaratılan tüm varlıklarda görebiliriz.

    الكَرِيمُ

    43. EL-KERİM

    Allah dilediğine kat kat fazlasını verir.

    (Bakara, 261)

    Yalnız sabredenlere, mükafatları hesapsız ödenecektir.

    (Mü’min, 40)

    El-Kerim: Keremi ve bağışı bol olan. Bir karşılık gözetmeden inayetiyle ihsan eden.

    Allah’ın sonsuz ihsan ve ikramı hepimiz tarafından bilinmekte. Hem de günün tamamında...

    Allah-u Teala ‘Kerim’ ismini dilediği kul üzerinde tecelli eder.

    Allah’ın (c.c.) ‘El-Kerim’ ismini taşıması aynı zamanda zenginliğini de gösterir. Ve Allah-u Teala kullarının bu isimle sıfatlanmalarının isteyerek rızasının kazanılması için bağışta (infak’ta) bulunmamızı tavsiye eder.

    الرَقِيبُ

    44. EL-RAGIB

    ...Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.

    (Nisa, 1)

    Allah her şeyi gözetler.

    (Ahzap, 52)

    El-Ragib: Kullarının her şeylerini gözeten ve müşahedesi altında tutan.

    İnsanları dünyaya getiren Allah-u Teala taktir etmiş olduğu ölüm tarihine kadar (rahme damla olarak düştükten kefenlenip gömülünceye kadar) gözetleyerek hem ihtiyaçlarını karşılar hem de tüm yaşantısını kaydettirir.

    İnsanoğlu hep Allah’ın kontrolü dahilinde hareket eder.

    المُجِيبُ

    45. EL-MUCİB

    O halde O’ndan mağfiret isteyin; sonra da O’na tövbe edin. Çünkü Rabbim ‘kullarına’ çok yakındır, kabul edendir.

    (Hud, 61)

    Rabbiniz (şöyle) buyurdu: Bana dua edin, size icabet edeyim.

    (Mü’min, 60)

    El-Mucip: Dua ve isteklere cevap veren.

    Dua ve tövbeleri kabul edip icabet eden tek merci olan Rabbimiz yapılan dua ve isteklerin güzergahının kendisine çevrilmesini isteyerek ‘El-Mucip’ isminin tecelli etmesini ister.

    Dua eden bir kul ellerini açtığı anda kendisinin aciz ve Rabbine muhtaç; Rabbinin de yüceler yücesi ‘El-Mucip’ olduğunu, o anda kendisini gördüğünü ve işittiğini ispatlamış olur.

    Madem Allah azze ve celle ‘El-Mucip’ olduğunu söylüyor; işte o zaman eller havaya!

    الوَاسِعُ

    46. EL-VASİ

    ...Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu sakınanlara, zekatı verenlere, bir de ayetlerimize iman edenlere işte onlara yazacağım.

    (Araf, 156)

    El-Vasi: Bütün sıfatları sonsuz ve sınırsız olan, geniş Rahmeti ile bütün varlıkları kuşatan.

    Yüce Allah Vasi’dir. O’nun ilmi, kudreti, rahmeti, bağışlaması ve ikramı hesapsızdır. Hükmü tüm varlığı kapsamıştır. Her şeye gücü yeter ve ilminden bir zerre bile gizlenemez. Rahmeti geniş olduğu gibi zalimleri ve facirleri kahretmesi de şiddetlidir.

    الحَكِيمُ

    47. EL-HAKİM

    ...Kullarının üstünde kaahir (galip) O’dur. Hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan O’dur.

    (Enam, 18)

    El-Hakim: Hüküm ve hikmet sahibi, her şeyi olduğu gibi bilen, gerekeni en güzel ve en faydalı şekilde yapan.

    Yarattığı her şeye hakim olan Allah-u Teala vermiş olduğu hükümlerde de hikmet sahibidir.

    Allah’ın emir ve yasaklarındaki hikmetler hep insanoğlunun hayrınadır. Hiçbir emir ve yasak insan fıtratına ters düşmez. Dedikodu, gıybet, hırsızlık ve zina haramdır der; biraz düşünüldüğünde bu hükmün tamamen insanın faydasına olduğu görülür.

    Allah’ın ‘El-Hakim’ isminin tecellisini tüm kanunlarında ve tabiattaki adaletinde görmek mümkün.

    الوَدُودُ

    48. EL-VEDUD

    O çok bağışlayan ve çok sevendir.

    (Buruc, 14)

    El-Vedud: Mahlukatını seven ve onların hayrını isteyen, iyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren.

    Allah-u Teala; koymuş olduğu sınırların dışına çıkanlar ‘tevbe etmeyen günahkarlar, facirler, kafirler, müşrikler ve münafiklar’ dışında tüm yarattıklarını sever. Hele de peygamberini adım adım izleyen kullarını bir başka sever...

    ‘El-Vedud’ isminin tecellisini;

    Sadece Allah’a tevekkül ettiğinizde,

    (Ali İmran, 159)

    Sabrettiğinizde,

    (Ali İmran, 146)

    Günahlardan korunduğunuzda,

    (Tevbe, 4)

    İyilikte bulunduğunuzda ve

    (Bakara, 195)

    Güzel davrandığınızın

    (Ali İmran, 134)

    her saniyesinde görmek mümkün.

    المَجِيدُ

    49. EL-MECİD

    (Allah) yüce arşın sahibidir; mecid’dir.

    (Buruc, 15)

    El-Mecid: Şanı yüce ve kadri büyük olan.

    Allah-u Teala yarattıklarıyla, onları rahmeti ile kuşatmasıyla, dilediğine bolca rızıklar vermesiyle, hiçbir gücün karşısında duramamasıyla yücedir. Yani ‘Mecid’’dir.

    البَعِيثُ

    50. EL-BAİS

    yamet saati mutlaka gelecektir. Bunda şüphe yoktur. Şüphesiz Allah (c.c.) kabirdekileri tekrar diriltecektir.

    (Hac, 7)

    El-Bais: Kıyametten sonra ölüleri tekrar dirilten, peygamber gönderen; ölü kalpleri hidayetle dirilten.

    Allah-u Teala’nın ‘El-Bais’ ismi her iki alemde de tecelli eder.

    Cahil insanlar ölü kalplerdir. Rabbimiz katında yürüyen birer cesettirler. Rabbim işte o ölü ruhların hayat bulması için peygamberler göndererek kalplerin üstündeki karartıları silmek ister. Haliyle de hidayete eren her kul üzerinde ‘El-Bais’ ismi tecelli etmiş olur.

    Ruhu bedeninden çekilen her kul tekrar diriltilecektir. Bir damla meniden insan yaratan Allah-u Teala tekrar diriltmeye gücü yeter.

    Allah’ın ‘El-Bais’ ismini tabiatta da görmek mümkün. Hele de kış ve bahar aylarında.... Sarı ve yeşil yapraklar....

    الشَهِيدُ

    51. EŞ-ŞEHİD

    ...Allah her şeye şahit olandır.

    (Nisa, 33)

    ... Şüphesiz Allah, üzerinizde tam bir gözetleyicidir.’

    (Nisa, 1)

    Eş-Şehid: Bilinenin ve bilinmeyenin şahidi.

    Her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen, tüm tartışmalara, haksızlıklara, zulümlere ve yapılan mahkemelere şahit olan Allah-u Teala kimin haklı kimin haksız olduğunu öteki alemde bildirecektir.

    Akıllı bir ruh; her an Allah (c.c.) tarafından gözetlendiğini düşünüp gerekli toparlanmaları yapar.

    الحَقُّ

    52. EL-HAKK

    Allah’ın apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır.

    (Nur, 25)

    El-Hakk: Fiilen var olan, mevcu-diyet ve uluhiyyeti gerçek olan.

    Allah-u Teala fiilen vardır. Fakat dünyadaki hiçbir göz bu dünyada iken O’nu göremez. Sadece isim ve sıfatlarının tecellisini tefekkür ederek tanımaya çalışır, o kadar.

    Allah-u Teala cennetteki kullarına görünecektir.

    الوَكِيلُ

    53. EL-VEKİL

    Allah’a güven. Allah vekil olarak yeter.

    (Nisa, 81)

    Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.

    (Ali İmran, 159)

    El-Vekil: Kendisine güvenilip dayanılan.

    Allah’ı (c.c.) vekil olarak gören bir insan müthiş bir imana sahiptir. O’nu görür ve O’nunla karşılıklı konuşuyormuş gibi yakini olarak iman etmiş olur.

    Allah’ı (c.c.) vekil tayin etmek O’nun tüm vaadlerini kabul etmek demektir. Cennetine, cehennemine, Rezzak oluşuna, Er-Rahim oluşuna, dualara icabet edici oluşuna, her an görür ve işitir oluşuna birer onaylamaktır O’nu ‘vekil’ olarak görmek.

    القَوِيُّ

    54. EL-KAVİ

    ...Allah’ın ayetlerini inkar ettiler de, Allah da onları günahlarından dolayı yakalayı verdi. Şüphesiz Allah kaviyy’dir. Azabı pek şiddetlidir.

    (Enfal, 52)

    El-Kavi: Kudretli ve her şeye gücü yeten.

    Allah (c.c.) güçlüdür. Dikkat edilirse Allah-u Teala’nın hemen hemen tüm isim ve sıfatlarında güçlü olduğu görülür.

    Allah’ın dinine savaşıp kendilerini ilah yerine koyan insanların; gök gürlemesiyle korkudan renklerinin değiştiğini ve Bismillah! Bismillah! dediklerini görmüş ve işitmişizdir.

    Allah-u Teala güçlüdür. Ve gücünü de her an ispat etmektedir. 7,4* bunlardan sadece biri...

    المَتِينُ

    55. EL-METİN

    Şüphesiz ki rezzak, kuvvet sa-hibi ve metin olan ancak Allah’tır.                      (Şura, 9)

    El-Metin: Kuvveti çok şiddetli olan.

    Kuvvet ve iktidarın şiddetini gösteren bu isim; mahlukatı üzerindeki icraatında ne bir yorgunluk ne bir acze düşme ve ne de bir külfetin olacağını göstermektedir.

    Gökteki yıldızları, güneşi ve gezegenleri direksiz tutan Allah-u Teala’nın ‘el Metin’ isminin tecellisini;

    Doğal afetlerde (sel, deprem, heyelan, volkan) ve kendini bir şey zanneden insanoğlunun tüm güçlerinin tekrar geri alınmasında görebiliriz.

    الوَالِيُّ

    56. EL-VELİ

    Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah’tır, Resulüdür ve iman edenlerdir.

    (Maide, 55)

    Allah gerçek dosttur.

    (Şura, 9)

    El-Veli: Dost ve yardım edici.

    Allah’ı kendisine dost edinenden şeytan nefret eder. Şeytanın nefretini kazanan da Allah’ın rızasını kazanır.

    Allah’ı, Resulünü ve mü’minleri kendisine dost edinen bir mü’min izzetlidir, imanı zirvededir ve cennet yolundadır. Hani derler ya; dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim?

    Arkadaşının Allah (c.c.), Resulü ve mü’minler olduğunu söyleyen hakkında ne düşünürüz?

    الحَمِيدُ

    57. EL-HAMİD

    Hamd ...Alemlerin Rabbi Allah’adır.

    (Fatiha, 2)

    El-Hamid: Fiilleriyle ve nimetleriyle övgüye layık olan.

    İnsanlara hayat hakkı tanıyıp nimetlere boğan ve sayısız çeşitlikte canlı ve cansız yaratarak insanların hizmetine sunan Allah-u Teala övgüye layıktır ve bu O’nun hakkıdır.

    Allah-u Teala insanlardan övgüler beklemektedir. Ressamın; Allah’ın yarattığı rengi ve manzarayı kullanarak çizmiş olduğu resimleri öven insanoğlu gerçek ressamı göremeyecek kadar kör olmuş.

    المُحْصِيُّ

    58. EL-MUHSİ

    Yemin olsun ki, O hepsini toptan ve teker teker saymıştır.                       (Meryem, 4)

    El-Muhsi: Her şeyin sayısını bilen.

    Denizdeki kumdan tutun da insan­daki hücre sayısına kadar her şeyi bilmesi Allah’ın mahlukatı üzerindeki ilmi, hakimiyeti ve kontrolü altında olduğunu gösterir.

    Yarattığı her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen Allah-u Teala; yapmış olduğumuz her bir fiili, dinlemiş ve konuşmuş olduğumuz her bir harfi bilir ve bizlere tek tek hatırlatır. Bu O’nun ilminden kaçmaz:

    Kitap konmuş olacak. Günahkar­ları Onun içindekiler­den korkuya kapılmış göreceksin. ‘Vay bizim halimize! Bu kitaba ne olmuş? Küçük, büyük hiçbir şey bırakmayıp sayıp dökmüş’ diyecekler. Onlar işlediklerini de hazır bulacaklardır..        (Kehf, 49)

    المُبْدِيُّ

    59. EL-MÜBDİ

    Yaratıkları ilkin yoktan var eden sonra da onu tekrar iade eden O’dur. Ve bu O’na göre daha kolaydır.

    (Rum, 27)

    El-Mubdi: Varlıkları daha önce bir misli ve benzeri olmaksızın ilk defa yaratan.

    Allah-u Teala bir şeyin olmasını murad ettiği zaman o şeye ol der ve o şey zaman geçirmeksizin modeliyle, şekliyle, rengiyle ve hacmiyle oluverir.

    Bu Allah’a (c.c.) göre çok kolaydır. Gördüğümüz ve göremediğimiz her varlık Allah’ın (c.c.) ‘El-Mubdi’ ismini taşır.

    المُعِيدُ

    60. EL-MUİD

    ...Halbuki siz daha önce ölüler idiniz de sizi O diriltti. Sonra (eceliniz geldiğinde) sizi yine O öldürecek, sonra tekrar sizi O diriltecek ve sonunda yine O’na döndürüleceksiniz.            (Bakara, 28)

    El-Mu’id: Ölümden sonra dirilten.

    Önceleri yoktur... Daha sonra ‘El-Muhyi’ isminin tecellisi ile hayat bulduk. Ölüm meleği ile tanışınca ruhumuz bedenimizi çürümeye terk eder. Daha sonra da ‘El-Muid’ isminin tecellisiyle de çürümüş bedenler tekrar dirilirler.

    El-Muid ismini özellikle baharda yetişen bitkilerde görmek mümkün.

    المُحْيِي

    61. EL-MUHYİ

    Ölüden diri çıkarırsın, diriden de ölüyü çıkarırsın

         (Ali İmran, 27)

     

    El-Muhyi: Hayat veren, dirilten.

    Allah-u Teala gücünü, büyüklüğünü, yaratıcılığını göstermek ve ‘El-Muhyi’ ismini tecelli etmek için cansız varlıklara hayat verip canlı hale getirir.

    Milyonlarca cansız spermden insan ve kışın ölü topraklarda rengarenk çiçekler yaratan Allah’ın ‘El-Muhyi’ ismi her an tecelli eder.

    المُمِيتُ

    62. EL-MUMİT

    Hanginizin daha iyi davranacağını belirlemek üzere hayatı da ölümü de yaratan Allah-u Teala’dır.

    (Şura, 9)

    El-Mumit: Ölümü yaratan, ecelleri geldiği zaman canlıları öldüren.

    Yarattığı her canlı üzerinde tasar­rufta bulunma yetkisi ve gücü elinde olan Allah-u Teala, kendisi dışındaki her şeyin ‘El-Mumit’ isminin muhatabı olacağını Kur’an’da bildirir.

    Her canlı ölümü tadıcıdır...

    (Ali imran, 185)

    ‘El-Mumit’ isminin tecellisini Cuma dışında okunan sela’larda görebiliriz.

    Ne zaman, nerede ve nasıl ölecimizi önceden bilemeyen biz insanlar her zaman ölüme hazır olmalıyız.

    الحَيُّ

    63. EL-HAYY

    Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan.

                               (Furkan, 58)

    El-Hayy: Ezeli hayata sahip olan.

    Allah (c.c.) vardır. Önce de vardı, şimdi de var, sonra da var olacak.

    ‘El-Hayy’ isminin tecellisini kainatın her köşesinde görmek mümkün. Can veren Allah (c.c.) ‘Hayy’’dır. Can alan Allah-u Teala ‘Hayy’’dır. Rızık veren Allah (c.c.) ‘Hayy’’dır.

    Tüm isim ve sıfatlarının tecellisi O’nun ‘El-Hayy’ olduğunu gösterir.

    القَيُّومُ

    64. EL-KAYYUM

    Bütün yüzler, diri ve her şeyi ayakta tutana boyun eğmiştir. Zulüm yüklenenler ise perişan olmuştur.    (Taha, 111)

    El-Kayyum: Her varlığın kendisine bağlı olduğu kainatı yöneten yüce varlık.

    Her şeyi yaratan, her canlıya rızık vererek hayatlarını daim eden, besleyen, ayakta tutan, ölümü-hayatı taktir eden ve kendinden hiçbir şey eksilmeyen Allah-u Teala ‘Kayyum’ dur.

    ‘El-Kayyum’ isminin tecellisini;

    Yarattığı her varlığın hayatlarının devam edebilmesi için bazı programlar hazırlamasında ve doğadaki dengede görebilmek mümkün.

    الوَاجِدُ

    65. EL-VACİD

    Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır.

    (Hicr, 21)

    El-Vacid: Mutlak zengin olan. Her istediği ve her şeyi bulan.

    Kudreti ve rahmeti sonsuz olan yüce Allah her şeyi; büyüyü, küçüğü, uzağı, yakını ve hükmünü infaz edeceği kimseleri hemen bulur.

    Yaratılan hiçbir varlık izini kay­bettir­mez. Kaçacağı her yer Rabbimi­zin kayıtlarına yazılmış bir adrestir. İstediği her şeyi istediği anda bulup iradesini gerçekleştirir.

    Allah’ın (c.c.) ‘El-Vacid’ isminin te-cellisini; eceli dolan, bela ve musibetin (olumlu ya da olumsuz) isabet ettiği, her varlık üzerinde görmek mümkün.

    المَاجِدُ

    66. EL-MACİD

    El-Macid: Zatı mukaddes, şanı yüce, ihsanı bol olan.

    Yarattığı tüm varlıkları koruyup gözeten, mükemmel yaratan ve sayısız nimetler yaratarak insanlara sunan Allah-u Teala; yücedir, uludur,...

    الوَاحِدُ

    67. EL-VAHİD

    Sizin ilahınız tek bir İlahtır; O’ndan başka ilah yoktur.

    (Bakara, 16)

    El-Vahid: Tek... Zatında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla ortağı ve benzeri olmayan...

    Yaratırken hiçbir varlığa danışmayan, insanların daha iyi yaşaması için kanunlar belirlerken koalisyon yapmayan, insanların imtihanı için sorular hazırlarken hiç bir kurumdan faydalanmayan, duaları ve tövbeleri kabul ve reddinde kimseye danışmayan Allah-u Teala isim ve sıfatları ile tekdir.

    Yani başka bir Allah (c.c.) yoktur.

    Kokladığınız gülün kokusunun, kestiğiniz karpuzun tadının, ağzınızı sulandıran limonun tadının, okuduğunuz Kur’an’ın bir harfinin bile değişmemesi O’nun tek olduğunun tecellisidir.

    الصَمَدُ

    68. ES-SAMED

    Allah hiç bir şeye muhtaç değildir, aksine her şey O’na muhtaçtır.                (İhlas, 2)

    Es-Samed: Her şey kendisine muhtaç olduğu halde, kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan.

    Yaratılan her canlı hava’sıyla, su’yuyla, gıda’sıyla Rabbine muhtaçtır. O’nun ise insanların ne teşekkürüne ne de ibadetlerine ihtiyacı vardır.

    İnsanoğlu her hâlükârda Rabbine muhtaçtır. Uykusu geldiğinde uykuya, bedeni hastalandığında şifaya, aç kaldığında gıdaya, üşüdüğünde ısıya muhtaçtır.

    O ise hiçbir şeye muhtaç değildir.

    Allah’ın ‘Es-Samed’ isminin tecellisini her hangi bir ihtiyacımız ve ihtiyacımızın karşılandığı anda görebiliriz.

    القَادِرُ

    69. EL-GADİR

    Ne göklerde, ne de yeryüzünde Allah’ı aciz bırakacak bir güç vardır. O bilendir, güçlüdür.

    (Fatır, 44)

    El-Kadir: Dilediği gibi yapmaya gücü yeten; dilerse yapan, dilemezse yapmayan.

    Allah-u Teala yarattığı her varlık üzerinde hakimdir. Dilediğini yapar gücü buna müsaittir. Kızgın güneşi de yaratır, devasa dağları da, kafadaki biti de...

    Dilediğine dilediği kadar güç verir... Fakat bir müddet sonra vermiş olduğu gücün etkisini kaybettirerek kendi gücünü göstermiş olur.

    Dilediğini yapan ve kimseye danışmayan Allah’ın ‘El-Kadir’ isminin tecellisini yapılması ya da gerçekleşmesi zor gibi gözüken dualarımızın kabulünde görebiliriz.

    المُقْتَدِرُ

    70. EL-MUKTEDİR

    Onlara dünya hayatının misalini de ver. O gökten indirdiğimiz, sonra yeryüzünün bitkileri ile karışan bir suya benzer. Sonra o bitki, rüzgarların kökünden savurduğu çer çöpe döner. Allah her şeye kadir olandır.

    (Kehf, 45)

     

    El-Muktedir: Her şeye gücü yeten... Kudretli.

    Yarattığı her varlığa belirli bir güç veren Allah-u Teala; belirlemiş olduğu zaman diliminde güçlerini tekrar ellerinden alarak kendi gücünü göstermiş olur.

    Fışkıran sudan yaratılıp da kendini bir şey zanneden insanoğlunu; on dakikalık bir kar yağışı ile evlerine hapsedip, uçak seferlerini iptal ettiren Allah-u Teala; gücünü her halükarda kullarına göstererek adeta;

    Ben güçlüyüm, siz güçsüzsünüz, benim gücüm karşısında hiçbir varlık dayanamaz, sizin gücünüz ise en ufak bir mikrop karşısında devrilir’ diyor.

    المُقَدِّمُ

    71. EL-MUKADDİM

    Allah’ım! Önce yaptıklarımı ve sonra yaptıklarımı bağışla. Gizli ve açıktan yapacaklarımı bağışla. İsrafımı, haddi aşmamı ve senin benden daha iyi bildiğin hatalarımı affet. Sen Rahmetinle dilediğini öne geçirir, dilediğini de kendi haline bırakarak geri koyarsın. Senden başka (ibadete layık hiçbir) ilah yoktur. (Müslim)

    El-Mukaddim: Arzu ettiğini öne alan, ileri geçiren.

    Her şeyin yaratıcısı dilemiş olduğu yaratığını öne alır dilediğini geri planda bırakır.

    İnsanlara dinini ulaştıracak peygam­be­ri milyonlarca insan arasından dilediğini seçerek öne alır.

    Kendisine koşarak gelenlere Rahmet ve Rahim kapılarını açarak dünya ve ahiretteki takva derecesini yükseltir, asi olanların derecelerini ise hayvanlardan da aşağı seviyelere düşürür. Tüm bunlar Allah’ın dilemesi ile olur ancak.

    المُؤخِّرُ

    72. EL-MUAHHİR

    Allah’ı sakın zalimlerin yaptıklarından gafil sanma. Onları gözleri dehşetle dışarı fırlayacağı bir güne ertelemektedir.

    (İbrahim, 42)

    El-Muahhir: Dilediğini geri bırakan. Tehir eden.

    Tüm kullarının maddi ve manevi tasarrufu elinde olan Allah-u Teala dilediği kulunu zenginlik, takva, zeka, basiret, üstün ahlak yönünden öne çıkarır; dilediğini de geri bırakır.

    Gece gündüz, yalvararak dua edenlerin dualarını hemen kabul etmeyip dilediği bir güne kadar erteleyebilir....

    Ticari hukuk’a riayet edip sün­netullaha uyarak gece gündüz çalışan kuluna zenginliği; dilediği güne kadar erteleyebilir... hatta hep fakir de bırakabilir.

    Asi olan kullarına gereken cevabı hemen vermemesi hem ‘Es-Sabır’ is­mi­nin tecellisidir hem de ‘El-Muahhir’ isminin...

    Dualarınıza hemen cevap gel­miyor­sa, ahlak, takva, zenginlik, zeka ve basiret bakımından sizden daha iyileri varsa onun yanında ‘El-Muahhir’ ismin tecellisini taşıyorsunuz demektir.

    الاَوَّلُ

    73. EL-EVVEL

    Rasulullah (sav) Rabbine şu sözlerle hitap etmektedir:

    Ey Allah’ım! Sen evvelsin, Senden önce hiçbir şey yoktur... (Müslim 4, 2084)

    El-Evvel: Başlangıcı olmayan.

    Tüm duyu organların, zekaların, akılların kilitlendiği bir isim; ‘El-Evvel’;

     ‘Başlangıcı olmayan’. Önce vardı, daha önce vardı, ve daha daha önceleri vardı...O hep vardı şimdide var. Ve hep var olacak...

    الاَخِرُ

    74. EL-AHİR

    Rasulullah (sav) Rabbine şu sözlerle hitap etmektedir:

    Ey Allah’ım! Sen Ahirsin, Senden sonra da hiçbir şey yoktur...’ (Müslim, 2084)

    El-Ahir: Varlığının başlangıcı olmayan Allah-u Teala’nın sonu da yoktur.

    Hiçbir mahlukatın az da olsa nasiplenemediği bir sıfat; ‘El-Ahir’...

    Tüm akılların, zekaların, düşüncele­rin v.s.’lerin kilitlendiği ve kapsama alanları dışında kalan bir sıfat...

    Allah’ın varlığının başlangıcı yok... ‘O hep vardı, şimdide var sonra da hep var olacak’ cümlesi sadece yüce yaratıcı için kullanılır.

    الظَاهِرُ

    75. EZ-ZAHİR

    Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bunlardan (ibret almaksızın) yüz çevirerek üzerlerinde (düşünmeden) geçer giderler.

    (Yusuf 105)

    Ez-Zahir: Varlığını ve birliğini belgeleyen bir çok delilin bulunmasıısın­dan apaşikar.

    Kulları tarafından tanınmak iste­yen Allah-u Teala; büyüklüğünü, gü­cünü, rahmetini, işitici ve görücü olduğunu, her şeye kadir olduğunu, tek olduğunu, öldükten sonra tekrar dirilteceğini kısaca tüm isim ve sıfatlarını ispat edecek o kadar çok deliller yaymıştır ki...

    İnsana düşen şey ise gördüğü her varlık karşısında Rabbinin sanatını ve büyüklüğünü görüp secde etmesidir...

    البَاطِنُ

    76. EL-BATIN

    O ilk’tir, son’dur, zahir’dir, batın’dır. O her şeyi bilendir.

    (Hadid, 3)

    El-Batın: Mukaddes zatı idraklere sığmayacak kadar yüce olan.

    İmam Gazali der ki: ‘Allah (c.c.) duyu organları ile idrak edilemez, bu cihetle batındır. Ve yine Allah’ın varlığı aklı deliller getirilerek ispat edilebilir. Bu bakımdan Allah (c.c.) zahirdir.

    Meniden yaratılan insanoğlu, melek ve şeytanın şeklini (yüzde yüz tutmasa da) hayal dünyasında şekil verebilir. Fakat Allah-u Teala’nın zatı için hayali bile söz konusu olamıyor. Neye benzeteceksin ki?

    الوَلِيُّ

    77. EL-VALİ

    Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onu ondan geri çevirecek yoktur. Zaten onların O’ndan başka koruyucuları da yoktur.

     (Rad, 11)

    El-Vali: Bütün kainatın yöneteni ve hakimi.

    Tüm vak’alara müdahale yetkisi ve gücü olan Allah-u Teala insanların sosyal hayatlarını da yakın murakabeye alır. Ve dilediği gibi yaşanılması için bir kıvılcım bekler. İnsanların en ufak bir değişim teşebbüslerinde yardımını esirgemez ve onlara razı olduğu bir yönetim şekli nasip eder.

    ‘El-Vali’ isminin tecellisini yine doğadaki diğer canlıların (Vahşi olan ve olmayan) müthiş bir uyum içinde yaşadıklarında, güneş, dünya ve ayın belirli bir yörünge etrafında hareket etmesinde, yani tüm alemde görebiliriz.

    المُتَعَالِيُّ

    78. EL-MÜTEALİ

    (O), gizliyi ve aşikareyi bilendir, büyüktür, yücedir.

    (Rad, 9)

    (Allah) hazırı da gaybı da bilendir, büyüktür, yücedir.

    (Rad, 9)

    El-Müteali: Yaratılmışlar hakkın-da aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce.

    Yücelik ve hükümranlıkta kendisine denk ya da kendisinden daha üstün bir varlık bulunmayan; mutlak anlamda yüce olan, övülmeyi hak edecek tüm vasfa sahip olan ve tüm noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah-u Teala’nın ‘El-Müteali’ ismi bizlere yüceler yücesi olduğunu gösterir.

    البَرُّ

    79. EL-BERR

    Çok iyilik eden, esirgeyen ancak O’dur.

    (Tur, 28)

    El-Berr: Kullarına karşı iyiliği çok olan.

    Allah’ın kullarına karşı olan iyiliği (nimeti)’ni yazmaya hiçbir mürekkep yetmez. Hangi iyiliğinden bahsedelim? Günahlarımızı affedeceğini bildirmesinden mi? Rızıklandırmasından mı? Az teşekküre bol sevap vermesinden mi? İşlediğimiz günahların karşılığını hemen vermeyip affedebileceğini bildirmesinden mi? Dualarımızın karşılığını vereceğini vaad etmesinden mi?... hangisinden bahsedelim.

    Eğer şu an yüzümüz gülüyorsa; bu Allah’ın ‘El-Berr’ isminin tecellisidir.

    التَوَّابُ

    80. ET-TEVVAB

    Allah, kötülükten yüz çevirerek tevbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.

    (İsra, 25)

    El-Tevvab: Kullarına tövbe kapılarını açan, onları tövbeye sevk edecek sebepler yaratan.

    Allah-u Teala’nın Büyüklüğünü ve kullarına karşı sıcak ilgisini bu isminde de görebiliyoruz.

    İstediğin kadar günah işlemiş ol, şeytan istediği kadar ümitsizliğe sevk etmiş olsun, Allah’ın (c.c.) büyüklüğüne, merhametine ve ‘Tevvab’ ismine sığınarak ellerini aç ve;

    ‘Ey bütün günahları bağışlayan Allah’ım! Senin Tevvab ismine sığınarak beni bağışlamanı istiyorum!’ de ve tevbenin gereklerini yerine getir defterin sağdan gelsin.[2]

    Allah’ın ‘Et-Tevvab’ ismine sığınmakla;

    * Allah’ın büyüklüğünü,

    * Affedildiğinde vaadi olan cennetin hak olduğunu,

    * Affedilmediğinde vaadi olan cehennemin hak olduğunu,

    * Tek bağışlayıcı mercînin Allah (c.c.) olduğunu,

    * Kendimizin aciz ve Rabbimize muhtaç olduğumuzu ispatlamış oluruz

    المُنْتَقِمُ

    81. EL-MUNTAGİM

    Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.

    (Duhan, 16)

    El-Muntagim: Zulüm etmeksizin intikam alan.

    ‘El-Muntagim’ isminin ilk muhatapları insanları dalalete düşürmek için yoğun çaba harcayan Allah’ın dinine savaş açanlardır. Allah-u Teala sınırsız sabır ve Rahmetinin gereği tevbe etmeleri için hem süre tanır hem de ölünceye kadar rızıklandırma­ya devam eder. İnatlarından vazgeçmeyenlere bazen bu dünyada ufaktan bir azabını dokundurur. (Kusurlarını açığa vurur, rezil eder, müzmin bir hastalık verir, açı çektiren ölümle canını alır vs.)

    Ama asıl intikam yeri öteki taraftır. Cehennem vizesini sol taraftan vermesiyle intikam odasına girdirmiştir. Artık orada ne azap hafifler, ne bir mola olur, ne yalvarmaya kulak verilir ne de oradan çıkarılması için torpil bulunur.

    ‘El-Muntagim’ olan Allah-u Teala Adildir ve hiçbir kimseye zulmetmez.

    العَفُوُّ

    82. EL-AFUVV

    Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.

    (Hacc, 60)

    El-Afuvv: Günahları silip sahibini cezalandırmaktan vazgeçen.

    İntikamı şiddetli olan Allah-u Tea­la aynı zamanda ‘Afuvv’ dur. İşlenecek hiçbir günah yoktur ki Allah’ın ‘El-Afuvv’ isminin muhatabı olmasın. Buna; ‘katil olmak, şirk koşmak, zina etmek, faiz yemek, vs. ...) da dahil.

    Ancak tövbe edilmeyip de ahirete taşınan şirk hariç.

    Allah’ın ‘El-Afuvv’ ismine (günahları gizleyen) günün her saatinde muhatap olmak mümkün.

    اَلرَّؤُفُ

    83. ER-RAUF

    Allah; sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz, Allah, Rauf’tur, Rahim’dır.

    (Bakara, 143)

     

    Er-Rauf: Kulları hakkında kolaylık murat eden.

    Yarattığı tüm canlıların ihtiyaçlarını gören ve onu düşmanlardan emin kılacak her türlü duygu ve hislerle donatan Allah-u Teala kullarına karşı çok Rauf’tur. Yani yaşamın tüm alanlarında kullarına kolaylık sunandır.

    Allah-u Teala’nın ‘Er-Rauf’ isminin tecellisini; ‘Gücümüzün dışında bir sorumluluk vermemesinde, unutarak ya da bilmeyerek işlediklerimizden hesaba çekmemesinde, haram kıldığı bazı şeyleri yeri geldiğinde ruhsat vermesinde, kısaca bir çok alanda’ görmek mümkün.

    Seferde iken farzları yarı yarıya kılmamız, hastayken oruç tutmayıp erteleyebilmemiz Allah’ın ‘Rauf’ isminin tecellisidir.

    المَالِكُ المُلْكُ

    84. MALİKÜ’L MÜLK

    (Resulüm) de ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik Senin elindedir. Gerçekten Sen her şeye kadirsin.

    (Al-i imran, 26)

    Malik’l-Mülk: Mülkünde dilediği gibi tasarruf edebilen.

    Dünya ve içindekiler Allah’ındır. Oturmuş olduğumuz ev, binmiş olduğumuz arabalar, uçaklar, tarlalarımız, bahçelerimiz, ev eşyalarımız, stoktaki mallarımız kısacası kendimiz de dahil her şey Allah’ındır.

    Allah-u Teala zenginliğinin ve imtihanının gereği insanlara mal vererek zenginleştirir ve onlardan şükür ve infak (zekat, sadaka, kendi yolunda olanlara vs.) etmelerini bekler.

    Bir zaman sonra tasarruf yetkisi kendisinde olması hasebiyle vermiş olduğu malları bir şekilde geri alır. (Yangın, deprem, hırsızlık, iflas, vs.) Ve kulunun sabrını ölçer.

    Eğer zenginseniz bilin ki mallarınızı ticari bir zekanızla kazanmadınız. Allah öyle diledi ve zengin oldunuz.

    Eğer fakirseniz yine bilin ki ticari zekasızlıktan fakir olmadınız. Allah (c.c.) öyle diledi ve siz fakir oldunuz.[3]

    ذُوالجَلالِ والاِكْرَامِ

    85. ZÜ’L CELALİ VE’L İKRAM

    Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.

    (Rahman, 27)

    Zü’l Celali ve’l İkram: Hem büyüklük sahibi hem de fazlı kerem sahibi.

    Büyüklüğünü hemen hemen her isim ve sıfatta dile getiren Rabbimizin övülmek istediğini bu isimde görmek mümkün.

    * Allah büyüktür; övülmek ister.

    * Allah (c.c.) kullarına olmadık zamanda ve mekanda farklı nimetler ikram eder; övülmek ister.

    * Allah (c.c.) akla hayale gelmeyecek çeşitlikte ve güzellikte canlı ve cansızlar yaratır; övülmek ister.

    Övülmeyi hak eden Rabbimiz çok büyüktür.

    المُقْسِطُ

    86. EL-MUKSİD

    Aralarında adalet ile hükmedilir. Ve onlara zulmedilmez.

    (Yunus, 54)

    El-Muksid: Kullarına muamelesi, tam adalet ve merhamet üzere olan.

    Adil olan ve adil olmamızı isteyen Allah-u Teala mazlumun hakkını sorarken zalime de haksızlık etmez. Sonuçta her ikisi de neticeye razı olur.

    Allah’ın ‘El-Muksid’ isminin tecellisini; koyduğu kanunlarda, tabiattaki canlılarda ve yaşamlarındaki ahenkte görmek mümkün.

    الجَامِعُ

    87. EL-CAMİ

    Mahşer vaktinde sizi toplayacağı gün, işte o zarar günüdür. (Ancak) kim Allah’a inanır, yararlı iş yaparsa, Allah onun kötülüklerini örter, onu (ve benzerlerini), içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur.

    (Teğabun, 9)

    El-Cami: Toplayıp düzenleyen, kıyamet günü hesaba çekmek için mahlukatı toplayan.

     

    Mahluklarının tamamı kontrolü altında olan Allah-u Teala için yaratmak da kolay, onları bir araya toplamak da...

    Müslümanlara hac etmelerini emreder. Ve aynı tarihte tüm dünya müslümanlarının verilen adrese akın ettikleri görülür. Japonu da, Amerikalı’sı da, Afrikalı’sı da omuz omuzadır.

    Cihadı emreder; bir bakmışsın ki Sibiryalı’sı da orada, İngiliz’i de...

    Allah, kıyametin kopmasını emreder; İşte o zaman tüm insanlar bir araya gelirler... ister istemez tabii...

    الغَنِي

    88. EL-ĞANİY

    Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye layık, ancak O’dur.

    (Fatır, 15)

    El-Ğaniy: Nimet rahmet hazineleri sonsuz olup hiçbir şeye muhtaç olmayan.

    Önce zengin olmanın tanımını yapmak lazım.

    Zengin: varlığını devam ettirmesinde hiç kimseye ihtiyacı olmayan demektir. Varlığını devam ettirmek isteyen insanoğlu da dahil tüm canlılar bir şekilde Allah’a muhtaç olduğu için fakirdirler. Tüm dünya ve içindekilerin bizlerin mülkü olduğunu düşünelim. Uykumuz gelince, hastalanınca, evlat sahibi olmak isteyince nerelere baş vuracağız?

    Tabi ki her durumda zengin ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’a.

    Allah-u Teala’nın ‘El-Ğaniy’ isminin tecellisini;

    ‘Her sene ürün veren ağaçlarda, balık aldığımız denizlerde, ırmaklarda, evlendiğimizde doğan bebeklerde, manav tezgahlarında, kısaca yerde, gökte ve denizlerde görmek mümkün.

    المُغْنِي

    89. EL-MUĞNİ

    O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan zalim, çok nankördür.

    (İbrahim, 34)

    ...Allah dilerse size lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.

    (Tevbe28)

    El-Muğni: Dilediğine zenginlik veren.

    Tüm mülkün sahibi olan Allah-u Teala’nın bu isminin tecellisini müslü­man olsun olmasın tüm zenginlerde görmek mümkün.

    Allah-u Teala dilediğini, dilediği yoldan zengin eder. Böylece hem kendi ismini tecelli etmiş olur hem de o kulunun ‘zenginlikle imtihanıiçin start vermiş olur.

    المَانِعُ

    90. EL-MANİ

    Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana hayır verirse, şüphesiz O her şeye kadirdir.’

    (En am, 17)

    El-Mani: Koruyucu sebepler yaratarak zararları önleyen, istemediği bir şeyin meydana gelmesini istemeyen.

    Kulları üzerinde maddi ve manevi tasarruf yetkisine sahip olduğunu bu isminde de görüyoruz.

    Allah-u Teala imtihanı gereği bazen kullarına hiç beklemedikleri bir anda bir musibet göndererek sabırlarını ölçer.

    Buradan şunu anlayabiliriz:

    Faili kim olursa olsun, ne şekilde olursa olsun, ister savaşta ister depremde, ister yangında, isterse de trafik kazalarında her hangi bir musibet gelmişse; Allah’ın takdiri ile olmuştur. Yani o musibetin isabetinde Allah’ın izni söz konusudur.

    Güçlü olduğunu, hastalara şifa, sıkıntılara deva vermenin tek mercii kendisi olduğunu bu ismi ile de dile getiriyor.

    الضَارُ

    91. ED-DARR

    ...Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek    olsa onların şefaati bana bir fayda vermez, beni kurtaramazlar.

    (Yasin, 23)

     

    El-Darr: Zarar verici şeyleri yaratan, dilerse kuluna zarar veren.

    Allah-u Teala, kullarını hastalıkla, candan ve maldan eksiltmekle imtihan eder. Bu üç kanaldan (hastalık, can ve mal) gelen musibetler, Allah’ın ‘El-Darr’ isminin tecellisidir. Sebepler ne olursa olsun tüm şerler Allah’ın bilgisi ve izni dahilinde isabet eder.

    Allah (c.c.) ateşi yaratmıştır; yemek pişirir faydalanırsın. Kendi iradeni kullanarak kendini yakmak istersin O ateş seni yakar, sana zarar verir, şer işlemiş olursun.

    ‘Ed-Darr’ ismine yakini iman sabrı da doğurur.

    Madem başıma gelecek tüm bela ve musibetler Allah’ın izni ile; o zaman neden sebeplerden korkayım ki…

     Madem başıma gelecek tüm musibetler Allah’ın izni ile; o zaman Rabbim benim sabrımı görmek istiyor der sabrederim.

    Dişiniz bile ağrısa Allah’ın (c.c.) ‘ed-Darr’ isminin tecellisindendir... (Allah’ın ‘Eş-Şafi ismine sığınıp d doktoruna gitmek yerinde bir davranıştır.)

    النَافِعُ

    92. EN-NAFİ

    De ki: Ben Allah’ın dilediğinden başka kendime her hangi bir fayda ve zarar verebilecek güce sahip değilim.

    (Araf, 188)

     

    En-Nafi: Dilediğine fayda veren.

    ‘Ed-Darr’ isminin tecelli ettiği kullarından, dilemiş olduğu kuluna ‘En-Nafi’ ismini tecelli ederek ona bir lütufta bulunmuş olur.

    İnsanlar üzerinde her türlü tasarruf yetkisi sadece kendisinde olan Allah-u Teala yine dilemiş olduğu kula dilediği şekilde fayda verir ve hiçte ihtiyacı olmadığı halde ondan teşekkür bekler.

    Aynı ilacı kullanan hastalarda ‘En-Nafi’ isminin muhatabı şifa görür!

    النُورُ

    93. EN-NUR

    Allah, göklerin ve yerin nurudur...

                                   (Nur, 35)

    Allah mü’minlerin dostudur. Onları zulmetlerden nura çıkarır.                (Bakara, 257)

    En-Nur: Alemleri nurlandıran, aydınlatan.

    Allah (c.c.) güzeldir, güzeli sever. Doğrudur, doğruları sever. Adildir, adil olanları sever. Alimdir, cehaleti sevmez.

    İnsanları karanlıktan kurtarıp ‘İmanla aydınlanmaları için Kur’an ve peygamberler göndermiştir.

    Artık her kim peygamberin getirdiklerine iman etmişse Allah’ın ‘El-Nur’ isminin parıltısını taşıyor demektir.

    Kendisini ‘Nur’lu olarak tanıtan Allah-u Teala’nın diğer isim ve sıfatları da aynı görüşte;

    ‘İman et, nurlan!’

    Allah-u Teala ‘El-Nur’ isminin tecelli­sini; ‘hidayete eren tüm insanlarda (hatta zencide de) gökteki yıldızlarda, güneşte ve ayda görmek mümkün.

     

    الهَادِي

    94. EL-HADİ

    ...Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbim yeter.

    (Furkan, 31)

    Şüphesiz ki Allah iman edenleri, kesinlikle doğru bir yola yöneltir.

    (Hac, 54)

    El-Hadi: Hidayet lütfederek batıldan ve dalaletten uzaklaştıran.

    Allah-u Teala dilediği kulunu karanlık­tan çıkarır, dilediği kulunu da karanlıkların derinliklerine iter.

    Allah-u Teala kimseye zulmetmez. Çağrısına kulak verenleri ‘El-Hadi’ isminin muhatabı yapar, davetine icabet etmeyenlerin de cehennemdeki ateşinin derecesini arttırır.

    Allah-u Teala’nın ‘El-Hadi’ isminin tecellisini;

    ‘Yeni müslüman olanların yaşantıla­rında daha net bir şekilde görmek mümkün.’

    البَديعُ

    95. EL-BEDİ

    O göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece ‘OL’ der, o da hemen oluverir.

    (Bakara, 117)

    El-Bedi: Eşi benzeri olmadan örneksiz yaratan.

    Allah-u Teala yaratmak istediği zaman o şeye ‘ol’ der ve o şey; modeliyle, güzelliğiyle, ince sanatı ile hemen oluverir. Yaratılan her şey modeli ile beraber yaratılmıştır.

    Domatesin yaratılış projesinde (renginde, şeklinde, tadında ve kokusunda) salatalığın ya da her hangi bir varlığın katkısı yoktur.

    Allah zengindir. Milyonlarca çeşit canlı ve cansız yaratan Allah-u Teala ‘model’ üretme bakımından da zengindir.

    İnsanoğlu icat ettiği (Allah’ın dilemesi ile tabi) her şeyin modelini Allah’ın sanatından kopyalamıştır. Oyuncaklardan tutun da, savaş araçlarına kadar...

    البَاقِي

    96. EL-BAKİ

    ... O’nun zatından başka her şey helak olucudur.

    (Kasas, 88)

    Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacak.

    (Rahman, 27)

    El-Baki: Varlığının sonu olmayan. Mahlukat yok olduktan sonra varlığı devam eden.

    Önce, yalnızca Allah vardı. Daha sonraları Melekleri, Cinleri, kainatı ve insanları yarattı. Yarattığı her varlığa bir ömür biçti. Bazılarının ömrü bir dakika, bazılarının ömrü 50 yıl, bazısının ki ise kıyamete kadar. (Taşlar, hava, su gibi)

    Gün gelecek cennet, cehennem, melekler, peygamberler ve insanlar yok olacak. Hatta tüm kainat... Yalnızca Allah’ın zatı kalacak. Sonra hayatı tekrar başlatacak... Sizce kim güçlü?

    الوَارِثُ

    97. EL-VARİS

    Biz, refahından şımarıp azmış nice şehri helak ettik. İşte meskenleri; kendilerinden sonra bunların pek azından oturuldu. (Onlara) biz varis olmuşuzdur.

    (Kasas, 58)

    El-Varis: Her şeyin tek hakiki sahibi Allah-u Teala, mülkünü imtihan edilmesi için belirli bir müddet emaneten insanlara verir.

    Kendilerine emanet edilen mülkü kabul eden insanoğlu onu sahiplenir. Bir müddet kullandıktan sonra vasiyet yazıp sırtındaki ceketi bile çıkararak dünyayı terk eder. Bu silsile evlattan toruna, torundan da diğer nesillere kadar devam eder. Önce Allah’ın olan mülk, sonra yine Allah’a kalır.

    الرَشِيدُ

    98. ER-REŞİD

    ...Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır. Kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın!

    (Kehf, 17)

    Er-Reşid: İnsanları hayırlı yollara irşad eden.

    İnsanların hidayete ermesi tamamen Allah’ın iznine bağlıdır. Çünkü kalpler Allah’ın elindedir.

    Peygamber de dahil hiçbir davetçi edip, alim, profesör ve büyücü; insanlara hidayeti sağlayamazlar.

    Eğer hidayet insanların elinde olsaydı, Resulullah’ın (sav) yoğun daveti neticesinde amcası müslüman olurdu.

    Davete 950 yılını veren Nuh (as.), küfür üzerine boğulan evladı dahil gemiyi insanlarla doldurmak isterdi...

    Hidayetin tamamen Allah’ın elinde olmasının yani ‘El-Reşid’ isminin tecellisini;

    ‘Müslümansanız kendi nefsinizde görmeniz mümkün.’

    الصَبُورُ

    99. ES-SABUR

    Biz onu (kıyamet günü) sadece sayılı bir müddete kadar bekletiriz.

    (Hud, 104)

    Es-Sabur: Azap etmekte acele etmeyen, cezayı belli bir vakte kadar tehir eden.

    Kullarını her saniye gözeten Allah-u Teala kendisine ve dinine savaş açan insanlara gerekli cevabı verecek kudrete sahip olmasına rağmen ertelemesi O’nun sabrının ne boyutta olduğunu gösteriyor.

     Senin sözün dinlenilmeyecek; sen ikram edeceksin, sana inanmayacaklar; ikramına devam edeceksin, senin sevdiğin insanlara zulmedecekler; ikramına devam edeceksin, sana savaş açacaklar; ve sen onlara ikram edeceksin, bol bol mal ve evlat vereceksin... Vallahi bu sabrı ancak Allah (c.c.) gösterir.

    Allah’ın (c.c.) ‘Es-Sabur’ isminin tecellisini her toplumda görmek mümkün.

    İsim ve Sıfatlar Işığında
    Allah
    İnancı Nasıl Olmalı?

    Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisini nefsimizde ve tabiatta görüp okuyabilmişsek Allah inancımız şöyle şekillenir:

    Allah (c.c.) her şeyi her an görür, her an işitir ve kalpten tüm geçenleri bilir.

    Yapılan dualara ve isteklere aracı ihtiyacı hissetmeden işitir ve karşılığını verir.

    Gaybı; kendisi ve dilediği peygambere dilediği miktarda bildirmesi dışında kimse bilemez.

    Allah (c.c.) her hangi bir kuluna pozitif yada negatif bir musibet dilemişse dünya bir araya gelse engel olamazlar.

    Tüm her şey O’nun kontrolünde ve O’nun izni ile gerçekleşir. Hatta bir yaprak bile O’nun izni ve kontrolü dahilinde kımıldar ve düşer.

    Yerin ve göğün tüm hazinelerinin sahibi olması vesilesiyle dilediği kulunun zengin dilediğini de dilediği zaman, dilediği kadar fakir kılabilir.

    İnsanların en iyi şekilde (emniyetli ve adaletli) nasıl yaşayacaklarını şüphesiz en iyi bilendir. Yaratan bilmez mi?

    İyi Bir Allah İnancı
    Amele Nasıl Yansır?

    İyi bir Allah inancına sahip olan bir insanın yaşayışı biraz farklı olur. Ne gibi?

    Ümit ve korku dengesini yakalayabileceği için Allah (c.c.) ile irtibatını canlı tutar ve günahleme oranını aşağı çeker.

    O’na bir an önce kavuşmayı dileyeceği için bolca salih amel işler.

    Tanıdığı Allah’ı (c.c.) seveceği için vaadlerine (cennetine ve cehennemine, günahları bağışlayabileceğine vs.) müthiş bir güven duyar ve en ufak bir güvensizliğe düşmez.

    Zengin ya da fakir bile olsa O’nun dilemesi ile olduğunu bildiği için, gurur, kibir ve isyana yer vermeyip sabır ve şükür örneğini sergiler.

    Dua ve isteklere cevap verecek mercinin Allah (c.c.) olduğunu bildiği için insanların ellerine bakmaksızın müthiş bir tevekkül örneğini sergiler.

    Dil sürekli Allah’ı zikirle ıslak kalır.

    Dünya hayatının tiyatro sahnesinden ibaret olduğunu görür ve tüm yatırımını ahirete yapar.

    Sevdiğinin sevdiklerini sever, sevmediğini sevmez...

    Can ve malı en ufak korku ve endişe duymadan masaya yatırır!

    Rızık endişesi hissedilmeyeceğinden hayatın her safhasında sabır ve şükür görülür.



    [1] Allah’ın herhangi bir isim ve sıfatını ölü yada dirilere atfedilmesi gibi...

    * Lütfen Arapçasından okuyunuz.

    * Lütfen Arapçasından okuyunuz.

    * 7.4 Kocaeli depremi.

    [2] Hesap günü Cennetlik olanlara Cennet vizesi sağdan uzatılır.

    [3] Allah (c.c.) bir kuluna zenginlik yada fakirlik dilemişse gerekli sebepleri de yaratır.

    ________________ oOo _________________

    FEYZULLAH BİRIŞIK

    Feyzullah Birışık: 1969 Malatya doğumlu. Kitaptaki adreste tekstil işiyle meşgul. Aynı zamanda Karınca Yayınlarının da sahibi.

    ESMÂÜ’L-HÜSNÂ

    KARINCA YAYINLARI

    Soğanağa Camii Sk. Büyük Tulumba Çıkmazı No: 5/9 Beyazıt/İstanbul

    Tel: (0212) 638 46 66

    Feyzullahkarinca@mynet.com









  • Konularına Göre Hadis Meali veya Konularına Göre Hadis Fihristi Okuyabilir, bilgisayarınıza indirebilir ("RAR" İndir Linki), ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek ve değiştirmemek koşuluyla site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz. v..d.. Download / İndirdikten Sonra Üçretsiz Dağıtabilirsiniz..

    En iyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir   Eraykitap ilmin kisa yolu

  • سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
  • Tirmizî’nin bir rivayeti şöyledir: 2663- Ebû Rafî (r.a.)’den rivâyete göre, -başkaları bu hadisi merfu olarak rivâyet ettiler şöyle demiştir: “Dikkat edin! Sizden birinizi; emrettiğim veya yasakladığım konulardan birisi kendisine ulaşınca koltuğuna yaslanmış durumda iken, bilmiyorum Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız (hadisleri tanımayız derken) bulmayayım.

    İLİM BÖLÜMÜ / BÖLÜM: 10 Ø HADİSLERİ İNKAR EDENLER DE OLACAK MI? HADİS NO: 2663 / DEVAMI İÇİN BKZ...